Ali İsmail ile 48 saat

Ne bir marka merakı, ne giyim kuşamla kızlara, arkadaşlarına afra tafra yapma sevdası varmış Ali’nin. Varsa yoksa okuyacak, öğretecek, gezecek, yeniden öğrenecek, yeniden öğretecekmiş. Yanımdaki masayı dolduran Korkmaz ailesi Ali’yi bıkmadan...

Ali İsmail ile 48 saat
13 Eylül 2014 Cumartesi 09:03

aliismail

Haziran Direnişi’nde sivillerin ve polislerin saldırısıyla darp edilerek yaşamını yitiren Ali İsmail Korkmaz’ın anne ve babası, evlerinin kapısını Aydınlık’a açtı

Haziran Ayaklanması’nda yaşamını yitiren Ahmet Atakan’ın anması için gittiğimiz Hatay’da diğer direniş şehitlerinin de evlerine misafir olduk. İlk olarak Ali İsmail Korkmaz’ın evine gittik. Kapıdan içeri girer girmez Emel Anne, Ali’nin odasına götürüyor bizi. Anlatacakları vardı Emel Anne’nin, Şahap Baba’nın. Ali’siz bir gün daha başlıyordu.
Odaya ilk girdiğimizde Ali’yi hissetmememiz mümkün değildi. Ali’nin yatağının üzerinde, hayattayken öptüğü, her galibiyette sevinçten, her mağlubiyette üzüntüden gözyaşı döktüğü çubuklu sarı-lacivert forma serili. Duvarları, sehpaları, dolapları boydan boya donatmış Ali’nin fotoğrafları. Evin her köşesi Ali’yle dolu. Korkmaz ailesi bizi 2 gün boyunca ağırladı, birbirimizi bağrımıza bastık. Onun parlak, umut dolu kara gözleri üzerimizde, dinledik Emel Anne’yi.

HAYALİ DÜNYAYI DOLAŞMAKTI

“Ali’m her yeri gezdi” dedi Emel Anne. Gerçekten de öyleydi. Başlıca hayali, dünyayı dolaşmaktı. Hayalini nasıl gerçekleştirecek? Mütercim Tercümanlık okursa dil öğrenirim, dünyayı gezerim, dünyayı daha iyi anlarım, diye hesaplamıştı. İngilizce Öğretmenliği bölümüne girince sevincinden havalara uçmuş, hayallerine bir adım daha yaklaşmıştı.
Ali, 19 yıllık kısacık ömrüne her şehrin bir fotoğrafını sığdırmıştı. İstanbul’a, hatta onu ölüme götüren Gezi Parkı’na bile uğramıştı Ali. Kimbilir, ben ya da içimizden birileri belki de karşılaşmıştık Ali’yle bir yerlerde... Zaten fotoğraflarındaki bakışlarında bizi tanıyor gibi bakmıyor mu?
İlk gün, yatağıma uzanmışken yanıma geldi Emel Anne, oturdu ve sessizce Ali’sini anlatmaya başladı. Karşımda Ali İsmail’in fotoğrafı, yanımda yavrusuna hasret bir ana. Ben bu kadar derin bir acı hissederken kim bilir o nasıl yanıyordur, dedim kendi kendime. Odalara giriyorum, her yerde Ali de benimle birlikte adım atıyor, benimle nefes alıyor gibiydi.

