‘Hayalim, sanatın toplumsallaşması’

Tamer Levent: Bizim düşüncemiz sanat alanında faaliyet gösteren, bu kültürü bilen insanlardan bir konsey oluşması ve sanat alanının geliştirilmesi gibi konuların konseyin teklifiyle hayata geçirilmesiydi

‘Hayalim, sanatın toplumsallaşması’
02 Nisan 2015 Perşembe 12:55

Funda Lena
YAZAR, yönetmen, oyuncu Tamer Levent’le Türkiye’deki sinema ve tiyatro alanlarının genel durumu ve sorunları üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik. Sanatçıyla, Türkiye Sanat Kurumu (TÜSAK) yasa tasarısından, savunucusu olduğu “Sanat Evet” felsefesine kadar birçok konuyu konuştuğumuz söyleşiyi keyifle okumanız dileğiyle.. 
- Öncelikle TÜSAK yasa tasarısına dair görüşlerinizi sormak istiyorum. TÜSAK’ı genel olarak nasıl değerlendiriyorsunuz? 
Benim ve TOBAV’ın 35 yıldır bir özerk sanat konseyi düşüncemiz vardı. Kültür Bakanlığı teknokratları TÜSAK’la, bizim bu düşüncemizi alıp, bunu özerk olmayan bir şekle dönüştürerek önümüze sunuyorlar. Yapılmaya çalışılan bizim düşüncemizi yansıtmıyor. Bizim düşüncemiz sanat alanında faaliyet gösteren, sanat alanının idaresini ve kültürünü bilen insanlardan oluşan bir konsey oluşması ve sanat alanının geliştirilmesi, haklarının korunması gibi konuların bu özerk sanat konseyinin teklifiyle hayata geçirilmesiydi. TÜSAK’la yapılmak istenense özerk olmayan bir konsey kurup sanat alanını tamamen denetim altına almak. 
- Türkiye’deki sinema sektörünü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye’de sinema sektörü diye bir şey yok aslında. Sektör dediğiniz zaman onun unsurlarının, haklarının, hukukunun oluşması gerekir. Bir taraftan kapitalizmin eleştirisini yapıyoruz ama bizim o eleştirdiğimiz kapitalizmin içinde haklar var, 8 saat çalışma kuralı var, filmin süresi kuralı var, insanların haklarını savunan sendikalar var. Bizde dizi setine giderken insanlar yorgunluktan, programsızlıktan kaza yapıp ölüyorlar. Amerika’da 6 ayda çekilen sahne bizde yarım günde çekiliyor. Bizdeki bu kültür ortadan kalkmadığı sürece ortaya bir sinema sektörü çıkmayacaktır. 
- Oyuncular Sendikası’nın sürelerle ilgili, bahsettiğiniz set koşullarıyla ilgili bir ayaklanması olmuştu, bir işe yaradı mı bu?
Yaradı. Oyuncular Sendikası meslek tanımlarını Çalışma Bakanlığı’ndan geçirdi ve bunlar Resmi Gazete’de yayınlandı. Meslek tanımlarının ortaya çıkması çok önemliydi. Ama şimdi bu meslek tanımlarına uygun hak ve hukukun Çalışma Bakanlığı tarafından ortaya konması ve uygulanması gerekir. Öte yandan Türk sineması şu anda dünyada müthiş bir atak içinde. Oynadığım filmlerle dünyada katıldığım festivallerde, jüri üyesi olduğum festivallerde herkes bunu söylüyor.
- Gösterimde uzun süre kalma şansı bulamayan filmlerin izleyiciyle buluşturulması için neler yapılabilir sizce?
Fazla maddi beklentisi olmayan gönüllüler filmleri çantasına koyup, sinema sinema dolaşıp bu filmleri oynattırabilirler. Bu kaderi kıracak yaratıcı tanıtımlar yapılabilir. Örneğin benim rol aldığım Tepenin Ardı filmi 35 bin izleyiciyle piyasadan çekildi. Halbuki  filmin onu izleyecek kitleye henüz ulaşmadığını düşünüyorum. Bu filmi bir gece Taksim’de göstermek geçiyor aklımdan. İzleyiciye de duyurulur bu 1 ay önceden, hatta bilet de satılır. Filmin oyuncuları da gelir oraya. Film bittikten sonra oyuncularla bir söyleşi de yapılabilir.
- Tiyatro alanını geçmişten bugüne nasıl değerlendiriyorsunuz? Hem özel tiyatrolar hem de devlet ve şehir tiyatroları düşünüldüğünde...
Benim tiyatro yaşantım Ankara’da Devlet Tiyatrolarında geçti ve bu anlamda çok  şanslıyım çünkü tiyatronun ne demek olduğu orada anlaşılıyor. Biz tiyatro yapmak için maaş aldık, 24 saat tiyatro düşündük. Ben Devlet Tiyatroları’nın dışında tiyatro yapan arkadaşlarımın Devlet Tiyatroları’nın nasıl çalıştığını bilmediklerini anladım. Özellikle İstanbul’da tiyatro yapmak için bir araya gelen bir kadro, gişe açıp bilet de satacak olsa, diğer işlerinden arta kalan zamanda tiyatro yapıyorlar. Buna profesyonellik diyemeyiz. Tiyatro kültürünün de bu yolla yaygınlaşacağını düşünmek biraz zor. 
- Son olarak sizin kişisel projelerinizden bahsedecek olursak?
Ben 35 yıldır “Sanata Evet” felsefesini yaygınlaştırmak istiyorum. Sanat kavramı herhangi bir işi özenle yapmak anlamına geliyor. Siyaseti de özenle yapmak gerekiyor. Türkiye insanının hayatının da özenle dizayn edilmesi gerekiyor. Bu doğrultuda, Türkiye’de bir yeniden doğuş, yaşamın yeniden yapılanması planlanacaksa, bence bunun sanat felsefesi üzerinden planlanması gerekiyor. Hayalim bu. Yani sanat kavramının bir yaşama kültürü haline gelmesi, sanatın toplumsallaşması, bir özenle yapma biçimi olarak hayatın her alanına yerleşmesi... Bunun için bir toplumsal atağın gerçekleşmesini istiyorum.

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.