Atilla Uğur: JİTEM Diyarbakır’da kuruldu -(TAMAMI)

Hizbullah’a ‘yol verenler’ kimler?

Atilla Uğur: JİTEM Diyarbakır’da kuruldu -(TAMAMI)
21 Haziran 2013 Cuma 17:52

Emekli Albay Hasan Atilla Uğur’la ikinci günde, Uğur’un terörle mücadelenin ön saflarından Silivri Cezaevi’ne, ‘Kahraman TSK’dan fedakâr İşçi Partisi’ne’ uzanan yaşamını, Hizbullah’ı, JİTEM’i, Öcalan’ın ayrı dönemlerini ve ABD-PKK ilişkisini konuştuk

- PKK ve Hizbullah’ın karşılıklı infazları oluyor dediniz. “Şu Hizbullahçıları PKK’ya karşı kullanayım” diye düşünmediniz mi?

UĞUR: Elbette hayır. Bir yasadışı örgüte karşı bir başka yasadışı örgütün yanında olmak aymazlığın, ihanetin en büyük örneğidir. Kızıltepe halkının bize inanmasının, güvenmesinin nedeni, böyle davranmamızdır. Bir devlet görevlisine, bir Türk subayına yakışmaz böyle davranmak.

- Fakat Hizbullah’a “yol verenler”, kullananlar oldu, biliyoruz bunu. Kimdi bunlar?

UĞUR: Bakın size bir olay anlatayım. 1994 başlarında bir tim komutanım görevinden dönmüş, bana rapor vermişti. Bir köyde iki kişi yakalamışlar. Şahısların üzerinden iki uzun namlulu tüfek, el bombaları ve Takarof marka iki tabanca çıkmış. O dönemde Takarof’u sadece Hizbullah kullanırdı.

Şahısları görmek için nezarete ineceğim sırada santral görevlisi geldi, üst düzey bir yetkilinin beni aradığını söyledi. “O adamları hemen bırakın, onlar PKK’ya karşı savaşıyorlar” diyordu, telefondaki yetkili. Buz gibi oldum. “Olmaz” dedim, “işlemlerini yaptım, savcılığa gönderdim” diye ekledim. Telefondaki köpürdü, ama yapacağı bir şey yoktu.

Kırılma noktası

- Sonra ne oldu?

UĞUR: Nezarete indim, “Kimsiniz” diye sordum. Bırakılacaklarından son derece emin şekilde “Hizbullah’ız” dediler. Bunlar kendilerine “Hizbullahçı’yız” demez, “Hizbullah’ız” derler. Tabii bunların, İsrail saldırganlığına karşı kendi halkını koruyan Lübnan Hizbullahı ile hiçbir ilgileri yoktur. Tam bir terör çetesidir bunlar ve Hizbullah’ın adını kullanmaktadırlar.

Savcılık sorgusundan sonra tutuklandılar. İlçede 1991-1992 yıllarında işlenmiş üç faili meçhul cinayeti bunların yaptığı anlaşıldı.

Kızıltepe’de bu olay hemen duyuldu ve bir kırılma noktası oldu. İnsanların bize güveni arttı ve halkla kaynaştık. Bu nedenle 1996’da ilçeden ayrılırken 100 araçlık bir konvoyla Viranşehir’e kadar uğurlandım.

Maalesef 1990’lı yıllarda Hizbullah gibi örgütleri koruyan bazı görevliler olmuştur ama bu rezillik devletin genel anlayışı değildi. Bazı kişilerin suçlarını genellemek doğru değildir.

İtirafçılar da büyük suçlar işlediler

- Peki ya PKK itirafçıları onları kullanan olmadı mı?

UĞUR: Bir önceki cevabım gibi olacak. Bazı itirafçıların kafalarına ve anlayışlarına uygun kişiler tarafından kullanıldıkları bir gerçektir.

Hırsızın, katilin, namussuzun; itirafçısı, devlet görevlisi, esnafı vs. olmaz. O şiddet ortamında, tiyneti bozuk kişiler bir araya gelmişler, çeteleşmişler ve olmadık suçlar işlemişlerdir. Ve maalesef bu eylemlere de sanki devlet adına yapıyor görüntüsü vermişlerdir. Daha önce belirttiğim gibi, bu suçları işleyenleri devletle bir tutmayalım.

JİTEM Diyarbakır’da kuruldu

- Şimdi sırası geldi. JİTEM nedir, nasıl kuruldu, devlet JİTEM’in varlığını neden hep inkâr etti?