SİNEKLERİ BİLE ÖLDÜREMEZDİ
Ali herkese bildiklerini öğretmeyi çok severmiş. Kuzenlerini, mahalledeki çocukları toplar, onlara kitap okurmuş. “Çocuklara eğitici şeyler almalıyız” dermiş hep. Kuzeni sineklerden rahatsız olup öldürmeye çalışırken Ali bir anda atılarak “Neden öldürüyorsun? Camı aç gitsinler. Öldürme onları, asıl biz onların dünyasını işgal ediyoruz” diye sert çıkmış kuzenine. Şahap Baba, tam bunları anlatırken bir anda yanımızdan bir kurbağa atladı. Hiç birimiz konuşmadan, dalgın gözlerle kurbağaya baktık bir süre.
Ali’ye para kabul ettirmek, harcama yaptırmak çok zormuş. Aile ne zaman “Paran var mı?” diye sorsa, yanıt değişmezmiş: İhtiyacım yok, idare ederim. Oysa cebindeki para belki 3 kuruş, en çok 10 lira. Eğer ki 10 lirası varsa, çıkartıp gösterirmiş, “Bak param var, dedim ya!” Şahap Baba, telefonun altına para bırakmayı denemiş, Ali’nin harçlığı 3 gün 3 gece oradan alınmamış. “Neden almadın oğlum bu parayı?” diye sorunca babasına “Bilmiyorum ki kime ait olduğunu” yanıtını vermiş.
Ne bir marka merakı, ne giyim kuşamla kızlara, arkadaşlarına afra tafra yapma sevdası varmış Ali’nin. Varsa yoksa okuyacak, öğretecek, gezecek, yeniden öğrenecek, yeniden öğretecekmiş. Yanımdaki masayı dolduran Korkmaz ailesi Ali’yi bıkmadan anlatıyordu. Ne çok da şey öğretmiş yaşarken, ne zenginmiş ruhu. Kocaman bir aile Korkmazlar. Sofraları kalabalık, birlikte yiyip birlikte içiyorlar. Ailenin hemen her ferdinin elinde Ali İsmail dövmesi, telefonlarında Ali İsmail’in fotoğrafları var. Ali’yi unutmaya imkân yok, O’nu unutturmanın da hiçbir yolu yok. Biz buradayız, onunla yaşamaya, katillerin ensesinde nefes almaya devam.

EN SON KUZEY'LE VEDALAŞTI

Ali İsmail hayvanları da çok seviyormuş. Kapılarının önünde hemen adım attığınızda sizi Kuzey karşılıyor. Ali’nin köpeği. Ali’nin sadık arkadaşı. Kuzey’e bakarken bir an Emel Anne “Ali çok severdi Kuzey’i. Eve son geldiğinde tam döneceği gün Eskişehir’e Kuzey ile vedalaşmadan arabaya bindi. Son anda fark etti. Ve arabadan indi ‘Çok özleyeceğim seni Kuzey’ dedi. Belki de hissetmişti evladım bir daha Kuzey’i sevemeyeceğini ve evine geri dönemeyeceğini” dedi.

ALİ'NİN SAATİ HEP 9'U 5 GEÇE

Emel Anne bize Ali’nin odasında Alişini anlatırken birden gözümüze duvardaki saat takıldı. Atatürk fotoğrafının olduğunu ve 9’u 5 geçede duran saat ilgimi çekti. “Bu saat neden durmuş?” diye sordum Emel Anne’ye. “Ali’me 3 yıl önce lise arkadaşları hediye etmişti bu saati. Saate iki kere pil taktım, ikisinde de taktığım pilleri geri çıkardı. ‘Oğlum neden çıkartıyorsun pilleri’ dedim. Ali’m bana ‘Annecim bu saatin anlamı var. Atatürk’ü kaybettiğimiz o dakikada kalacak, yani 9’u 5 geçe’ dedi.” Sonra gözlerime baktı Emel Anne ve “Yavrum Atatürk’e hayrandı” diyebildi sadece. O dakika anladım ki Korkmaz ailesinin kalbi de saati de Alişlerini kaybettikleri 10 Temmuz günü durmuştu. Şahap Baba “İnanamıyoruz gittiğine. Hani zamanla geçer acılar azalır diyorlar ya zamanla daha da acımız büyüyor. Ancak içimiz şundan rahat, Ali’ye dair hiç keşkemiz yok. Çünkü Ali bizden hep makul olan şeyleri isterdi” dedi. Emel anne atıldı hemen lafa, “Alim hiç üzmediki bizi.”

Seda Akyüz


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.