Osmanlıca düşkünlerine

Osmanlıca  düşkünlerine
29 Ocak 2015 Perşembe 13:55

Osman Şahin
Siz önce İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Adana gibi büyük kentlerimizin ana caddelerini İngilizcenin, Fransızcanın, Almancanın ve İtalyancanın işgalinden kurtarınız. On dört kilometrelik Bağdat Caddesi’nin, Rumeli caddesinin, Nişantaşı ve Maçka’daki satış yerlerine bakıldığında bir sömürge ülkesinde olduğumuzu anlıyoruz. Dahası, yabancı  dil adı taşıyan bu satış yerlerinin malları, efendilerimizin dilleriyle yazıldıkları ve marka düşkünü olduğumuz için oldukça pahalıdır. 
Bun karşılık Osmanlı döneminden beri canlı bir alışveriş merkezi olan Mahmutpaşa, Tahtakale, Cerrahpaşa, Sultanhamam, Yeşildirek ve Mercan’daki stış yerlerinin adları hem Türkçe’dir, hem de satılan malları birkaç misli ucuzdur.
Konuksever bir halk olduğumuz bilinir. Ülkemize gelen, evimize buyur edilen konuklara elimizi uzattığımızda, elimizi kırmaya çalışıyorlarsa, cadde ve sokaklarımızdan dilimizi kovuyorlarsa, meydanların, otellerin, iş hanlarının, televizyonların adlarındaki Türkçemizi siliyorlarsa, Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın “Türkçem benim, ses bayrağım”ı dil gönderimden indiriyorlarsa, ana sütüm Türkçemi ayaklar altına alıyorlarsa, ben de ona saldırırım.
Devletimizin ve hükümetlerin buna kesinlikle dur demelerini, bu konuda yasalar çıkarmalarını istiyoruz. Bunun dünyada örneği vardır.
Fransa devlet başkanı Mitterand zamanında Fransa’da ana cadde ve sokaklardaki satış yerlerinin Fransızca olması yolunda, Fransız dilini koruyan ağır yasalar koymuştur. Şöyle: Satış yerlerinin adı, Fransızca olacaktır. Belli büyüklükteki bir ebadı olacaktır. İngilizce, Almanca, İtalyanca gibi dillerde yazılacak olan satış yeri tabelalaları, anadil Fransızca tabeladan küçük olacak ve vergisi de Fransızca yazılı tabeladan birkaç misli pahalı olacaktır.
Mitterand, araştırmacı bir yazardır. Yayınlanmış on iki kitabı vardır. Ve Fransa, Avrupa Birliği’nin lokomotif devletlerinden biridir.
Büyük Atatürk’ün son nefesinde, “Arkadaşlara selam, dil çalışmalarını sakın gevşetmesinler” diyen soylu bir vasiyeti vardır.
Son yıllarda televizyonların hiçbirinde tiyatro, tarafsız akılcı kültür programları yoktur. Yıllar önce tek kanallı TRT’de pazar günleri, Prof. Hikmet Şimşek yönetiminde Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasının zengin, öğretici programları olurdu ve ailecek izlerdik. O porgramları özlüyoruz. Günümüz televizyonlarında iktidara övgüler düzen, Atatürk’e ve O’nun silah arkadaşlarına hakaretler eden, ulusalcıları, Türklüğü küçük düşürenler, hipnozcular, üfürükçüler, falcılar ve borçlara bakarak geviş getirenler cirit atıyorlar. 
Kurgulanmış, tek sesli, tek renkli psikopat bir korodur  bu. 
“Geçmişe akıl vermek kolaydır” sözü, bir rus halk sözüdür. Bu güzelim halk sözünü unutan Hacivatlar gece gündüz geçmişe akıl veriyorlar.
Ceyhun Atuf Kansu, elli bir yıl önce, bugün Ege bölgemizde altı bin yedi yüz yetişmiş zeytin ağacını üzerindeki meyveleriyle birlikte kesileceğini, üçüncü köprü için milyonlarca çam ağacının kesileceğini sezmiş görmüş gibi, 1966 yılında yazdığı “Haraç-Mezat” adlı şiiriyle günümüzdeki duyguları körleşmiş, derileri gergedanlaşmış, insanım diyen insan kopyalarına sesleniyor: 
“Yaylalarımızdan yarın oksijenimi satarsanız,
Ve korkuyorum alfabemdeki ulusal besini,
Türkülerimi, sevincimin gözeneğini,
Ağlamak hakkımı bile ağıtlardan,
Bağımsızlık yelinin yolunu keserseniz
Dağlarımı da satarak eloğluna,
Alın gidin o gün, hayrını görün demokrasinin...”


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.