AKP, ekonomide geçmiş günahlarını ödeyecek

Başbakan 'faiz lobisi' görmek için aynaya baksın

AKP, ekonomide geçmiş günahlarını ödeyecek
16 Eylül 2013 Pazartesi 15:12

Türkiye'nin en önemli probleminin dış finansman ihtiyacı olduğunu belirten Prof. Dr. Vefa Tarhan, artık bu ihtiyacı karşılamanın zorlaştığına işaret etti

Bir dönem CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun da ekonomi danışmanlığını yapmış, finans uzmanı Prof. Dr. Vefa Tarhan ile Türkiye ekonomisini konuştuk. ABD'de yaşayan ve Chicago Loyola Üniversitesi'nde dersler veren Prof. Tarhan, dış finansman sorununa dikkat çekerek, Türkiye'nin önümüzdeki süreçte 'geçmiş günahlarının bedelini ödeyeceğini' söyledi.

Bütün dünya artık ucuz para devrinin bittiğinin farkında. Dış finansman bulabilme konusunda Türkiye ekonomisini kısa ve orta vadede ne bekliyor?

Türkiye'nin en büyük sorununun cari açık-dış finansman ikizinin olduğunu senelerdir söylemişimdir. Dış finansman çok büyük bir problem. Herkes sanıyor ki Türkiye'nin cari açığı miktarında dış finansmana ihtiyacı var. Haziran 2013 ile Haziran 2014 arasında Türkiye'nin cari açığının 60 milyar dolar olması bekleniyor. Ülkenin toplam dış finansman ihtiyacı açısından bu miktar devede kulak. Türkiye'nin aynı dönemde vadesi dolacak olan borcu 165 milyar dolar. Türkiye gibi kronik cari açığı olan bir ülkenin her hangi bir yıldaki dış finansman ihtiyacı o senenin cari açığı artı geçmişteki cari açıklarının kredi kullanarak karşılanmış olmasının yarattığı günahlarının ödenmesi olur. Yani yukardaki durumda bu da 165 milyar dolar oluyor. Türkiye'nin 12 ayda toplamda 225 milyar dolara ihtiyacı var. Vadesi dolacak olan 165 milyar dolar konusunda ülkenin uygulayabileceği bir politika, alacağı bir tedbir yok. Türkiye, Yunanistan olmayacaksa bu borçları ödemek zorunda.

Türkiye sağlıksız büyüdü

Türkiye'nin en büyük problemi yanlış büyüme politikasıdır. 2011'de yüzde 8.5 büyüdük, dünyanın en iyi büyüyen ikinci ülkesiyiz diye övünüldü. Bu rakamsal olarak doğru ama sağlıksız yani cari açık yaratan bir büyümeydi. Çin de hızlı büyüyor ama Çin cari fazlayla büyüyor. Çin'in problemi; bilmem kaç trilyon dolarlık rezervlerini nereye yatıracağı.Türkiye'nin problemi ise; dış finansmanı için gereken parayı nereden bulacağı. Ekonomist dergisinin raporuna göre Türkiye 2011 yılında cari açık oranı olarak yüzde 10.3'le dünyanın birinci ülkesiydi. Büyümede ikinci, cari açık oranında birinci. Miktar olarak cari açıkta dünyanın en büyük ekonomisi olan ABD'den sonra ikinci sırada geliyorduk.

ABD'den bakınca oradaki ekonomi çevreleri, hükümetin propaganda yaptığı gibi, Türkiye'yi başarı hikayeleri yazan bir ekonomi olarak mı görüyorlar?

Yabancı basında ne zaman AKP kelimesi görseniz hemen yanında 'ılımlı islam' terimini görürdünuz. Son birkaç aydır bunu bıraktılar. Konu ekonomi olduğunda ise bu defa 'Türkiye' kelimesi 'dünyanın en hızlı büyüyen ekonomisi' ile bitişik olarak kullanılırdı. Şimdi bu huylarından da vazgeçtiler. Tabii, bu yüksek büyüme hızının maliyetinin çok büyük boyutlu bir cari açık olduğunu bilmiyor değillerdi. Yine de hızlı büyümenin karanlık tarafını yeteri kadar vurgulamazlardı. 5-6 yıldır söylediğimiz gerçekleri gördüler. Bu günlerde, hem büyüme hızı önemli ölçüde yavaşlamış olduğu için, hem de ülkenin dış finansmanın kalitesinin düşük olmasının yarattığı problemleri gördükleri için büyüme ile ilgili olumlu retoriklerini revize ettiler. Dolayısıyla, eski günlerdeki övünç dolu yorumlarına sık olarak şahit olmuyoruz.

