Anadolu'nun en güneyi: Rüzgarlı burun

Anadolu'nun en güneyi: Rüzgarlı burun
07 Ekim 2014 Salı 02:30

ruzgarliburun

Anamur, Anemurium ya da 'rüzgarlı burun'... Dağların denizden dimdik çıktığı yere kadar bütün sahil boyunca muz seraları uzanıyor... Fenikelilerin kurduğu antik kenti doğal olaylar ve tarih o kadar yıkmamış, ama TOKİ şimdilerde canına okuyor

En son 1971 yılında gitmiştim. Mersin tarafında Mamure Kalesi, Antalya tarafında denize kama keskinliğinde saplanan yüksekçe bir burunun koyundaki antik Anemurium... İki antik yapının ortasında, Torosların eteğine yapışmış küçük bir kasaba.
Kasaba ile deniz arasında genişçe alüvyonlu ovada susam, yer fıstığı tarlaları uzanıyordu. Tarlaların arasında boy veren birerli ikişerli köy evleri... Tarla sınırlarında sıtma (okaliptüs) ağaçları, palmiyeler, narenciye ağaçları, ılıman Akdezin iklimine uyarlanmış tropik bitkiler ve güdük muz ağaçları... Marketlerde “yerli muz” diye yeğlediğimiz küçük parmak muzu... Şimdi kıyı bandı yazlıklarla dolu İskele Mahallesi 43 yıl önce böyleydi.
Anamur'dan söz ediyoruz. Anadolu'nun en güney ucu... İçel'in il merkezi Mersin'e beş saat uzaklıktaki şirin ilçe... Şimdilerde Muz-Bir Başkanı Mehmet Güzel, “Türkiye'nin en zengin ilçesi” diye övünüyor. Kişi başına ortalama yıllık gelir 40 bin TL'ye yaklaşıyormuş.

KIBRIS'LA BAĞLARI GÜÇLÜ
O yılların Anamur'u şöyle veya böyle Kıbrıs ile hemhaldı. İlçe ile adanın arası 76 kilometre. Havanın açık olduğu, deniz üzerindeki nemi rüzgarın dağıttığı günlerde, sahilden bakınca ince bir bant halinde Kıbrıs görülür. Dip Karpaz burnundan Koruçam burnuna kadar deniz üzerinde boylu boyunca uzanan girintili çıkıntılı kara silüeti.
Anamur, Kıbrıs Türklerinin savunma örgütü Türk Mukavemet Teşkilatı'nın (TMT) en önemli destek merkeziydi. 1974'teki Barış harekâtları sırasında ve sonrasında bu işlevini korudu. Anamur iskelesi, Taşucu iskelesi ana çıkış kapısı olmadan önce Kıbrıs ulaşımının başlıca yoluydu.
Kıbrıs'ta 60'lı 70'li yıllarda meydana gelen olayları merkezinde yaşayan o dönemin tanıklarından biriyle karşılaştık: Hidayet Uygur. Anamur'un yerlisi kime “Muhtar” diye sorsanız, sizi Hidayet Uygur'a götürür. Muhtarlığı oğlu devralmış. Oğluna ait kafe-büfe karışımı birkaç yerden birinde karşılaştık. Çok yaşlı. Yormamak için konuşamadık. Doktor Fazıl Küçük'ün zamanından beri TMT'de bulunmuş. Rauf Denktaş'ın ve öteki TMT liderlerinin arkadaşı. Yakınlarda TMT'nin kuruluş yıldönümü kutlanmış. Hidayet Uygur, o kutlamaya katılanlardan.
SU İSRAİL'E GİDECEK Mİ?
Şu sıralarda Kıbrıs'a Anamur'dan su taşıyacak boru hattı inşa ediliyor. Boru döşeme işi hayli ilerlemiş durumda. Anamur'un suyundan Kıbrıs Rum Kesimi de yararlanacak. Yerli olsun, sonradan yerleşme olsun Anamurluların buna itirazı yok. Ama suyun İsrail'e de taşınacağı söylentisi öfke uyandırıyor. Sırf bu söylenti yüzünden boru hattı inşaatını uzak gözlerle izliyorlar.

