Devrimci iradenin babası Mithat Paşa - 1

Abdülhamit, Mithat Paşa'yı boğdurduğunda öldüğüne inanamamıştı. Haksız da değil. Yitik bir imparatorluğun küllerinden bağımsız bir cumhuriyet, devrimci iradenin kararlılığıyla doğmak üzereydi Türk halkı, devrimcileri...

Devrimci iradenin babası Mithat Paşa - 1
08 Mayıs 2014 Perşembe 08:50

mithatpasa

Abdülhamit, Mithat Paşa'yı boğdurduğunda öldüğüne inanamamıştı. Haksız da değil. Yitik bir imparatorluğun küllerinden bağımsız bir cumhuriyet, devrimci iradenin kararlılığıyla doğmak üzereydi

Türk halkı, devrimcileri "yargılayan" çadır mahkemeleriyle Ergenekon'la tanışmış değildir. 27 Haziran 1881'de Yıldız Sarayı'nın çevresinde kurulan çadır mahkemesinin bir numaralı sanığı Türk devriminin öncülerinden Mithat Paşa'ydı. "Abdülaziz'i öldürmek"ten yargılansa da ortada ne cinayet vardı ne de faili. İddia makamı devrin padişahı II. Abdülhamit olunca işkencede 'öten' sanık, yalancı tanık ve hükmü peşinen vermiş yargıç bulmak çok da zor olmamıştı. Mahkemenin birinci başkanı Mithat Paşa'nın Tuna Valiliği zamanında uygunsuz davranışları nedeniyle görevinden aldığı Sururi Efendi'ydi. Dönemim Adliye Nazırı Mecellenin yazarı ünlü Ahmet Cevdet Paşa bile bu tertipte rol almış, dahası "sanıkların" savunmalarını bile yapamadığı iki gün boyunca yargıçların arkasında oturarak sergilenen oyunu "denetlemişti."

Minare için kılıf

"Resmi tarihçi" diye bizim liboşların dudak büktüğü İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Yıldız Mahkemesi gerçeğini bizzat Abdülhamit'in hazırlattığı mahkeme dosyasına dayanarak kaleme almıştır. Mithat Paşa'nın hayatını anlattığı üç eserin kronolojik bakımdan ikinci cildini teşkil eden "Mithat Paşa ve Yıldız Mahkemesi" adlı kitabını, üçüncü ciltten 17 yıl sonra 1967'de yayınlayabilmiştir. Çünkü yazar Abdülaziz'in ölümü konusundaki sis perdesini ancak Yıldız Sarayı'nın arşivi açılınca aralayabilmiştir ve o belgelerdeki gerçek ortadadır: Yıldız Mahkemesi Abdülaziz'in intiharını cinayet gibi göstererek "faillerini" ortadan kaldırmak için kurulmuş uyduruk bir mahkemedir.

Boynu vurulanların cumhuriyeti

Mahkeme uyduruk, iddialar asılsız, tanıklar yalancı olsa da hâkim güçler açısından Mithat Paşa hiç de "günahsız" değildi. Meşrutiyetin mimarı, Türk çağdaşlaşmasının öncüsü, iktisadi kalkınmanın uygulayıcısı Mithat Paşa, Abdülhamit ve şürekâsının korkulu rüyasıydı. Öyle ki Abdülhamit, Taif Zindanında boğdurduğu Mithat Paşa'nın kellesi, huzuruna gelene kadar öldüğüne inanmamıştı. Haksız da değildi. Yitik bir imparatorluğun küllerinden bağımsız bir cumhuriyet, boynu vurulan devrimci iradenin kararlılığıyla doğmak üzereydi.

Emperyalizme direnen paşa

Mithat Paşa, sadrazamlık koltuğuna ikinci kez oturur oturmaz İngiliz sömürgeciliği ve Çarlık yayılmacılığına karşı neredeyse tek başına mücadele etmek durumunda kalmıştı. Üstelik bu direnişi Sultan Abdülhamit tarafından emperyalistlere şikâyet edilmişti.

