AKP ve İsrail ‘ebedi ortak’ -(TAMAMI)

Türkiye uzmanı Lübnanlı siyaset bilimci Dr. Muhammed Nureddin’in Sefir gazetesinde çıkan makalesi

AKP ve İsrail ‘ebedi ortak’ -(TAMAMI)
02 Nisan 2013 Salı 08:09

Türkiye’deki İslamcı çevrelerin yakından tanıdığı, Arap dünyasının önde gelen Türkiye uzmanı Lübnanlı siyaset bilimci Dr. Muhammed Nureddin, Sefir gazetesinde yazdığı bir yazıda, İsrail’in özür dilemesi ile AKP’nin Öcalan açılımını inceledi.

Yakın Doğu Haber sitesinin Hasan Sivri çevirisiyle yayınladığı makalede, Dr. Nureddin, İsrail özürü ve Öcalan açılımı sürecinin bölgeye ilişkin önemli sonuçları hedeflediği belirlemesini yapıyor. Nureddin, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun “özürü” sağlamak için İsrail temsilcileriyle birden fazla toplantı yaptığını, Türkiye’nin Washington Büyükelçisi Namık Tan’ın ‘’Sadece gerçek dostlar birbirlerinden özür diler’’ açıklamasına yer verereke, ABD’nin bu çabalardaki konumunu açıklıyor.

Sürecin, Suriye yönetimini yıkmayı, Lübnan Hizbullahı’nı tasfiye etmeyi, Irak Başbakanı Nuri Maliki’yi devirmeyi ve nihayet Rusya-İran eksenini zayıflatmayı hedef aldığını saptayan Dr. Nureddin’in makalesini özetle yayımlıyoruz:

İsrail’in müttefiki

“Bu hafta ‘ebedi ortaklar’’ haftası idi. Amerikan Başkan Barack Obama, İsrail ile ebedi ortaklıklarını açıkladı. Obama’nın daha önce de belirttiği gibi, Türkiye ve Amerika arasında ‘model ortaklık’ vardı. Bugünlerde ise, Türkiye ve İsrail arasındaki ortaklık yeniden konuşulmaya başlandı.

“Türkiye gibi NATO’ya üye bir ülkenin, İsrail’e düşman olabilmesi mümkün değildir. Aynı zamanda Türkiye’nin İsrail’in çıkarlarına -ki NATO’nun çıkarları ile örtüşüyor bunlar- aykırı bir yol izlemesi mümkün değildir. Türk yetkililer ‘Türkiye’nin sınırları NATO’nun da sınırlarıdır’ dediklerinde, İslami ve Doğulu kimliğinin yanında NATO kimliğini de öne çıkarmış oldu. Sınırları NATO’nun sınırlarıdır diye ilan etmek, bütün kamuflajlara ve saklanmaya çalışılan gerçeklere rağmen, otomatik olarak İsrail ile dostluğu ve müttefikliği de ilan etmektir.

Dört hedef

“Türkiye ve İsrail arasındaki ilişkilerin normalleşmesi, zamanlama açısından bir çelişki yaratıyor. Türkiye, Suriye, Irak, İran, Rusya, Çin ve bazı bölge ülkeleriyle ilişkilerini ‘sıfırlarken’ aynı zamanda bölge için en büyük tehdidi oluşturan İsrail ile sorunlarını da ‘sıfırlıyor’. Bu durum, yenilenen İsrail-Türkiye kıskacının, düşmanları için yeni ve ciddi riskler oluşturduğu bir resim sunuyor. Türkiye ve İsrail arasında tam normalleşmenin, ABD’nin çıkarları doğrultusunda, ABD’nin liderliğinde, bölgenin haritasını yeniden çizmek; İran-Rusya eksenini zayıflatmak için ürettiği yeni senaryolardan doğan gelişmelerden çok farklı bir yere koyamayız. Bu gelişmeler şunlar:

“1. Ankara üzerindeki yükü hafifletmek için, Kürt sorununu çözüme kavuşturma girişimleri;

“2. Suriye’deki Kürtleri, Türkiye için bir tehlike arz etmemesi için devre dışı bırakmaya çalışmak;

“3. Irak’taki Nuri Maliki hükümetini zayıflatmak ve devirmek adına, Türkiye’nin, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi ile, Bağdat’taki merkezi hükümeti yok sayarak ilişkiler geliştirmesi.

“Bütün bunlar Suriye, Irak ve Lübnan’da Hizbullah’ın etrafındaki çemberi daraltarak nihai hedefe ulaşmak içindir: İran’ı vurmak ve boğmak.

Mikati-Abdullah karşılaştırması

“İsrail’e Suriye kuşatmasını tamamlama ve Kürt yerleşimcilerin blokajını engelleme görevi düşüyor. Dolayısıyla ABD’nin stratejik ortakları olan İsrail ve Türkiye’ye, geçmişin üzerine yeni bir sayfa açmakla yanıt bulan baskısının amacı, bölgenin yeni haritasını ABD-NATO ortaklığının çıkarlarına göre resmetmektir.

