Devlet Tiyatroları tasfiyenin eşiğine mi geliyor! -(TAMAMI)

Topyekun saldırıya, topyekun karşı koyalım

Devlet Tiyatroları tasfiyenin eşiğine mi geliyor! -(TAMAMI)
15 Mayıs 2013 Çarşamba 09:18

Once Cumhuriyet’in ilkelerine, sonra universitelerine, iktisadi kuruluşlarına, yargısına, ordusuna, futbol kuluplerine saldırıldı. Şimdi sırada sanatın aydınlığı Devlet Tiyatroları var

Devlet Tiyatroları tasfiyenin eşiğine mi geldi? İl Kültür ve Turizm Müdürlüklerine mi bağlanarak hiçleştirilecek? Sahneler teker teker elden mi çıkarılacak?

Son günlerdeki birkaç gazete haberi, bir iki demeç, sosyal paylaşım sitelerinde kopartılan fırtına, panikleyen sanatçılar, umutsuz yöneticiler, gizli kapaklı el altından yapıldığı izlenimi veren bir yasa çalışması ve bakanlıkla meclis arasında kat edilen mesafeye göre artan tansiyon. Belki de henüz hiç kimse tam olarak bir şey bilmediği veya bilenler de bildiklerini gizledikleri için kaosun yarattığı bir endişe ortamı sahneyi ve sanatçıların ufkunu bürümüş halde.

Öncelikle belirtmek gerekir ki, yapılacağı düşünülen değişikliklerin tamamı için anayasa değişikliği zorunluluktur. Ama geçiş çözümleri elbette mümkündür. Aslında Türkiye’nin yaşadığı süreç kamusal dönüşüm adı altında bir karşı devrim örgütlenmesidir. Esas mesele de üzüm yemek değil bağcıyı dövmektir. O bağcı da Devlet Tiyatroları’nın Atatürk’ün en büyük projelerinden biri olması ve aydınlanmacı kuruluş ilkeleridir. Bu yüzden bugün gelinen noktada vatanın topyekun savunuluşunda Devlet Tiyatroları sanatın, özgür aklın, aydınlanmanın kalesidir. Neden vatan savunmasında bir kale olduğunu anlamak için Devlet Tiyatroları’nın 1949 yılındaki kuruluş ilkelerini anımsayarak; sosyal hayatta karşıladığı ihtiyacı ve dünya ölçeğinde bulunduğu yeri doğru saptamak gerekiyor:

Dil, Kültür, Tarih bilinci

Devlet Tiyatroları “Türk Dili”nin yaygınlaşmasını ve doğru kullanımını sağlayarak, halkın estetik beğeni düzeyini yükseltecek yerli ve yabancı eserleri sahneye koyarak; milli kültürün yükseltilmesine katkıda bulunmak amacıyla 1949 yılında 5441 sayılı özel bir yasa ile kurulmuştur. Bir taraftan Türk yazarların seçkin yapıtlarını, açtığı salonlarda seyirci ile buluştururken diğer taraftan dünya tiyatrosunun başyapıtlarını hem ülkemizde hem de dünya sahnelerinde başarı ile temsil etmiştir. Tüm bunları yaparken nice sanatçılar yetiştirmiş, dünyaca ünlü pek çok rejisörü konuk ederek dünya tiyatrosundaki farklı yaklaşımları Türk seyircisinin beğenisine sunmuştur. Pek çok yazarımızın yetişmesine önayak olmuş, eleştirmenlik kurumunun yerleşmesine zemin oluşturmuştur. Devlet Tiyatroları 60 yılı aşan serüveninde bu temel çizginin dışına çıktığı, zaman zaman makas değiştirdiği dönemler olsa bile; pek çok insanın ilk kez tiyatro ile tanıştırıldığı, çocuklarımızın büyülü dünyalarla buluşturulduğu, Anadolu’nun dört bir yanından büyük kentlerde okumaya gelen gençlere aydınlanma kültürü kattığı için sanat kalesi olmuştur.

Benzersizliğinden kıvanç duymalıyız

Bugün dünyanın pek çok ülkesinin Ulusal Tiyatrosu olmasına karşın bizdeki Devlet Tiyatrosu örgütlenmesinin bir örneği daha yoktur. Bu görkemli yapılanma bugün 22 ayrı bölgede 58 sahnesiyle yılda en az iki milyon izleyiciyi ağırlamaktadır. Burnunun ucuyla bunu küçümseyenler dünyaya örnek olduğumuz bu üretimin yalnızca 496 sanatçı ve 1153 teknik personelle yapıldığının çoğu zaman farkında bile değiller.

