Gezi başlangıçtı

Bitirilen tarım alanları, kesilen ağaçlar, yoksullaştırılan köylü, göçe zorlanan işsizler, sömürülen işçiler, sosyal dengesizliği tırmandırdı. Yoğunlaşan zenginliğin siyasi çevrelerde birikmesi, bu zenginliğin döngüsel hızını artıracak yasal düzenlemelerin hızla devreye sokulması, rüşvet ve adaletsizliğin tehdit oluşturması, sessiz çoğunluğu harekete geçirdi.

Gezi başlangıçtı
03 Şubat 2015 Salı 11:07

Okday Korunan
Chomsky’nin tanımladığı “İşgal et” hareketini Gezi Parkı’na taşıdılar. Onlar henüz refleksleri kırılmamış, hayallerini koruyan, değerlerin çoğaltılmasını isteyenlerdi. Eylemdeydiler ama dinleyenleri yoktu. Mizahi zenginlikle “Çapulcular” adını kabullenmeleri ilginç bir ironiydi. Karşılarında uzlaşmak yerine şiddeti seçen sistemli bir direnç vardı. Toplum, sosyal gelişime açık fırsatları yakalamış bireyler konusunda sıkıntılıydı. Çözüm için zamana ihtiyaç duyuyordu.
DİRENİŞ SİNDİRİLEMEDİ
Diyalektiğin savunucusu Karl Marx şöyle diyordu: “Dünyayı anlamak yetmez, onu değiştirmek de gerekir.” Değişim için ortak payda tanımlanmalı; hareket, programlı tek ses halini almalıydı. Gaz, cop, fişek, su vs. yöntemler can alıyor, kan akıtıyor, acı veriyordu ama hareketin mücadele ruhunu silemiyordu. Alanlarda toplu mutfaklar kuruluyor, kütüphaneler açılıyor, konserler, oyunlar, dinletiler, söyleşiler yer buluyor, şiir ön sıraya çıkıyor, yaratıcı protestolar kurgulanıyordu. “Çapulcular” günlük siyasetten uzak, internet aracılığıyla bir rönesans müjdeliyordu. Hareket, sağduyu ve bilinç düzeyiyle oyunlara gelmemeyi, kışkırtmaları deşifre etmeyi başardı. Toplumsal mücadelenin sivil ilhamı oldu.
Hareket barışçı, lâik, cumhuriyetçi çerçevede ortak bir dil oluşturdu.
“İşgal et” hareketini doğru okuyamayanlar onu anarşist bir tavır olarak değerlendirmeyi seçti. Oysa hareket anarşizmden beslenmiyordu. Son derece barışçıl taleplerini evrensel değerler üzerinden cumhuriyetin ilkeleriyle örtüştürerek, Mustafa Kemal’i öne çıkaran geniş katılımlı lâik, cumhuriyetçi çerçevede sunmayı tercih etti. Büyük çoğunluk bu harekete sezgileriyle sempati duydu, parti programı çerçevesinde önüne konmasını sessizlikle bekledi. David Hume gibi düşünürler yönetimin gücünün yönetilen çoğunlukta olduğunu vurgulamıştır. Bu eğitim, örgütlenme ve eylemlilik konusunda kararlı olmayı gerektirir. Hareket, bu kararlılığın gücünü fark ettirdi. Sonuç: Gelinen noktada ekonomik çırpınışlar, artan baskılar, adalet yaraları ve sistem içi hesaplaşmalar, “çapulcu” dinamiklerin tetiklediği sosyal kırılmalar ile yüzleşmelerin devam eden sonuçlarıdır. Bir sonraki aşama sorgulayan genç dinamiklerin geniş katılımlı programı sandıkla buluşturması, demokratik temsilin meclis seviyesine taşınması olacaktır. Seçim yasasında yer alan mevcut baraj sistemi demokratikleşmenin önündeki engeldir. Emperyalizmin besledikleri hesaplaşma evresine girmiştir. Demokratikleşmeyi arzulayan sessiz çoğunluk çözümün anahtarıdır.

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.