Ekonomide IMF vesayeti sürüyor -(TAMAMI)

AKP’nin IMF aldatmacası

Ekonomide IMF vesayeti sürüyor -(TAMAMI)
15 Mayıs 2013 Çarşamba 09:20

AKP Hukumeti, Turkiye’nin borcunun son taksidini odemesiyle IMF ilişkilerinde yeni bir donemin başladığını savunuyor. 1998 yılında IMF ile yapılan anlaşmaya dikkat ceken iktisatcılar, AKP’nin ekonomide aynı programları uygulamaya devam ettiğine işaret etti

Türkiye, IMF ile 2005 yılında yaptığı stand-by anlaşması uyarınca kullandığı kredinin son taksidini dün ödedi. AKP iktidarı ve medyanın IMF borçları konusunda halkı yanıttığına dikkat çektiğimiz ‘Borçlar bitmedi katlandı’ başlıklı dünkü haberimizde, IMF kredilerinden en çok AKP Hükümeti’nin yararlandığını yazmıştık. Buna karşın Türkiye’nin toplam dış borçlarının ise 2.5 kat arttığına işaret etmiştik. IMF’nin acı reçetelerinin yükünü çeken halkımıza yanlış anlatılan bir başka konu ise, IMF’nin artık Türkiye’ye direktifler vermeyeceği. IMF ile ilişkilerde yeni dönem diye yansıtılan bu süreci Türkiye’nin önde gelen iktisatçılarına sorduk.

1998’deki anlaşma uygulanıyor

‘Artık Türkiye kendi yolunu kendisi çizmekte; hatta IMF’ye borç veren bir ekonomi konumuna yükselmektedir’ gibi yorumların ekonominin gerçekleriyle bağdaşmadığını ifade eden Prof. Dr. Erinç Yeldan, “Dünyadaki değişen durum nedeniyle artık IMF’den borç almak cazip değil. O yüzden başka kaynaklardan borçlanılıyor” dedi.

IMF’ye olan borcun bittiğini ama uygulanan programların devam ettiğini belirten Yeldan, Türkiye ile IMF ilişkilerinin uzun bir geçmişi olmasına karşın, özellikle 1998 Yakın İzleme Anlaşması’nın dikkat çekici olduğunu kaydetti. 1998 yılındaki anlaşmanın, 24 Ocak 1980 ve Türkiye’nin sermaye hareketlerine tam serbestlik tanıdığı 1989 Ağustos’undaki uygulamarla benzer olduğuna vurgu yapan, Prof. Yeldan, bu durumun yakın iktisadi tarihte önemli bir dönemeç olduğunu bildirdi.

Bağımsız Sosyal Bilimciler olarak IMF ile Türkiye ilişkilerini inceledikleri ‘IMF Gözetiminde On Uzun Yıl, 1998-2008: Farklı Hükümetler Tek Siyaset’ başlıklı raporu hatırlatan Yeldan, oradaki şu görüşlerin hala geçerliliğini korduğunu bildirdi: “Uluslararası ve yerli finans sermayesine sermaye hareketleri üzerine sınırsız serbestlik güvencesi sağlayarak yüksek finansal getiri sunmak. İşgücü piyasalarını kuralsızlaştırma ve esnekleştirme yöntemiyle ucuz işgücü deposu haline dönüştürerek katma değeri düşük teknolojilerde uzmanlaşmak ve sanayini uluslararası şirketlerin taşeronu olarak geliştirmek. Üretimde ithal girdi kullanma ve ithal mal tüketme eğiliminin kuvvetlenmesine izin vererek finansmanı esas itibarıyla spekülatif sermaye tarafından sağlanan bir ucuz ithalat cennetine dönüşmek. Kamu hizmetlerini ticarileştirerek vatandaşları ‘müşteriye’, kamu hizmeti üreten kurumları ‘ticari işletmeye’ dönüştürmek; kamu iktisadi kuruluşlarını yerli ve uluslararası özel sermaye şirketlerine doğrudan yabancı sermaye cezbetmek uğruna yok pahasına satmak.”

