'BANKACI CEOLAR TV PATRONU' -(TAMAMI)

‘Patrondan çok patroncu olan; iktidardan çok iktidarcı olan yöneticiler yüzünden medya bu pespaye noktaya geldi. geldiğimiz noktada haber kanallarını bankacı CEO’lar yönetiyor. Patronlar için haber...

'BANKACI CEOLAR TV PATRONU' -(TAMAMI)
11 Ağustos 2013 Pazar 19:15

Soner Yalçın, mesleğinde bir konuma gelmişti ki, Ergenekon’a yamanan davalardan birinin, OdaTV davasının tutsağı olarak 22 ay Silivri’de hapis yattı. Daha hapisteyken de Hürriyet gazetesindeki “Not Defteri” köşesinden ve işinden oldu.

Yalçın’la söyleşimizin ikinci bölümünde bu zor meslekteki kurallarını konuştuk.

- Gazeteciliği seçerken hangi beklentileriniz vardı? Neler sizi cezbetti?

Öğrenmek aşkı. Meraklıydım; sürekli sorular soran bir çocuktum. Sorularım beni kitapla buluşturdu. Öyle ki daha ilkokula gitmeden mahalledeki çocuk kütüphanesine gittim; “Faik Tonguç Çocuk Kütüphanesi.” Konu konuyu açıyor ama söylemeliyim; Çorum’da bir mahallede çocuk kütüphanesi; işte budur Cumhuriyet kazanımı. İşte budur dogmatizmle mücadele anlayışı. Okumam yazmam yokken, minicik bir çocukken tanıştım, böylesine aydınlatıcı bir ortamla. Ve hep sorularımın peşinden gittim. Hâlâ gidiyorum. Soru öğreticidir, ama soru aynı zamanda çok zordur.

- Çeşitli kurumlarda gazetecilik yaptınız. Çalıştığınız kurumların sansür anlayışları arasında fark var mıydı?

Kurumda işe başladığınızda kimse size, “İşte bu,v bizim kırmızı çizgilerimizdir” demiyor. Keşke dese, ciddiyim; bu nedenle hiç değil otosansür olmaz! Patrondan çok patroncu olan; iktidardan çok iktidarcı olan yöneticiler yüzünden medya bu pespaye noktaya geldi. Baksanıza geldiğimiz noktaya; haber kanallarını bankacı CEO’lar yönetiyor. Patronlar için haber, artık iktidardan nemalanma aracı oldu. Daha da zengin olmak isteyen, güç isteyen işadamı haber kanalı, gazete satın alıyor! Makamın kölesi olan, yaşamı boyunca hiçbir zaman o koltukta oturamayacak yöneticiler ise koltukları için propaganda bültenleri hazırlıyorlar. Yani artık sansürü geçtik...

Haber sınırın öte yakasıdır!

- Basın özgürlüğü adına bölücülük, Ortaçağ gericiliği savunulursa ne dersiniz? Basın özgürlüğünde sınır tanıyor musunuz?

Artık literatüre girmiştir; iki tür gazeteci vardır; merkez medya dediğimiz iktidarı ve patronu gözeterek haber yapanlar. Dünyada bu anlayışın egemenliği vardır.

Bir de, ne olursa olsun gerçeği savunan gazeteciler vardır. Bilinir ki gerçeği sadece halk ister; iktidar ve patron gerçekten korkar. Hakikate aşkla bağlı gazeteci, ister istemez halkın gazetecisidir. Sınır meselesine gelince; haber yani gerçek, sınırın öte yakasıdır! Sınıra boyun eğerseniz gerçeğe ulaşamazsınız.

- Etrafınızdaki olaylara tanık olurken, ilk aklınıza gelen, “bu olayı nasıl yazarım” mı olur?

Hiç öyle sorularım olmaz; eğer gerçekse babamı bile tanımam. Sonra oturup üzülürüm ama bunu bile bile yine de yazarım. Bu nedenle gazetecilik geçmişimde gurur duyduğum onur madalyonlarım vardır; kovulmak gibi... En son cezaevinde iken kovuldum! Suçum belli değil mi; inadına gerçekleri yazmak. Gazetecilikte temel ilke şu olmalıdır; gazetecinin kafasında “nasıl” sorusu değil, “neden” sorusu olmalıdır. Bu, tarihçi için de geçerlidir.

- Uzun yıllar gazetecilik yapmak, doktorun artık hastasının acısını hissetmemesi gibi bir tür yabancılaşmaya yol açıyor mu?

Yabancılaşma yok eder, insanlıktan çıkarır; pazar’ın metası haline getirir. Eğer bu piyasa çarkının içine girerseniz tabii ki emeğinize yabancılaşır ve olanı değil olması gerekeni yani patronun, iktidarın istediğini yazarsınız. Mücadelemiz, bu yabancılaşmayı yok etmek için değil midir? Marks’ın 1844 Elyazmaları’nı boşuna mı okuduk! Ben kendimi gazeteciliğe yeni başlamış gibi hissediyorum; hâlâ 27 yıl sonra bile aynı heyecanı taşıyorum.

Gazeteci duvar tanımaz

- Mesleğe yeni başlamış genç gazetecilere başlıca uyarınız nedir?

Gazetecilik bir meslek değil, yaşam tarzıdır; mesaisi yoktur. Bizi Silivri’ye attılar, cezaevini hemen haber merkezine dönüştürdük; bizim Barışlarla röportaj yapın, size bu süreci komik yanlarıyla da anlatsınlar. Gazeteci duvar tanımaz.

Fakat... Genç meslektaşlarıma şu uyarıda bulunmalıyım; bizim ülkemizde gerçekler çok tehlikelidir. Eğer gerçeğe aşkla bağlı olacaksa, işsizliği, hapsi ve kuytu karanlıkta öldürülmeyi göze almalıdır. Aslında tüm bunlar hayatı nasıl yaşayacağıyla ilgilidir; korkuya teslim olup yozlaşıp kurnazlığı mı seçecek; yoksa kendisine saygı duyarak mı yaşayacak? İşin aslı bu tercihtedir...

 


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.