Devrimci bir cevher, örnek gençlik lideriydi

 Solcu sağcı fark etmeden girsin şeklindeydi. Temel akademik, demokratik, antiemperyalist bir örgüttük. Sol söylemler ön palandaydı ama bugünkü TGB’nin çizgisindeydik. Ercan Dolapçı

Devrimci bir cevher, örnek gençlik lideriydi
04 Ağustos 2014 Pazartesi 06:18

dgb

Galip Üstün. O genç bir doktor adayıydı. Çapa Tıp Fakültesi 5. sınıf öğrencisiyken, İstanbul Fatih’te bulunan Bolu Öğrenci Yurdu’nda Gladyo’nun komandoları tarafından 3 Ağustos 1978 gecesi baskın sonrası kurulan pusuda kurşunlanarak katledildi. DGB’li 21 yaşındaki ‘Asistan Doktor’ Galip Üstün, Türkiye’yi 12 Eylül darbesine götüren süreçte şehit edildi. 4. sınıfın sınavlarını vermiş, 1 Ağustos’tan itibaren Süleymaniye Doğumevi’nde stajını yapıyordu. Staja başlayalı daha üç gün olmuş, doktor olmasına da 18 ay kalmıştı. İhtisas yapmayarak pratisyen hekim olacak ve bir an evvel halkına hizmete koşacaktı.
Başarısı sorgu konusu oldu
Bursa doğumlu olan Üstün, Denizli Lisesi son sınıfından ayrılarak Bolu Lisesi’ne geldi. 1974 yılında girdiği üniversite sınavlarında Türkiye 11’incisi oldu ve Bursa Tıp Fakültesi’ne girdi. Sonra da Çapa Tıp Fakültesi’ne nakil oldu. Bolu Lisesi’nde elde ettiği bu başarı, müfettiş soruşturmasına neden olur. İnceleme sonucu, başarının Üstün’den kaynaklandığı ortaya çıkar. Üstün, çevresinde sevilen ve sayılan bir gençti. Güler yüzlü ve esprileriyle gönülleri fetheden Üstün’ün katledilmesi sağlık örgütleri tarafından da protesto edildi. Cenazesine onbinler katıldı. Arkadaşları onun için şu değerlendirmede bulundu: “Galip, sadece bir gençlik önderi değildi. Halkın ve devrimin her türlü mücadelesini omuzlayan, devrimin bir neferiydi. O, kaderini emekçi halkımız ile birleştiren devrimci bir cevherdi.”
‘Karıncayı bile incitmezdi’
Bursa’nın Keles ilçesine bağlı Belenören Köyü’nde toprağa verildi. Annesi ağıtlar içinde onu şöyle anlatır: “Oğlumu öldürdüler. Ama hepiniz benim oğlumsunuz, sizler yaşayın, tetikte olun. Kendinize iyi bakın. Çok yaşayın ve Galip’in katillerine karşı birlikte mücadele edelim.”
Babası Naci Üstün ise, “Oğlum bir karıncayı bile incitmezdi. Herkes okullarında huzur içinde okuyabilmeli. Sen bu okulda okuyamazsın, bu yurtta kalamazsın, diye öldürüyorlar. Kontrgerilla yoktur diyenlere: İşte, oğlumun katilleri, Kontrgerillanın adamları.” diye konuştu.
Staj yapıyordu
Yaz tatilinde çok sevdiği Bolu’ya giderek Parti çalışmalarına da katılan Üstün, Devrimci Gençlik Birliği (DGB) üyesiydi. Çapa DGB yönetimi seçiminde en çok oyu alarak yönetici seçilmişti. Arkadaşları ölümünün ardından onu şöyle anlatır: “Her gün kendini yenileyen, değişen, durmadan gelişen bir devrimciydi. Devrimci mücadelede tüm çalışmaları üstlenmesine rağmen sınıflarını yıl kaybetmeden muntazaman geçiyordu.”

