Esas finansal deprem kapıda -(TAMAMI)

Ekonomist Uğur Civelek finansal kriz sonrası dünya ekonomisini Aydınlık’a anlattı

Esas finansal deprem kapıda -(TAMAMI)
12 Mayıs 2013 Pazar 22:36

Gelişmiş ülkelerdeki durgunluğun gelişmekte olan ülkeleri de etkilediğini belirten Civelek, bu ülkeler gelişmişler gibi para basamayacağı için sıranın ana finansal depreme geldiğini söyledi

Parasal genişleme sonucu oluşacak enflasyonu kontrol altında tutmak için altın fiyatlarının baskılandığını kaydeden Civelek, ‘Yapmadıkları şeyleri yapar hale geldiler’ diye konuştu

Dünya ekonomisi 2008’deki küresel kerizden bir türlü çıkamıyor. Merkez kapitalist ülkelerdeki durgunluk parasal genişlemeye rağmen sürüyor. Bu durumun daha ne kadar süreceğini ve önümüzdeki süreçte dünya ekonomisini nelerin beklediğini Dünya Gazetesi ve Milli Gazete köşe yazarı Ekonomist Uğur Civelek ile konuştuk.

- 2008’de yaşanan küresel krizden sonra dünya ekonomisinde değişen ne oldu?

Dünya ekonomisinde değişen hem çok şey var hem hiçbir şey yok. Değişen çok şey var derken, kriz derinleşti. 2008’deki kriz sadece ABD’nin durgunluğa girmesi nedeniyle dolaylı olarak dünyayı sarstı. O esas deprem dalgası değilmiş, öncü imiş. Zaman geçtikçe bunu anlıyoruz. Olumlu yönde düzelme veya kalıcı çözüm yönünde hiçbir gelişme, düzelme yok. Ama değişme var. Japonya, AB, ABD gibi tüm gelişmiş ülkeler içinden çıkamayacakları bir durgunluğa girdiler. Para basarak durgunluğun derinleşmesini önlemeye çalışıyorlar.

Sıra gelişmekte olan ülkelerde

Yaşam standartlarını çok aşağı çekmeden gelir açıklarını kapatmak için anormal bir sermaye hareketi, gelişmekte olan ülkelere akmaya devam etti. Kriz öncesinde olduğu gibi. Ve gelişmekte olanların da potansiyeli büyük ölçüde tüketilmiş durumda. Şimdi sıra geldi ana finansal depreme. Bu ne zaman ne koşulda yaşanacak? Burada gelişmekte olan ülkelerin durgunlaşması diğerleri durgunluktayken çok daha sert geçişlerin olabileceğini düşündürüyor.

Şimdi 2008’den bu yana ne değişti deyince; önce ABD’yi biliyorduk ama Avrupa’nın durumu daha dramatikmiş, buna Japonya da eklendi. Orta Doğu ve Kuzey Afrika’nın karıştığını gördük. Arap Baharı dediler, hafife aldılar. Ama şimdi esas büyük dalga geliyor. En çok paranın son 10 yılda gittiği gelişmekte olan ekonomiler durgunlaşıyor. Bir şeyler artık eskisi gibi olmayacak. Yani emtiaları bastırarak bir şey yapılamaz.

Avrupa’da büyüme yolunu açık tutalım denilerek durumu kolaylaştırmak mümkün değil. Yani gelişmişlerin son beş yılda yaşadıklarını gelişmekte olan ülkeler yaşamaya gidiyor ama onlar gelişmişler kadar esnek değil. Öyle parasal genişlemeye gidemezler. Zor koşullara dayanma güçleri daha zayıf. Yani açıkçası önümüzü kesinlikle net göremiyoruz. Neler olacağını biliyoruz. Ama ne zaman ne sertlikte olacağını bilmiyoruz. Yönetimlerin günü kurtarmaktan başka bir şey yapamadıklarını, insanlara güven vermek için hayal tacirliği yaptıklarını görüyoruz. Şu an dünyada dürüst konuşan siyasi irade yok.

- En son Ali Babacan’da ‘AB günü kurtarıyor’ dedi. Sizce Türkiye ne yapıyor?

Türkiye de günü kurtarıyor. Frene mi basalım gaza mı basalım derken, başka tercih kalmamış gibi fren tercihine odaklanıldı. Ama Türkiye de durgunlaşıyor. Belki iki yıl önce biraz tedbirli gitme ihtimali vardı. Şu an tedbirli gitme ihtimali kalmamış, geçen yıl 2.2 büyüme dediler. Bu da gerçeği yansıtmıyor ama ekonomide ciddi bir daralma var. Bu yılın ilk çeyreğinde o bile yok, rakamlar onu gösteriyor. Tedbirli olma şansını da tüketti Türkiye, gaza basmak dışında seçeneği yok. 6 ay önce söylenenlerin hepsi değişiyor. Türkiye’nin çaresizliği 2008 krizinden bu yana en tepe noktasına çıktı.

