Aşık Veysel’in rakılı yanıtı -(TAMAMI)

Ölümünün 40. yılında Âşik Veysel’in bilinmeyen röportajı

Aşık Veysel’in rakılı yanıtı -(TAMAMI)
29 Nisan 2013 Pazartesi 17:53

Atatürk: ‘Aşık Veysel’i çok sevdim, kendisine bildirin’

‘Bu şiiri sazla ilk olarak radyoda söyledim. Gazi, Dolmabahçe Sarayı’nda dinlemiş’; ‘Atatürk’tür Türkiye’yikurtaran/Çekti kılıcını çıktı meydana/Sinesini hedef etti düşmana/Ölmüşken vatanı getirdi cana’

21 Mart 1973 günü kaybettiğimiz halk ozanı Aşık Veysel Şatıroğlu, bugüne kadar hiçbir yerde yayımlanmayan röportajında hayatını, Atatürk ve İsmet Paşa ile görüşememesinin perde arkasını anlatıyor. Veysel makbul insan için ise “Dünyayı seyredeceksin; doğru gideni, eğri gideni görüp kendini toparlayacaksın!” diyor. Dördü kız, altı çocuğu olan Veysel, iki evlilik yapar. Nikâhsız birinci eşi sekiz yıl birliktelikten sonra evdeki hizmetkârla kaçar. Bir dostunun öğüdüyle elini kana bulamaz. Sekiz ay sonra da geri gelir. Eşi pişmanlık duyar ama o kabul etmez. “Seviyordum, sonra sıtkım sıyrıldı” der. İkinci evliliği sağlam olsun diye nikâhlanır.

‘Babam ekmek parası için saz aldı’

Atatürk Araştırma Merkezi’nin ilk başkanı olan tarihçi Prof. Dr. Utkan Kocatürk’ün, Mayıs 1962’de Ankara Çubuk Barajı kenarında yaptıkları röportaj, 2005 yılında yayımlanan “Atatürk Çizgisinde Geçmişten Geleceğe” isimli kitabında yeralıyor. Veysel’in küçük oğlu Bahri’nin de olduğu konuşma, iki saat sürüyor ve 12 sayfa notlardan oluşuyor. Samimi ortamda geçen söyleşide Veysel, 1894 yılında annesi koyun otlatırken “ille de çıkacağım diye tuturmuşum” diyerek dünyaya geldiğini anlatıyor. Küçük yaşta çiçek hastalığından gözlerini kaybetmesinden sonra, babasının ekmek parası kazanması için 9-10 yaşlarında saz aldığını belirtiyor. Aşık, “Bende nota o zaman da yoktu, şimdi de. Bizimki hammadde” diyerek şiir yanının daha kuvvetli olduğunu belirtiyor. Önce başkalarının şiirlerini ezberlermiş, sonra da kendisi yazmaya başlamış: “Şiirde belki öyle, fakat saz üzerinde öyle değil! Şiirlerimi, çalmadan önce kafamda tamamlarım. Sonra sizin gibi bir aydına yazdırırım. Şiirlerimi hiç değiştirmem. Çünkü söylerken hesaplı söylerim. 150 şiirim var. 15’ini saza uydurdum.” Sevdiği şair ve ozanlar ise: “Karacaoğlan, Emrah, Yunus Emre, Neyzen Tevfik, Orhan Veli, Ahmet Kutsi Tecer, Sait Faik Abasıyanık.”

Makbul insan nasıl olmalı

Âşık Veysel, Kocatürk’ün “Makbul insan nasıl olmalı? Nasıl yetişmeli?” şeklindeki sorusuna işte şu yanıtı verir: “Bak, ne düşündüğümü sana anlatayım! Cahilden ibret almayan, kâmilden feyz alamaz. Cahilden ibret alırsan, almak kabiliyetin var demektir. Kâmilden de feyz alırsın. Dünyayı seyredeceksin; doğru gideni, eğri gideni görüp kendini toparlayacaksın! Şairin biri diyor ki... Şimdi gelir, şu rakıyı ver hele, belki içindedir. Ha... İçindeymiş: “İnsanlık ilimdir, her kul fehm etmez/Fehm etmeyen kişi menzile gitmez/Cahile bin söylesen biri kâr etmez/Gerçeğin sohbeti yeke yek olur./... “ Kocatürk bir kadeh daha vermek ister. O ise, “Birincide biz rakıyı içtik; ikinci kadehte rakı bizi içer! Her şey haddini geçtikten sonra haramdır. Bunun ne dayısı, ne akrabası var! Kim fazla gitti mi, hemen tepetaklak çevirir!”