Bireycilik bilmeyen ‘arif insan’
Veysel Yıldız onu şöyle anlatır: “Galip arkadaşla 1976 yılında tanışmıştık. Başarılı öğrencilerden biriydi. Ağırbaşlılığı ve dürüstlüğü bütün diğer arkadaşlar gibi beni de etkilemişti. Büyük iş, küçük iş ayrımı nedir bilmezdi. Gerçekleri savunmada ve araştırmada sebatkârdı. En güç anlarda bile itidalini yitirmeyen, gülümseyen yüzüyle, daima duyduğu devrimci sorumluluğuyla çalışırdı. Galip arkadaş, halkımızın arif insan dediklerindendi. Bireycilik ondan uzaktı.”

DGB ‘78’in TGB’siydi

Bülent Baş (Devrimci Gençlik Birliği (DGB) İstanbul Başkanı): “Yurtsever Gençlik Derneği 1974 yılında kurulmuştu. Genel aftan sonra da kapatıldı. Ve yöneticileri ceza alıdılar. Kısa ömründen sonra DGB kuruldu. İstanbul DGB başkanıydım. 1978 yılında kuruldu. İlk DGB, gençlik içinde birleşme çalışmalarını ön plana almıştı. DGB İstanbul ve Ankara olarak ayrı ayrı kuruldu. 1979’da federasyon haline getirdik. 1980 darbesiyle de kapatıldı. Türkiye’nin bağımsızlık ve demokratik gelişmesi için mücadele ettik. O günlerde en önemli gündem, gençliğin can güvenliği meselesiydi. Buna odaklanmıştık. Bugünkü TGB’ye denk düşüyordu. Partinin resmi kurumu değildi. Gençliğin birliğinden yana; sağ sol ayrımına karşıydı. Bazı maceracı sol gruplar içinde, emekçi gençlik, öğrenci gençlik, devrimci, gerici, gençlik tartışmaları vardı. Gençlik hareketi öğrenci hareketiydi sonuçta. İlerici bir hareketti. Sağ sol bölünmesi de doğru değildi. Bölünme Gladyo ve Amerikan hareketiydi.
Herkes okuluna  girebilmeliydi
Bağımsızlık ve gençlik içinde demokrasiyi savunuyorduk. ‘Bunları savunan DGB üyesi olur’ diyorduk. Gençlikte can güvenliği çok yakıcı bir durum haline gelmişti. O dönem sağın hakim olduğu yere solcular, solcuların hakim olduğu yerlere de sağcılar giremezdi. Biz onun karşısında ‘Hayır, öğrenci kimliği olan herkes okuluna girebilir’ diyorduk. Bu politikamız çok benimsendi. Kitlesel bir durumu vardı. O kitlesel gelişmeyi engelleyen birtakım engeller de oldu. Özellikle Sovyetler Birliği’ni eleştiren tutumumuzdan dolayı, gençlik içinde çeşitli gruplar olmuştu. Bu gruplar daha sonra bize yönelmeye başladı. Bu yönelimi engelleyen olaylar oldu. Sağ sol çatışması, buna karşı duruşumuz, sağdan ve soldan saldırıya maruz kaldı.
Sağ-sol çatışmasını engellemeye çalışıyorduk
Bu etkinliğimizi engellemek için Bakırköy Lisesi’nde öldürülen Turgut İpçioğlu (Dev Sol’a denk gelen bir gruptandı)’nu bize maletmeye çalıştılar. ‘Aydınlıkçılar öldürdü’ dediler. Çatışma yaratmak istiyorlardı. Bu olay üzerine Antep yurdunda Aydınlıkçılara saldırma ve okullara almama kararı alındı. Bu kritik bir karardı. Kontrgerillanın tecrit etme politikasıydı. Neticede birlikten yanaydık. Ve zaman bu politikamızın ne kadar haklı olduğunu gösterdi.
Devrimci Liseliler Birliği (DLB) de etkin bir örgüttü. O koşullar içinde sağ sol çatışmasını engellemeye çalıştı.”
Galip Üstün’ün arkadaşıydı
Bülent Baş, 1978 yılında öldürülen Galip Üstün’ün de arkadaşıydı. Onu da şöyle anlattı: “Babası memurdu. Isparta’da doğmuştu. Köylüleri onun okuyup gelmesini bekliyorlardı. Bitirmek üzereydi. Çok başarılıydı. İdeolojik olarak da okuyan ve sorgulayan bir insandı. Kolay kolay birşeyleri kabul eden biridisi değildi. Hem DGB hem de TİKP Çapa Komitesi başkanıydı. Cesur bir insandı. Bolu öğrenci yurdunda kalıyordu. Komandolar yurdu ele geçirmeye çalışıyordu. Bir akşam, yurdu işgal etmek üzere silahlı saldırıyla kuşatmaya çalışıyorlardı. Galip o saldırıda şehit oldu. Yakın arkadaşımdı. Saygı ve rahmetle anıyorum.”