ANTİK KENTTE TOKİ İŞGALİ

Anamur adı, antik Anemurium kentinden geliyor. Anemurium, Latince'de “rüzgarlı burun” demek; antik Yunancadaki “anemurion” (yel değirmeni) sözcüğünden türemiş.

Antik kent, gerçekten de çok rüzgarlı, denize keskin biçimde saplanan dik bir burun tepenin koyunda kurulmuş. Tepe kenti bir ölçüde rüzgardan koruyor.  
Fenikeliler tarafından koloni olarak kurulan kent, Hitit Kralı 4. Tutaliye himayesine sığınan Mattuvatta'ya verilmiş. Mattuvatta Hititlerin zayıflamasından yararlanarak Anamur'dan Afyon'a kadar bir prenslik kurmuş. MÖ 8. yüzyılda Asurluların, daha sonra Perslerin ve MÖ 333'de de Büyük İskender'in egemenliğine girmiş. Büyük İskender ölünce Selefkosların eline geçmiş, MÖ I. yüzyılda Roma İmparatoru Caligula tarafından bütün Kilikya kıyıları ile birlikte Commagene Kralı 4. Antiochus'a verilmiş. MS 4. yüzyılda Bizans hakimiyetine giren kent, Araplar ve Bizanslılar arasında birkaç kez el değiştirmiş. 580 yılındaki depremde büyük tahribat görmüş, 7. yüzyılda Arapların ve korsanların baskınları sonucunda terkedilmiş.
1471'DE OSMANLI'NIN OLDU
Selçuklu hükümdarı Alaaddin Keykubat, Ertokuş Beyi, kıyı şehirlerinin alınmasına memur etmiş, o da 1228 yılında kenti zapt etmiş. Daha sonra Karamanoğullarının idaresine geçmiş, 1471 yılında Fatih'in komutanlarından Gedik Ahmet Paşa tarafından Osmanlı topraklarına katılmış. 1859 yılında Osmanlı idari teşkilatında bucak, 1869 yılında ilçe olmuş.
Anemurium'un tarım, ticaret ve balıkçılık kenti olduğu kayıtlara geçmiş. Kent, antik çağlardan beri Fenikelilerin Ortadoğu ticaret yolunu hakim. Roma döneminde de aynı ticaret yolu kullanılırdı. Bu Anemurium'un ticaret kenti olduğunu açıklıyor.
TOKİ CANINA OKUYOR
Antik kentin kalıntıları oldukça iyi korunmuş. Spor merkezi (palaestra), halk toplanma merkezi (odeon), tiyatro, kamu hamamları, evler, Roma ve Bizans döneminde yapılmış kiliseler, 320 kadar iki katlı mezarın bulunduğu mezarlık (nekropol), toprak dolguyu destekleyen duvar, su taşıma sistemi, surlar az tahrip olmuş.
Antik kenti doğal olaylar ve tarih o kadar yıkmamış, ama TOKİ şimdilerde canına okuyor. TOKİ'nin çok katlı binaları, kenti çevreleyen SİT alanının statüsü sürekli değiştirilerek inşa ediliyor. Bir yazlıkçı sitesinin bahçesinde antik mezar ve sur kalıntıları gördük.

MARMARA KALESİ

Mamure Kalesi, Anamur'un 6 kilometre güneydoğusunda. Antik kale birkaç kez yıkılıp yapılmış. 4. yüzyılda kale yakınında Ryg Monai adında bir Roma kenti olduğu biliniyor. Kalenin avlusunda bu kente ait mozaikler bulunmuş.