1875'teki Hersek Ayaklanması, onun devamındaki Bulgaristan Ayaklanması ve Osmanlı-Sırp-Karadağ Savaşları'ndan Osmanlı'nın galip olarak çıkması, Rusya'nın Bab-ı Ali'ye verdiği ültimatom ve sonrasında altı "büyük devlet"in İstanbul'da bir konferans toplamasına kadar varmıştı. Osmanlı'nın önüne Romanya, Sırbistan ve Karadağ'ı hemen hemen bağımsız hale getiren, Bulgaristan için teklif edilen düzenlemelerle ise fiili olarak Avrupa Türkiye'sini İstanbul civarından ibaret bırakan bir proje konulmuştu. "Reform" diye adlandırdıkları bu projeyi denetlemek içinse emrinde beş yüz bin kişilik askeri gücü bulunan uluslararası bir komisyon kurulması ve bu komisyonun yasama yürütme ve yargı gücüyle donatılması öngörülmüştü.

Bağımsızlık fikriyle zıt

İngiliz milletvekillerinden Argyll bu projeyi şöyle özetlemişti: "Türkiye'ye sunulan teklifleri bağımsızlık iddiasında bulunan bir hükümetin kabul etmesi mümkün olamaz. Bu teklifler bağımsızlık fikriyle zıttır. Teklifler yabancı denetimi öngördüğünden baskı yapılmaksızın kabul edilmesini beklemek büyük ölçüde boştur."

'Hiçbir Türk nazır kabul edemez'

Nitekim Sadrazam Mithat Paşa, projeyi kendisine sunan İngiliz Büyükelçi Henry Elliot'a "Yürütme ve yasama yetkileriyle donatılmış ve yabancılardan oluşacak bir uluslararası kontrol komisyonunu hiçbir Türk nazır kabul edemez. Evet, savaş imparatorluğu yıkar. Ama şerefsizce boyun eğmek de sonuçta öldürücü olur. Şerefsizce ölmektense şerefle savaşıp ölmek evladır" yanıtını vermişti.

Aynı elçi bu sefer Sultan Abdülhamit'in kapısını çalmış, Abdülhamit'in yanıtı ise "Komisyonda yalnızca İngiliz ve Fransızlar olsaydı bir sorun olmazdı. Ama öteki devletlerin komiserleri hakkında aynı duyguları beslemiyorum" olmuştu.

'Padişah olsaydı...'

Birkaç gün sonra yapılan ziyaretlerde ise Abdülhamit "projeyi kabul edebileceğini ama nazırları ikna edemeyeceğini ve tahtını kaybetmekten korktuğunu" söylemişti. İngiliz baş delegesi Salisbury Abdülhamit'e "Nazırlarının etkisinde kalmaması ve otoriteyi kendi eline almasını" telkin etmişti.

18 Ocak'ta toplanan genel meclis oybirliğiyle projeyi reddetmişti. Mithat Paşa haklı çıkmıştı. Konferans dağılmış ve Salisbury Londra'ya şu telgrafı yazmıştı: "Padişah yeterince otoriteyi ele alabilmiş olsaydı konferansın sonucu daha tatminkâr olurdu."

'Devlet halka hizmet için var'

Mithat Paşa, tarihimizin ilk anayasasının yürürlüğe girdiği 1876 Meşrutiyetiyle cumhuriyete giden yolun önünün açılmasına öncülük etmişti. Görev yaptığı vilayetlerde eşitlik ve hürriyet kavramlarını hayata geçirerek Osmanlı topraklarında hızla yayılan etnik milliyetçiliğin önüne kısa süreliğine de olsa set çekmeyi başarmıştı. Vilayet yönetimlerinde halka sorunları çözmede inisiyatif tanımış ve bunu kurduğu meclisler sayesinde hayata geçirirken padişahın otoritesini sınırlayacak parlamenter sistemin deneyini de yapmıştı. Bağdat Valiliği döneminde vilayetin ileri gelenlerine yaptığı konuşmada "Devlet halka hizmet için vardır" sözleri kadim Osmanlı geleneğinde kırılma noktası olmuştu.

Eğitim alanında Müslim gayrimüslim halkın çocuklarının aynı sıralarda okuyabilecekleri okullar açarak "ulusal eğitim"e giden yolun önünü açmıştı.

Yarın: Milli İktisat ve Suriye ile ilişkiler

Cansu Yiğit


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.