Ali Babacan ekonomiyi pazarladı

Dünyanın bir çok saygın ekonomi medyası bir bakıma Türkiye'nin ekonomiden sorumlu kurmaylarının ülke ekonomisini pazarlamasına kanmıştı. Babacan'ın pazarlama konusunda masterı var. Belki de bu konuda ihtisas yapmış olması ekonominin 'güçlü olduğu' izleniminin yaratılmasında önemli rol oynadı.

Suriye'ye saldırının Türkiye ekonomisine maliyeti ne olur?

Bence yüksek olur. Türkiye zaten gittikçe sağlıklı finansman kaynakları (doğrudan yatırımlar ve tasarruflar) yerine kısa vadeli kaynaklar (kısa vadeli krediler, 'sıcak para') bulabilmekte olduğu için, DNA'sı ürkek olan bu kaynaklara bağımlı hale geliyordu. 2013'ün ilk çeyreğinde dış finansmanın yüzde 90 küsürü 'kısa vadeli' niteliğine sahipti. Dış finansman konusunda bu çok tehlikeli bir durumu temsil eder. Bu duruma bir de çıkıp faiz lobisi, komplo-teorileri retoriğine başlarsan bulabildiğin tek kaynağın da kaçmasına çanak tutmuş olursun.

Çok kırılgan olan dış finansman denklemine bir de Suriye faktörü eklenirse, durum çok daha vahim olur. Bu parayı da korkutursan başka nereden döviz finansmanı sağlayabilirsin?

Sıcak para artık gelmiyor

Sıcak para Türkiye'ye niye gelir? Türkiye'deki faiz oranları gelişmiş ülke faizlerine kıyasla daha yüksek olduğu için gelir. Bundan birkaç ay önce ABD'de de 10 yıl vadeli faiz oranı yüzde 1.5 iken Türkiye'nin aynı vadeli hazine bono faizleri yüzde 6 civarındaydı. Şimdi 'sıcak para' korkup, kaçma konusunda düğmeye basmış olduğu için aradaki faiz farkı daha da arttı. Buna rağmen, kısa vadeli para bulmakta zorlanıyoruz. Nitekim, dış finansman kaynakları bir kuruma trendinde olduğu için, bu yılın Haziran ayında TCMB rezervlerinde 3.3 milyar dolarlık bir erime yaşandı. Yani yeteri kadar dış finansman bulamadığımız için "cepten yemek" zorunda kaldık.

En büyük 17. ekonomi olduğumuz masal

FED'in varlık alımlarına ilişkin kararları en çok gelişmekte olan ülkeleri sarstı. Brezilya gibi ülkeler doların ülke para birimleri karşısında değer kazanmasını dengellemek için bir takım önlemler alıyor. Fakat Türkiye, döviz satarak adeta geçiştirmeye çalışıyor. Bu çaresizlik mi yoksa rehavet mi?

Çaresizlik. Ekonomiyi yönetenler bu ve çeşitli başka konularda 'istatistiki şehir efsanesi' olarak tanımladığım, rakamsal olarak doğru ama yanıltıcı olan bir yöntem kullanıyor. Örneğin kişi başına gelirin (KBG) 10 yılda üç kat artmış olduğu iddia ediliyor. Dolar olarak ifade edildiğinde bu veri doğru ama yanıltıcı. 2002 sonunda KBG 3 bin küsür dolalardan 2012 sonunda sonunda 10 bin küsür doların üstüne çıktığı doğru.

Yanıltıcı istatistikler

Eğer, bu 10 yıllık dönemde geliriniz TL ve harcamalarınız dolar idiyse, tamam satın alma gücünüz üç misli arttı. Şimdi söyleyin bana Türkiye'nin yüzde kaçı bu grupta? Yüzde 1'i bile olamaz. AKP ve RTE'nin kurmayları bu gibi yanıltıcı istatistikler kullanıyorlar. Ama bu TL'nin söz konusu dönemde aşırı değerli olmuş olmasından kaynaklanıyor. Türkiye'nin dünyanın 17'inci büyük ekonomisi olduğu masalı da aynı şekilde aşırı değerli TL'den kaynaklanıyor.