Kale, Bizanslılar ve Haçlılar zamanında genişletilmiş. Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat tarafından 1221 yılında ele geçirildiği sırada yıkılmış ve yerine bugünkü haliyle yapılmış. Daha sonra Karamanoğullarına ve Osmanlılara geçmiş.
Kuleleri, surları, mazgalları ile iyi korunmuş. Şikari tarihine göre, "Anamur ve Taşeli'nin Kagırlar tarafından zapt ve harap edilmesi üzerine Karamanoğlu Mahmut Bey (1300-1308) 36 bin kişilik ordusuyla kaleyi ele geçirmiş, mamur edip, adını Mamuriye koymuştur."
Hendekle çevrili bulunan 36 kuleli kale, iki bölümden oluşuyor. İç içe iki sur ve surlar üzerinde kaleyi tamamen dolaşan, bir taraftan bir tarafa geçişi sağlayan burçlar arasında bir yol var. Bu yol üzerinde 4'ü büyük 39 kule bulunur.
Biz ziyaret ettiğimiz sırada, içindeki tek minareli küçük cami dahil her şey yıkılmıştı. Yenileme inşaatı konusunda bilgi alabileceğimiz bir yetkili bulamadık. Yenileme inşaatı bittikten sonra kalenin turizm amaçlı kullanılacağı söylentilerini duyduk.
KİLOMETRELERCE UZANAN NAYLON DENİZİ

Anamur'a Gazipaşa tarafından gidenler, Anemurium antik kentinin eteğinde kurulmuş olduğu tepeden inerek girer ilçeye. Yerleşim alanı Ören ile başlar. 43 yıl önceye göre 60 bin nüfuslu büyücek bir kent olmuş Anamur uzaktan seçiliyor.

Ama kentten önce, yerleşim alanlarıyla içiçe geçmiş şaşırtıçı bir görünüm uzanıyor. Yukarıdan bakınca dev uçak hangarlarını veya antrepoları andıran açık gri tuhaf yapılar... Aynı görünümle uçağımız alçalırken tepeden gördüğüm Gazipaşa'da da karşılaştım. Anamur'dan sonraki Bozyazı, dağların denizden dimdik çıktığı yere kadar bütün sahil öyle. Muz seraları...
Kilometrelerce uzanan naylon denizinin görünümü doğrusu hoş değil. 43 yıl öncenin şirin kıyı kasabasını kafamda turizm ağırlıklı bir küçük kente büyütmüştüm, o kadar. Naylonun sevimsiz soğuk grisi, içimden şöyle bir “eyvah” geçirdi. Yıllardır gitmeyi düşlediğim şirin kasaba, kim bilir nasıl bir çevre felaketi tuzağına düşmüştü?
Kente giren yolda sağlı sollu yedi-sekiz metre yükseklikte seralar. Naylon denizi, aracımız içinden geçerken üstümüze üstümüze geliyor. Aralarda yer yer küçük çilek serası parçaları, naylon griliği deler gibi yapıyor.
Seraların üst yanındaki yarı aralık havalandırma pencerelerinden parlak yeşiliyle muz yaprakları görünüyor. Birkaç pencereden taşmış muz hevenkleri gördük. Yarı adam boyu. Muz parmakları da bildiğimiz “yerli muz”a pek benzemiyor. Daha iri. Yine de “ithal muz” kadar değil.
Naylon denizi bitti sonunda. Kente girmek tuhaf bir ferahlık verdi. Sanki çok basınçlı boğucu bir iklimden daha kolay nefes alınan bir iklime geçtik. Oysa düzgün şehircilik estetiğine pek uymayan beton yapılaşmanın hiçbir çekiciliği yok.
Anamur'da ilk tanıştığım yazlıkçılar “naylon denizi” hayıflanmamı beslediler. Neredeyse doğa felaketinden söz edenler bile oldu. Şikayetler birbirini izliyor: Son yıllarda boğucu hava nefes aldırmaz olmuş... Kullanılan onca ilaç solunuyormuş... Toprağa ve oradan suya kimyasallar karışıyormuş... Bilinen bütün çevreci hassasiyetler seslendiriliyor.

YARIN: ÇEVRECİ KAYGILARA ÜRETİCİLER NE DİYOR...

Hasan Bögün:

Fotoğraflar: Ercümen Çamlı


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.