Yakın İzleme Anlaşması sonrası süreçte yapılanların Türkiye’nin hedeflerini kendisinin belirlediği bağımsız, kalkınma stratejisinin önündeki en büyük engel olduğunu vurgulayan Yeldan, “AKP hükümeti de kendinden önceki diğer sermaye partileri gibi, söz konusu programın uygulanmasında öncülük etmektedir” diye konuştu.

IMF’ye borçları AKP artırdı

AKP’nin ‘bizden önce çlanıldı, biz borçları ödedik’ izlenimi yarattığını ama gerçekte AKP’nin IMF’ye olan borçları daha da artırdığını söyleyen Prof. Dr. Korkut Boratav, “2005 Mayıs ayında AKP 10 milyar dolar daha borçlanmıştı. Yani IMF’ye ödenen borcun bir kısmını zaten AKP almıştı. 2008’e kadar vadeli bir borçtu bu. Türkiye’nin dış borçlarına genel olarak baktığımızda özel sektör borçları tırmanmıştır. Bu borcun 101 milyar doları kısa vadelidir. Yani 1 yıl içerisinde ödenmesi gerekir. Buna ortadan kaldırılamayan, sürekli şişen ve kronikleşmiş cari işlem açığının finansman yükünü de eklerseniz, 50-60 milyar dolar. 1 yıl içinde Türkiye’nin hem kısa vadeli dış borç hem de cari işlem finansman yükünü ortaya koyuyor (150 -160 milyar dolar). Bu paranın Türkiye’ye girmesi lazım ki döndürülebilsin” bilgisini verdi.

Türkiye’nin borçlarının 10 yılda yaklaşık 3’e katlandığını vurgulayan Boratav, şöyle konuştu: “Resmi borçların ödenmiş olması hiçbir anlam ifade etmiyor. Özel sektörün borcu devamlı olarak tazyik altındadır. Döviz kurunda bir sıçrama olur dış borç yükü altında olan şirket ve bankalar olağanüstü bir gerilime ve belki de krize sürüklenirler. Merkez Bankası’nın ana endişesi de ‘Aman döviz kurunun tırmanmasın ve dışarıdan para gelsin de borçlanmaya devam edelim’ noktasındadır. Devletin borç yükü ile ilgili konuşma yaparken IMF borcundan ziyade toplam borcun üzerinde durulması ve AKP’li yıllarda borcun nasıl tırmandığının açıkça ortaya koyulması gerekir.”

AKP görgüsüz zenginler gibi

Türkiye’nin şuanki borcunun 3’te 2’sinin özel sektöre ait olduğuna işaret eden Prof. Dr. Aziz Konukman da, “Birey olarak örnek vermek gerekirse, ben bir yere borcumu başka yerlerden aldığım borç sayesinde ödüyorum. Peki, bu benim borcumu azaltıyor mu? Azaltmıyor. Ama kimse bundan bahsetmiyor. Hovarda gibi borç alıp oraya buraya borç verir gibi bir de “IMF’ye borç veriyoruz” diyorlar. Bunun izahı yoktur” ifadelerini kullandı.

“Devlet olarak bir sürü borcunuz var, aldığınız borçların bir kısmı ile IMF borcunu kapatıyorsunuz üstelik IMF’ye borç veriyorsunuz. Ama öbür borçlardan söz etmiyorsunuz” diyen Konukman, çünkü kamuoyunun en yakından takip ettiği alacaklının IMF olduğunu bildirdi.

Yandaş basının yaptığının ise ‘yandaş iktisatçılık’ olduğunu ifade eden Prof. Konukman, “Diğer bir konu ise, Türkiye’den daha fazla borç verenler var IMF’ye. İspanya gibi, İtalya gibi hem de hepsi krizde. IMF o para için yalvarıyor değil, gönüllü bir şey ‘isteyen versin’ diyor. AKP ise bunu ideolojik olarak kullanıp, görgüsüz zenginler gibi ‘Şuraya şu kadar yardım yaptım’ diyor. Ama AKP borcu olan görgüsüz zengin. Borçlanarak hovardalık yapıyor” dedi.

 


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.