UĞUR: Yıllardır, JİTEM vardı, yoktu tartışmalarıyla bir bilgi kirliliği yaratıldı. İşin aslı, gerçeği şudur.

1984 yılında bir anda başlayan PKK terörü devleti hazırlıksız yakaladı. Kısa süreli bir panik yaşandı. Bu dönemde Jandarma Genel Komutanlığı önce İl Jandarma Komutanlıklarını güçlendirmek için harekete geçti. Komando eğitimi gören personel sayısı artırıldı ve bölgeye gönderildi.

Ancak terörle mücadelede en büyük eksiklik, istihbarattı. Bu ihtiyacı karşılamak için önce Jandarma Asayiş Kolordusu bünyesinde Diyarbakır’da bir istihbarat ekibi kuruldu. Adına da “Jandarma İstihbarat Terörle Mücadele”nin kısaltması olan JİTEM denildi. JİTEM’in ilk kuruluşunda bünyesinde sadece subay ve astsubaylar bulunuyordu.

Yani JİTEM denilen oluşum OHAL özel yasalarının uygulandığı bölgede Asayiş Kolordu Komutanlığı’nın tasarrufu ile kuruldu. Jandarma Genel Komutanlığı’nın bu konuda bir emri veya talimatı olmadı. İşte bu nedenle eski Jandarma Genel Komutanı Sayın Teoman Koman’ın 1997 yılında yaptığı “Bünyemizde kadrolu olarak kurulmuş ve adı JİTEM olan bir birim yoktur” açıklaması son derece doğru ve isabetlidir. Gerçek olan şudur ki; OHAL bölgesinde, Diyarbakır’da oluşturulan JİTEM denilen birimin, Jandarma Genel Komutanlığı’nın il ve ilçe teşkilatlanmasında 2803 sayılı Yasa’ya göre görev yapan komutanlıklarımızla uzaktan yakından ilgisi yoktu.

JİTEM’den Jandarma İstihbarat’a

1988 yılı sonunda hem istihbaratın, hem de harekâtın yani operasyonunun aynı komutanlık uhdesinde bulunmasının büyük sakıncası görülerek JİTEM lağvedildi. Sadece istihbarattan sorumlu personelden oluşan Jandarma İstihbarat grup ve timleri kuruldu.

Hem istihbarat hem de operasyondan sorumlu birimlerin kuruluşu yanlış ve aceleye getirilmişti. İşte bu dönemde birçok itirafçı bu birimlerde görevlendirildi. Sıkıntının artarak büyümesi böyle gerçekleşti.

Kendi örgütüne ihanet etmiş kişilerin yarın devlete de ihanet edeceğinin garantisi yoktur. Elbette hepsi de böyle demek istemiyorum. Ama bu birimlerde görev alan bazı itirafçılar yozlaştılar, kişisel çıkarları için cinayet dahil büyük suçlar işlediler. Suçları saptananlar hakkında yasal işlem yapıldı, bu birimlerden çıkarıldılar. Bunlar, Hizbullahçılarla da işbirliği yaptılar, işledikleri suçlara devlet adına yapıyor görüntüsü verdiler.

İşte bu yüzden JİTEM markasıyla TSK’ya ve özellikle Jandarma teşkilatına büyük saldırı yapıldı ve hâlâ yapılıyor.

İstenen ceza benim için onur

- Ergenekon davasında neyle suçlanıyorsunuz? Hakkınızda istenen ceza nedir?

UĞUR: Ergenekon davası, ABD’nin talimatıyla Cumhuriyet ve Atatürk sevdalısı vatanseverlere karşı peydahlanmış uydurma bir davadır. Bu davada büyük iftiraların odağı ve hedefi haline getirildim.

Hem Cumhuriyet düşmanlarının hem de bölücülerin hedefi olmam, aslında benim ülkem adına değerli işler yaptığımı gösteriyor.

Sözde mütalaa benim “Hükümeti devirmek için cebir ve şiddet kullandığım”ı iddia ediyor. Hakkımda ağırlaştırılmış müebbet hapis isteniyor.

Bu, benim için onurdur.

İki Apo

- Gerçi kitabınızda anlattınız ama okurlarımız için tanıdığınız Öcalan’ın bir portresini çizer misiniz?

UĞUR: Önce şunu belirteyim. O günkü Apo portresi ile bugünkü arasında siyahla beyaz kadar fark vardır.

Şubat 1999’daki Apo, Mustafa Kemal’e hayran olduğunu söyleyen, Türkiye Cumhuriyeti devletinin emrinde, verilecek her göreve hazır olduğunu ısrarla söyleyen bir kişi idi.