“Dolayısıyla, Lübnan Başbakanı Necip Mikati’yi bölgesel ve uluslararası bu bağlamdan ayrı tutmamak gerek. Mikati, Tayyip Erdoğan’ın, Davutoğlu’nun da dediği gibi, Türkiye ve İsrail arasındaki uzlaşmaya mutabık kalmayı kabul etmeleri için özellikle aradığı bölgesel liderlerden biriydi. Erdoğan’ın Mikati’yi arayıp Ürdün Kralı 2. Abdullah’ı aramaması, bölgedeki güçlerin rolleri konusunda (Kral Abdullah’ın Mustafa Kemal Atatürk anıtına çelenk bırakırken ağlamasından sonra) bazı soruları akıllara getirmektedir.

“Bu güçlerden biri Türkiye’nin faaliyet gösterdiği eksende yer alan Lübnan. Bazıları Ürdün Kralı Abdullah’ın ağlamasını, İslamcıların düşmanı olan Atatürk’e bir saygı gösterisi olarak değerlendirdi. Bir noktayı not etmek gerekir; Türkiye’nin müttefiki olan Müslüman Kardeşler örgütü Ürdün’de rejimi değiştirmek istiyor.

“Ürdün kralı da bu konuda Amerikan dergisi Atlantik’e verdiği demeçte, Mısır ve Türkiye’yi, bölgeyi kontrolü altına almak isteyen ‘İhvan Hilaline’ taraf olmakla itham etmişti. Abdullah, aynı zamanda, Erdoğan’ın demokrasi anlayışını da eleştirerek, demokrasiyi amacına ulaşmak için bir araç olarak gördüğünü söyledi. Bu sözler Erdoğan ve hükümetini öfkelendirdi ve Kral Abdullah, telefon görüşmelerinin dışında tutuldu.

Rusya ve Çin de hedefte

“Türkiye-İsrail normalleşme sürecinin hedefleri sadece, İran’ın liderliğini yaptığı eksene karşı değildir. Bu hedefler arasında Rusya ve Çin’in nüfuzlarına etki edip onları zayıflatmaya çalışmak da var. Rusya ve Çin’i sadece Suriye ve Ortadoğu’da değil, genel olarak zayıflatmak istiyorlar; ama özellikle de Doğu Akdeniz’de. Rus donanmasının güçlü bir şekilde var olduğu sıcak sularda; doğal gaz ve petrol araştırmaları için rekabetin olduğu sularda; İsrail-Türkiye-Kıbrıs arasında beklenen işbirliği anlaşmasıyla Rusya’nın çıkarları etkilenecek. Bu bağlamda, Avrupa’nın Kıbrıs’ı kalkındırma planı, Rusya’nın yatırımlarını hedef alan bir biçimde geldi.

“İsrail ve Türkiye arasındaki normalleşme sürecinin, Suriye ile de ilgisi var. Şam’a baskıların artacağını gösteren işaretler var. İsrail Başbakanı Binyamin Netenyahu da sosyal iletişim ağı twitter hesabından,  özellikle kimyasal silah tehdidi bağlamında, Suriye ile sınırı olan Türkiye gibi bir ülke ile ilişkilerin olması önemlidir diye itirafta bulundu. Suriye’deki kriz, Davutoğlu’nun ‘Normalleşme sürecinin Suriye ile ilgisi yok’ yorumunu yalanlarcasına, iki ortak ülkenin anlaşmasının ve normalleşmenin nedenlerinden biridir.

Filistinlilerin soruları

“Normalleşme süreci Filistin davasına etkide bulunacak mı? Türkiye başbakanının, Gazze ablukasını kaldırma şartını dayattığını iddia etmesi mümkün değildir. Bu sadece, normalleşme sürecini haklı çıkarmak için hiçbir esasa dayanmayan bir propagandadan ibarettir. Gazze ablukasının kaldırılması başka bir şey, bazı gıda maddelerinin girişi için sınırlamaların kaldırılması başka bir şeydir.

“Filistin halkı tarafından baktığımızda, onlar Golan sorununun da dahil olduğu ‘Türkiye, İsrail ile ilişkilerini normalleştirerek yerleşim projelerini ve Kudüs’ün Yahudileştirilmesini nasıl durduracak? İsrail güçlerinin Batı Şeria’dan çekilmesi için nasıl baskı kuracak? Gazze ablukasının kaldırılmasını ve Filistinli esirlerin özgürleşmesini nasıl sağlayacak’ gibi uzayan bir soru listesi koyuyorlar.

“Erdoğan, Nisan ayında Gazze’ye ziyaret şemsiyesi altında, İsrail ve Türkiye arasındaki ortaklığa kamuflajlı geçişi tamamlayacak.”

 


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.