TL'nin değer kaybetmesi gerekirdi

o Kur değerlerinin nasıl belirlendiği konusuna en yakın teori satın alma gücü paritesidir. Buna göre, mesela TL enflasyonu yılda yüzde 8, dolardaki enflasyon yüzde 2 ise, TL'nin senede ortalama olarak yüzde 6 değer kaybetmesi lazım. Bahsettiğimiz dönemde TL'nin değeri aşağı-yukarı sabit olmuş olduğu için millet TL'nin aşırı değerli olmuş olduğu gerçeğini anlamıyor. Aşırı yüksek/düşük değerli olma kavramı TL değerinin ne olduğu ile ne olması gerektiği arasındaki farkla ölçülür. Değeri düşmesi gerekirken dolara karşı sabit kalmış olması TL'nin aşırı değerli olduğunu kanıtlıyor. TL bu on yıllık dönem boyunca değer kaybetmesi gerekirken değer kaybetmemişse oluşan rakamlar gerçekleri yansıtmaz, TL'nin aşırı değerli olması anlamına gelir.

Kura müdahale etkisiz

Bu dönemde tüm ekonomi yöneticileri "kurları piyasalar belirler biz karışmayız" edebiyatı yaptılar. O zaman niçin 2011'in ikinci yarısında TL'nin değeri düşmeye başladığında 14 milyar dolarlık bir kur müdahelesi yaptılar? Yani, TL yüksek değerli olduğu zaman müdaheleye inanılmıyor, 'döviz değerlerini piyasalar belirliyor' TL düşük değerli olduğunda hemen bir kura müdahele politikası oluşuyor. Buna rağmen TL 2011'de dünyanın en çok değer kaybeden para birimi oldu. Demek ki bir şeyler yanlıştı. Aynısını bu sene de gördük. Milyarca dolar harcandı ne oldu? TL değer kaybetmeye devam etti ve hala değeri düşüyor.

Başbakan 'faiz lobisi' görmek için aynaya baksın

'Faiz lobisi' söylemine ne diyorsunuz?

Faiz lobisinin var olduğu bir masal. Güya bu lobiyi bir kısmı yerli olan banklar oluşturuyor. Bu lobi gerçektan varsa ve faizlerin yüksek olması işlerine geliyorsa, nasıl oldu da 2011 sonunda yüzde 9.59 civarında olan 10 yıl vadeli faizin 2012 sonunda 6.75'e düşmesini, üç ay önce 6.13'e düşmesini önleyemedi?

Demek ki, eğer böyle bir lobi var bile olsa, çok beceriksiz olmalılar. Ayrıca, bankalar neden faizlerin yükselmesini istesin? Bankaların elinde yüklüce devlet tahvili var. Faizler yükselince bu tahvillerin değeri düşer, yani bankalar bir zarar yaşarlar.

Bir de bankalar vade aracılığı işindeler. Diyelim 3 aylık mevduat toplayıp, bununla 10 yıllık konut kredisi verirler. Faizler artınca aldıkları mevduatın faizi yükseliyor. Ama önceden vermiş oldukları kredinin faizi değişmiyor. Zarar ediyorlar.

Türkiye'de çok kısa zamanda yaşanan büyük boyutlu borsa kayıpları, faizlerin 2-3 ay içinde çift haneye çıkması, TL'nin önemli derecede değer kaybetmesi gibi olumsuz verilerin gerçekleşmesi için bayağı uğraşmanız lazım. Bunlara paralel olan durumlar diğer gelişmekte olan ülkelerde de yaşandı, ama Türkiye'deki kadar olmadı.

Başbakan, faiz lobisini görmek istiyorsa aynaya bakması yeterli, çünkü söz konusu olumsuz gelişmeler, önemli ölçüde kendisi 'faiz-lobisi', 'komplo teorileri' edebiyatına başladıktan sonra gerçekleşti.

Sorumlu Erdoğan

Başbakan konuşmaya başlamadan önce piyasalar bu seviyede değildi. Dolayısıyla, bu demek oluyor ki, bu olumsuz gelişmelerin en önemli sorumlusu Başbakan Erdoğan olmuş oluyor. Ekonomi kurmayları bütün gelişen ülkelerde benzeri durumlar yaşanıyor diyorlar, ama en sert faiz-döviz-borsa gelişmeleri Türkiye'de yaşandı.

Bu şartlar altında, gereken 225 milyar dolarlık dış finansman kaynaklarını nereden bulabileceklerini bilmiyorum ama, bu faiz lobisi retoriği bu işi daha da zorlaştıracak.

Recep Erçin


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.