Negatif reel faiz çaresizliktir

Reel faizleri negatife indiriyorsun iş dünyasının buna alışmasını bekliyorsun. Ben de bakıyorum. Negatif reel faizlere alışılmaz, bu çaresizliktir. Bir süre yan tesirin çıkmasını engelleyebilirsin. Ama kontrol edemezsin. Ben bakıyorum param var negatif reel faiz yüzünden eriyor. Yabancı sermaye sürekli kurdan kaybedecek karı eriyecek bekler mi burada? Cari açığı patlatmaya koşuyorsun. Babacan ve Çağlayan farklı şeyler söylüyorlar ama ihracat artmayacak. Gelişmişler durgun gelişmekte olanlar durgunlaşıyor. İç talep artışına ihracat artışına koşulsa da ekonomi büyümeyecek bu açığa çıktı. Yılın ilk üç ayında büyüme yok, ikinci çeyrek döneminde iş kolunda fazla mesailerin kalkmasıyla daralma olduğu açığa çıkıyor. Eksi bir büyüme göreceğiz ikinci çeyrekte. Çağlayan, iç talep artmalı diyor ama iç talep artarsa cari açığı patlatmaya gidiyorsun. Durum, onların dünyasından baktığımızda da kötü bizim açımızdan baktığımızda da kötü.

- G20’nin son yapılan bahar toplantısında keskin ayrılıklar olduğu görüldü. Bunu neye bağlıyorsunuz?

Ben yıllardır yazıp söylüyorum; günü kurtarmak çözüm değildir. Kalıcı çözüm önemli. Günü kurtaran yaklaşımlara teveccüh edenlerin benim için değeri yok. Bunu çözüm olarak sunanların da liderlik yeteneği yok. Ülkelerinin daha zor duruma düşmesini engelleyemezler. Herkes para basalım derdinde. Ama hareket yeteneği daralmış, o elbiseye girilmiyor artık. Tek rekabet avantajı olan sanayide, rekabet avantajı da yitirilmiş. Yeni bir şey ortaya konulamıyor. Finansal kaldıraçlarla gün kurtarılıyor. Her şey Merkez Bankalarının para basmasına bağlanıyor. Belli ki, Avrupalı siyasiler umudunu kaybetmiş.

Batı havanda su dövüyor

Dünyanın yeni konjonktürü (geçerli durum) Avrupa’ya uymuyor. Avrupa’da bu yeni duruma uyamıyor. ABD’de de bir takım uyumsuzluklar var ama en çok Japonya ve Avrupa Birliği. Bunların sıkıntısı daha büyük olacak. G20’ye baktığınızda şunu da görüyorsunuz. Orada yalnızca AB-ABD yok, çoğunluk onlar ama IMF’yi de görüyoruz. O neler söylüyor? IMF iki gün önce neye olmaz diyorsa şimdi olur diyor. Onların da başına taş düşmüş, çözümsüzlüğü kabul ediyorlar. Sessiz gidenler var; Çin, Hindistan, Brezilya. Bunlar da G20’nin içinde ama sesleri çıkmıyor. Onlar başka stratejiler peşinde yeni dünya düzeni konusunda diğerlerinin bir adım atmayacağını fark etmişler. Hiç tartışmaya da katılmıyorlar. Gidip geri dönüyorlar. Batı kendi içinde tartışıyor. Havanda su dönüyor. Birbirine güvenini de kaybediyor.

- Halk kitleleri olan bitenin farkında mı?

Halk olan bitenin çok farkında değil. Farkında olan kesimler de var ama çoğu farkında değil. Çünkü farkında olunmaması için, medyanın büyük bir kesimiyle ellerinden ne geliyorsa yapıyorlar. 60 ülkede aynı programlar, aynı uyuşturucu yayınlar devreye giriyor. İnsanlar içmeden sarhoş olur hale getirildi. Ve insanların akıl nefis ilişkileri tersine çevrildi. İnsanların gelirleri azalırken borçlarının büyüdüğünün farkına varmasını önlediler. Ama herkes bir iki yıl içinde bunların farkına varacak. Sanki çok alkol almış birinin sabah uyandığındaki baş ağrısı gibi. O zaman da kimseyi dinlemeyecekler ve işte dünyada parasal genişlemenin de sonu gelecek. Hiç bir şeyin eskisi gibi olmaycağı ama sıkıntıların birbirini takip edeceği bir dönem kapıyı çalacak.

 


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.