‘Siz görüyorsunuz ya’

Çocukluğundan hatırladığı, bir ara baktığı ayna. Gözlerinin güzelliğini met ederlermiş. Hatta ‘güneşi tut’ bile derlermiş. “Güneşin camdan içeri girince kıvılcımların oynadığını görürdüm” diyerek gönül gözünün açıklığını anlatır. Kocatürk’ün “Âşık, bu manzara çok güzel, ama sen göremiyorsun?” şeklindeki sorusuna “Siz görüyorsunuz ya! Bana da naklediyorsunuz; bu yeter! Şimdi birazdan buradan ayrılacaksınız; bu güzel dediğiniz manzara da gözünüzden kaybolacak. Benim ki daha evvelden kaybolmuş; ne çıkar! Evet, insan arzu eder görmeyi! Fakat iç dünyası daha güzel! Dış dünya kapanmayınca iç dünya açılmıyor!” yanıtını verir. “Senin dış dünyan olsaydı, iç dünyan açılmayacak mıydı? sorusuna ise “Cahil bir adamdan çiftçi olacaktım! O zaman iç dünyam açılmayacaktı. Şimdi, şu söğüdün altında oturamayacaktım” der.

Atatürk’le görüşmesi

Âşık Veysel, Atatürk’le tanışma meselesini ise şöyle anlatır: “Atatürk’le görüşmek kısmet olmadı. 10. yıldönümünün baharında ilk defa Ankara’ya geldim. Görüşmek istiyorum, fakat bir türlü imkânını bulamadım. Bir şiir yazmıştım: “Atatürk’tür Türkiye’yi kurtaran/Çekti kılıcını çıktı meydana/Sinesini hedef etti düşmana/Ölmüşken vatanı getirdi cana.” Bunu söylemek arzusuyla geldim. Kısmet olup yanaşamadık. Gittik memlekete. Bu şiiri sazla ilk olarak radyoda söyledim. Gazi, Dolmabahçe Sarayı’nda dinlemiş. Radyoya telefon etmiş, âşığı bize gönderin demiş. O gece İstanbul’u aramışlar; beni bulamamışlar. Sabah saz elimizde gittik Dolmabahçe Sarayı’na. Yaveri gördüm, ‘Gazi akşam beni aramış’ dedim. Yaver, ‘Malûm, o bir keyif zamanı idi; şimdi mesai zamanı’ dedi. ‘Siz adresinizi verin, biz sizi buluruz!’ Ne o bizi buldu, ne biz onu bulduk, geçti gitti. Birçok söylenti var. Atatürk, “Âşıkı çok sevdim, kendisine bildirin!” demiş. “Trenler ona bedava!” demiş. Demiş ama değil bedava binmek, ceza bile verdim trende...”

Ölümünün ardından yazdığı şiir

Ölümünün ardından da şiiri yazar: “Ağlayalım Atatürk’e/Bütün dünya kan ağladı/Süleyman olmuştu mülke/Geldi ecel can ağladı.” Başka şiirinde ise şunları söyler: “Kitaplar yazılmış nasihat dolu/Birlikte güçlenir gençliğin kolu/Gençliğe emanet Atatürk yolu/Hepimiz bu yurdun evlatlarıyız.” Veysel, İsmet İnönü için ise “İnönü ile şahsen konuşmuş değilim. Halkevi’nde birkaç kez dinledi” der. Âşık’ı meşhur dizeleriyle analım: “Veysel gider adı kalır/Dostlar beni hatırlasın!” Seni unutur mu bu topraklar... (Prof. Dr. Utkan Kocatürk, Atatürk Çizgisinde Geçmişçen Geleceğe, Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, Ankara, 2005, s. 252-259)


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.