Dikensiz gül bahçesi aramadı

20 Mart 1978 günü halkın bağışlarıyla günlük olarak çıkan Aydınlık gazetesinin kampanyasına  destek veren Üstün, Aydınlık bürosunda da çalışıyordu. Yıl sonunda Fizyopatoloji sözlü sınavında bazı sorulara cevap verememiş, hocası Prof. Dr. Hayati İmren ‘Bu konuda niye hazırlanmadın?’ sorusuna şu cevabı vermişti: “Bu yıl işler çoktu hocam. Aydınlık gazetesini çıkardık.” O günlerde DGB’li gençler Aydınlık gazetesinde paketleme, temizlik, vb. görevler üslendi. Galip de geceleri güvenlik nöbetçisiydi.
Galip, çalışmaları aksatan ve canla başla katılmayan arkadaşları için de “Yoksa siz dikensiz gül bahçeleri mi arıyorsunuz” derdi.

Yoldaşı hâlâ Aydınlık’ta

Gazetemiz yöneticilerinden Mehmet Sabuncu da Galip Üstün’ün yakın arkadaşlarından biriydi. Ta,1977 yılında Sabuncu, İstanbul DGB ile tanıştığında Galip de DGB’nin genç üyelerinden biriydi. Mehmet Sabuncu, Galip’ Bolulu İTÜ öğrencisi Ulvi ile birlikte hatırlıyor. Birlikte pek çok taşın altına girmişler, öğrencilikle beraber Aydınlık kampanyasını yürütmüşler, omuz omuza afişleme yapmışlar, gece saatlerinde de biri (Sabuncu) matbaada paketçilik yaparken, diğeri güvenlikte nöbet tutuyordu.
Bu dava arkadaşlığı ne yazık ki, 1978’in sıcak Ağustos gününde bir Gladyo saldırısıyla son buldu. Galip, omuzundan aldığı bir  darbeyle şehit oldu. Bütün Çapa Tıp ve Aydınlık camiası tek kelimeyle kahroldu. Cenazesini Bolu’ya ve köyüne götürmek görevi de diğer yoldaşlarıyla birlikte Mehmet Sabuncu’ya düştü.

DLB üyesi Adana’yı anlattı

Kubilay Kızıldenizli: “1978 yılında Adana Devrimci Liseliler Birliği (DLB) yöneticisiydim. Çok hızlı büyüyen bir örgüttü. Kitleseldi... Adana Erkek Lisesi’nde 87 üyemiz vardı. Anarşi olaylarının yaygınlaştığı bir dönemde okulara gitmek de sıkıntılıydı. Okullar sık sık boykot ediliyordu.
Ayrıca çatışma ve kavga da oluyordu. ‘Eylemde birlik, propagandada serbestlik’ solun ortak sloganıydı, ama yıkılmıştı. Bizim sloganımız ise ‘Şebekesi olan herkes okullara girsin. Eğitimlerini görsün.”
 Solcu sağcı fark etmeden girsin şeklindeydi. Temel akademik, demokratik, antiemperyalist bir örgüttük. Sol söylemler ön palandaydı ama bugünkü TGB’nin çizgisindeydik.

Ercan Dolapçı


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.