Şeyh Sait ve Seyit Rıza isyanlarının tamamen dış destekli olduğunu söylerdi. Barzani ve Talabani’nin güvenilmez kişiler olduğunu, PKK’nın hemen her ülke tarafından kullanılmaya çalışıldığını, şehit ailerinin acılarını paylaştığını, özür dilediğini söyleyen oydu.

Fakat günümüzde aynı Apo, hükümete talimat veren, Barzani’ye selam gönderen, lider olarak kabul eden, Kemalistleri düşman gören, hedef gösteren bir duruma geldi.

“At sahibine göre kişner” Fazla söze gerek yok.

Talimat ABD’den

- “Açılım”a neden karşı çıkıyorsunuz, siz barışa karşı mısınız?

UĞUR: Anaların ağlamasını isteyen namussuzdur, şerefsizdir. Terörün durmasını, barışın sağlanmasını en çok arzu edenler, yıllardır kanları, canları pahasına terörle mücadele eden askerlerdir.

Ancak her türlü tavizin verildiği, gizli pazarlıkların yürütüldüğü bugünkü süreç asla ülkemiz çıkarına değildir. ABD talimatıyla yürütülen sözde barış, sözde açılımlarla ülkenin bütünlüğü korunamaz.

Bakınız, 2000’li yılların başında terör minimize edilmişti, fakat ne Apo ile, ne Kandil, ne de Avrupa’daki PKK ile pazarlık yapılmıştı. Apo’nun söylemleri ile PKK yine yurtdışına çıkmıştı. Ama devlet ne koridor açtı, ne terörle mücadeleyi durdurdu, ne de pazarlık yaptı. Buna rağmen, teröre karışanların üçte biri kendi ailelerinin yanına sığındı, gene üçte biri silahlarıyla karakollara teslim oldu.

O dönem için Murat Karayılan şöyle demişti: “O dönemde kadrolarımız büyük panik yaşadılar. Güneye gelirken 300 civarında kayıp verdik. Güneyde de kaçanlar oldu.”

Yani devlet kendine yakışanı yapmıştı; bugünkü gibi şehit yakınlarını, kahraman gazilerimizi rencide etmemiştir.

ABD’nin PKK’ya yardımı raporlara girdi

- Görev yaptığınız yıllarda ABD’nin Kürt sorununa müdahalelerine tanık oldunuz mu?

UĞUR: Devletin resmi raporları bunu doğruluyor. Özellikle 1990’lı yıllarda ABD helikopterlerinin PKK militanlarına yiyecek, giyecek, ilaç attıklarını biliyoruz. Bunu bizzat özellikle rahmetli Jandarma Genel Komutanımız Eşref Bitlis’in bu tezgâha büyük tepki gösterdiğini biliyorum. Sonrasında neler olduğunu biliyorsunuz.

Ayrıca AB ülkeleri, özellikle Almanya ve Fransa’nın başta Diyarbakır olmak üzere tüm bölgede sözde sivil toplum örgütleri aracılığıyla yaptıkları ajan faaliyeti sır değil.

2000’li yılların başında ABD’nin BOP planı kapsamında Irak’ı işgaliyle de PKK yeniden büyük oyuncu haline getirildi ve üzerimize salındı.

Kahraman TSK’dan fedakâr İP’ye

- İşçi Partisi’ne üye oldunuz. Neden İP?

UĞUR: Bütün ömrüm vatan, bayrak, Cumhuriyet düşmanları ile mücadele içinde geçti. Esir oldum, bölücü ve irticai örgütlerin hedefi yapıldım ama bu durumdan asla rahatsız olmadım.

1 Temmuz 2008 günü gözaltına alındıktan sonra girdiğim esirevinde İP üyelerini yakından tanıma fırsatım oldu. Bedel ödeyen ve dimdik duran bu insanları, başta Doğu Perinçek olmak üzere takdir ettim.

Atatürk Cumhuriyeti’nin tüm kurum ve kazanımlarıyla yok edildiği bir dönemde, ihanet şebekelerine karşı mücadelenin İP saflarında bir nefer olarak çalışmakla mümkün olacağına inandığım için İP’ye katılmaya karar verdim. Ülkemizin geldiği noktada bu kararımın ne kadar isabetli olduğunu görüyorum.

Ülkeme hizmeti dün kahraman TSK’da, bugün ise fedakâr ve yiğit İP’de veriyorum. Bundan son derece mutluyum.

Sayın Uğur teşekkür ediyoruz.


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.