Kuşaktan kuşağa Nutku ailesi

‘Babam Emrullah Nutku, Türkiye’nin Bağımsızlık Savaşı’nda Kuvayı Milliye içinde yer almıştı. Nâzım’la sınıf arkadaşıydı. Nâzım’ın, Tevfik Fikret’in neredeyse tüm şiirleri ezberindeydi’

Kuşaktan kuşağa Nutku ailesi
07 Ocak 2015 Çarşamba 11:10

Hayati Özcan - Özlem Haktanırlar / İzmir

ÖZDEMİR Nutku, Aydınlık yazarı Hayati Asılyazıcı’nın “Dünya çapında bir tiyatro insanı” dediği benzersiz bir aydın ve sanatçı.12 Ocak 1931 İstanbul Kadıköy doğumlu. İlkokuldan sonra 1942’de Robert Koleji’ne giriyor, 1950’de mezun oluyor. Kısa süren bir Hukuk Fakültesi macerasının ardından 1952’de Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi İngiliz Filolojisi’ne başlıyor. Nutku, 1956’da Ankara Üniversitesi’nden mezun olup aynı yıl Göttingen kentindeki Georg-August Üniversitesi, Tiyatro Bölümü’ne kabul ediliyor. 1959’da Türkiye’ye dönüyor ve akademisyenlik yaşantısına başlıyor.

Özdemir Hoca kendisiyle görüşme isteğimizi geri çevirmiyor, kendisini evinde ziyaret etmeye gidiyoruz. Kapıda bizi Özdemir Nutku’nun 11 yıllık dostu, köpeği Zuzu heyecanla karşılıyor. Duvarları masklarla, tablolarla süslü, üst katında kocaman kütüphanesi olan sıcak bir evi var Özdemir hocanın.

Nutku’nun tiyatro aşkı ilkokul yıllarında başlıyor. Tiyatro ile tanışmasının anneannesi sayesinde olduğunu söyleyen Nutku anlatıyor:

“Anneannem gece uyumadan önce bana çocuk masalları okurdu. Uykuya o masallardaki dünyanın hayalleri ile dalardım. İlk masalları ondan dinledim, ilk tiyatro deneyimim onun sayesinde oldu. Hiç unutmam, altı yedi yaşındaydım, bir gün ‘tiyatro nedir biliyor musun’ diye sordu. Ona boş gözlerle bakmış olmalıyım ki, ‘Hadi hazırlanıp tiyatroya gidelim’ diye ekledi. Evimiz Kadıköy’deydi. O zamanlar Kadıköy’den Tepebaşı’na tiyatroya gitmek safariye çıkmak gibi bir şeydi. Yolun uzunluğu nedeniyle tiyatroya biraz geç gidebilmiştik bu nedenle yerimiz biraz arkadaydı. Anneannem paltosunu katlayıp altıma koyunca ancak sahneyi görebilmiştim. Kırmızı perde açıldığında bir orman dekoru ve çeşitli hayvanlar vardı. Bunların arasında nedense kara bir köpek dikkatimi çekmişti. Oradaki bütün hayvanlar, neden hatırlamıyorum ona kötü davranıyorlardı. Sonra kara köpeği yanlarından kovdular. Acımıştım ona. Sonra oyun bitti. Oyundaki hayvanlar çocukların isteğine göre tek tek çıkıp selam verdiler ama kara köpeği isteyen yoktu. Cesaretimi toplayıp ‘kara köpek, kara köpek’ diye bağırmaya başladım ama arkada oturduğum için sesimi duyuramamıştım. Çok üzülmüştüm, eve dönene dek konuşamadım. Bu ilk tiyatro serüvenimin ardından her yeni çocuk oyununa gitmek için anneannemin başının etini yemeye başlamıştım”

DEDEDEN TORUNA YAZAR BİR AİLE

Hazır söz anneanneden açılmışken Özdemir Nutku’ya dedesini, babasını, annesini soruyoruz. Ailece on parmaklarında on hüner...

“Dedem Süleyman Nutki (1851 - 1924) başarılı bir deniz subayıydı. Yalnızca yabancıların elinde bulunan kılavuzluk saltanatına son veren ve Türk kılavuzluk örgütünü kuran kişi değil, aynı zamanda Deniz Müzesi’nin İlk Meteoroloji Örgütünün, Kaptan ve Makinistler Cemiyeti’nin de kurucusu, denizciliğe ilişkin ilk dergilerin yayıncısı ve yöneticisiydi. Büyük Britanika’yı Türkiye’ye getirdiği için Preveze’ye sürülüyor. Dedem Süleyman Nutki’nin 10’u basılmış 12 kitabı, çeşitli makaleleri ve İstanbul Deniz Müzesi’nde köşesi vardır.

BİR KUVAYI MİLLİYECİNİN OĞLU

Babam Emrullah Nutku (1902-1980) da Deniz Harp Okulu’ndan mezun olmuş bir deniz subayıdır. Nâzım Hikmet’le sınıf arkadaşıydı. 1. Dünya Savaşı sırasında Almanya’ya gönderilmiş, orada Alman kruvazöründe İngilizlere karşı savaşa katılmış, Türkiye’nin Bağımsızlık Savaşı’nda Kuvayi Milliye içinde yer almış ve savaştan sonra birinci derece İstiklal Madalyası ile onurlandırılmıştır. Kurtuluş Savaşı sırasında Batum’dan Sinop’a silah ve altın kaçırıyorlardı. Hatta ‘Denizden Sesler Geliyordu’ kitabında Kurtuluş Savaşı anılarını anlatır. Daha sonra hukuk fakültesini bitirerek askeri yargıçlık yapmıştır. Sivil hayata döndüğünde deniz ticaret avukatı olarak büro açmıştır. 1950’de milletvekili seçilerek Büyük Millet Meclisi’ne girmiş ve 1957’ye kadar politikada kalmıştır. Ancak mizacı dolayısıyla politikayı bırakıp turizm alanına yönelmiştir. Babam çok ilginç bir adamdı. Müthiş bir belleği vardı. Nâzım Hikmet’in, Tevfik Fikret’in neredeyse tüm şiirleri ezberindeydi. Çok güzel şiir okur, konuşmasıyla herkesi kendine çekerdi. Nota bilmeden piyano çalar, beste yapardı. Babamın hitabet gücü, babasından miras kalan bir yetenekti. Dedemin soyadı Kulelioğlu iken, hitabeti çok güçlü olduğu için Nutki Bey diye anılmaya başlamış. Nutku soyadımız da buradan gelmektedir. Babamın da yayınlanmış 6 kitabı var.

Anne tarafından rastladığım ilk aile büyüğü, büyükbabam Mehmet Hayri Bey’in atası Sadrazam Halil Hamit Paşa’dır. Çeşitli alanlardaki reformlarıyla tanınmıştır. Bu yüzden genç yaşta, 45-46 yaşlarında, sadrazam olmuştur.

Annem Nezihe Nutku ise sıkı bir ev kadınıydı. Eğitimini Fransa’da tamamladığı için Fransızca’dan öyküler çeviren, babam dergi çıkardığında ona yardım eden titiz biriydi. Babamın Isparta’da çıkardığı “Gülyurdu” dergisinin yazı işleri müdürlüğünü bile yaptı. Fransa’da terzilik okulundan mezun olduğu için belli bir yaşa kadar biz 3 oğlunun elbiselerini annem dikmişti.”


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.