Bugün kopartılan yaygaranın ve saldırıların ana kaynağı da işte tam olarak; Devlet Tiyatrosu’nun genç Cumhuriyet Türkiyesi’nin en büyük sanat örgütü olması ile ilgilidir. Yani; cephede kazanılan milli mücadelenin ardından sanat alanında hem dünyada saygın bir yere sahip olup, hem de yoksul Anadolu insanın sanatsal anlamda da birey olması için oluşturulmuş dev bir proje olarak hayata geçmiş bir kurum olması nedeniyledir. İtaat eden kullardan oluşmuş bir toplum projesinde, sanatın içinden sorgulamayı öğrenen insanlara ve sanata yer yoktur. Cumhuriyetin tüm kurum ve kadrolarına savaş açan iktidar; yapmak istediği bu kamusal dönüşüm içinde Devlet Tiyatrosu’nu da kuruluş mantığından ve işlevinden uzaklaştırarak küresel dünyanın koşullarına uygun olarak rant merkezli bir prodüksiyon anlayışına sürüklemektir.

Hatırlarsanız ilk tartışma Devlet Tiyatroları’nın zarar ettiğinin ifadesiyle başlamıştı. Bu bir çeşit özelleştirmeyi arzulayan bir yaklaşımdı. Yine hatırlanırsa KİT’ler zarar ettikleri söylenerek özelleştirilmişti. Bugün KİT’lerin aslında zarar etmediğini rakamlar söylese de iş işten geçmiştir. Devlet Tiyatrosu’nun ürettiği mal “soyut”tur. Dolayısı ile yalnızca hizmet değeri açısından değerlendirilebilir ve bu da toplumsal yarar ölçeğinde anlamlıdır. Örneğin; Kadın ve Aileden sorumlu Devlet Bakanlığı’nın ürettiği mal ve hizmet karşılığı ile kıyaslandığında sanatın üst yapı kurumu olarak değeri ve konumu tartışılmazdır. Yani esas sorun olarak gördükleri Devlet Tiyatrosu’nun aydınlanmaya yönelik bu işlevidir.

Magazin köpüğü değil, Tiyatro!

Görünürdeki dertleri tiyatroyu yok etmek değil; kâr sağlayan hale getirmektir! Önerdikleri İngiliz modeli de zaten prodüksiyon temeline dayanan, bütçesi özerk, merkeziyetçi olmayan, repertuvarı bir sanat konseyi üzerinden işleyen bir yapılanmadır. Bugün sanatçılar ve yöneticiler bu yasaya var olan sorunları çözecek daha operasyonel davranılabilecek bir gözle bakıyor olabilirler; ancak şu unutulmamalıdır ki tiyatronun bizdeki işlevi ile batıdaki işlevi bir değildir.

Hala tiyatroya hiç gitmemiş ciddi bir kesim, hala sahnesi bile olmayan çok sayıda yerleşim yeri, hala tam olarak özgür olamayan bir tiyatro ortamımız varken oyunları prodüksüyonların albenisine kurban edip, bütçeyi para kazanmaya endekslerseniz tiyatroyu magazine tercih etmiş olursunuz.

Devlet Tiyatrosu sanatçıları mücadele etmelidir

Devlet Tiyatrosu’nun başlangıçta Milli Eğitim Bakanlığına bağlı olarak kurulması rastlantı değildir. Hele bugün gelinen noktada özel okulları adres gösteren bir milli eğitim anlayışını hesaba katarsak yarın tiyatromuzun magazin reklamına dönüşmüş yüzü ile karşılaşırız. Devlet eliyle tiyatro yapılması bizim için zorunlu ve kaçınılmazlıktır. Bir dönem “devletin tiyatrosu olur mu” diye yapılan tartışmaların muhatabı devlet tiyatrosu değil özel tiyatroların rekabet gücünü yok eden Kültür Bakanlığı’dır. Üstelik bu tartışmadan bir sonuç değil yalnızca bir yöntem çıkabilir. Sanatçı bu tartışmada bindiği dalı kesen hoca durumuna düşmemeli tam tersine o ağacı besleyen kökü güçlendirecek yöntemler çıkartmalıdır. O kökün beslenmesi de ancak özel ve amatör tiyatroların daha iyi desteklenmesiyle mümkün olabilir.

Bu ülkeyi kuran Kuvvayı Milliyeciler nasıl Anadolu’nun dört bir tarafında topyekun bir savaşı örgütledi ve sonrasında aydınlar, sanatçılar “asıl seferberlik şimdi başlıyor” diyerek büyük bir hamleye giriştilerse bugün Devlet Tiyatrosu sanatçıları da kurumun bu aydınlanmacı kimliğinden uzaklaşmadan mücadele etmelidir. Onlara gereken desteği verecek olan halk bunu beklemektedir. Çünkü o gün “Vatan”ı en zor koşullarda bile savunanlar bu kuşatmayı elbirliği ile kaldıracaklardır. Bugün vatan savunmasında Devlet Tiyatrosu’nun bir mevzi olduğu unutulmamalı ve bu kale yıkılmamalı.

 


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.