Filmekimi’ni kaçırmayın!

İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından bu yıl 14. kez düzenlenen Filmekimi her sene olduğu gibi bu sene de dopdolu!

Filmekimi’ni kaçırmayın!
10 Ekim 2015 Cumartesi 19:57

Ercan Dalkılıç
İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından bu yıl 14. kez düzenlenen Filmekimi her sene olduğu gibi bu sene de dopdolu! İstanbul’da start alan festival ardından Ankara, İzmir, Trabzon, Bursa ve Edirne’de de senenin en çok konuşulacak filmlerini halkla buluşturacak. Dünyanın önemli festivallerinde taltif edilmiş 46 filmin yer aldığı programdan gözümüze çarpanları sizin için değerlendirdim bu yazıda.

GENÇLİK (YOUTH)
2014’ün filmi bana kalırsa Paolo Sorrentino’nun “Muhteşem Güzellik”i (“La grande bellezza”) idi. Sorrentino, Muhteşem Güzellik’le bir ikileme oluşturacak bir filme imza atmış “Gençlik”le; bu sefer iki yaşı geçkin adamın (Michael Caine, Harvey Keitel) bir kaplıca otelinde geçirdiği zaman dilimine odaklanıyoruz. Fellinivari, rüya ile gerçeğin içiçe geçtiği bir evrende bizi büyülü bir yolculuğa çıkaran Sorrentino’nun aşk, ölüm ve geçmiş üzerine hayli felsefe parçaladığı bu Altın Palmiye adayı denemesini görmekte fayda var.

CAROL
Patricia Highsmith’in kendi deneyimlerinden yola çıkarak yazdığı romandan uyarlanan Carol’un yönetmen kodluğunda Todd Haynes var. 1950’li yıllarda New York’ta eşcinsel ilişkisi sebebiyle kocasıyla problem yaşayan, hatta kızının velayetini kaybetme noktasına gelen Carol etrafında şekilleniyor. Carol’da Cate Blanchett’in yine her zamanki gibi “döktürdüğü” film; ne yazık ki Blanchett’e rağmen bir türlü şiirini geçiremiyor seyirciye. Film bittiğinde aklıma ilk takılan soru da şuydu üstelik: “Bu Carol’ın Therese’ya duyduğu aşkın filmi mi? Yoksa Carol’ın kızı uğruna göze aldıklarının filmi mi?” Yapımının 11 yıl sürdüğünü öğrendiğimiz “Carol”un iki arada, bir derede kalmış bir film olduğunu söyleyebilirim kendi adıma.

NAHİD
İranlı kadın yönetmen Ida Panahandeh’in ilk uzun metrajı olan “Nahid”, bu yıl Cannes’ın Belirli Bir Bakış bölümünde gösterilmiş ve yönetmene ‘Avenir Prize’ (gelecek vaat eden yönetmenlere verilen bir ödül) diye adlandırılan ödülü kazandırmıştı. İran’da kocasından ayrı, çocuğuyla yaşama tutunma mücadelesi veren Nahid’in öyküsünü anlatan film, Majidi’nin yoksulluk estetiğiyle Farhadi’nin ilişki evrenini harmanlayan bir deneme özünde. Panahandeh’in ucunu açık bırakmayı tercih ettiği drama iyi, kötü bir sona sahip olsaydı hiç fena olmazdı aslında.
2008’den beri Filmekimi’ni takip eden biri olarak üzülerek söylemeliyim ki bu sene salonlarda boş koltuklar göze çarpıyor. Belki de bu uzadıkça uzayan tatilin rehaveti, ya da ülkemizin içinde bulunduğu durumun bir sonucudur, bilemiyorum.
Filmekimi’nde salonları boş görmeye pek alışık değiliz zira biz. Filmekimi 11 Ekim’de İstanbul’da sona erecek. İstanbullu sinemaseverlerden Filmekimi’ni öksüz bırakmamalarını rica ediyoruz.

THE LOBSTER
Cannes’da oldukça öne çıkan “The Lobster”, “Köpekdişi” (“Kynodontas”) ve “Alps” filmleriyle dikkatleri üzerine çeken Yunan yönetmen Yorgos Lanthimos’un ilk İngilizce filmi. Colin Farrell, Rachel Weisz gibi iki major ismin eksen karakterlerde boy gösterdiği filmi distopik bir kara mizah örneği. Carax’ın “Holy Motors”unun karanlık yanını ödünç alan film, “Bela”dan (“Borgman”) da esinler taşıyor gibi. Sistem eleştirisi üzerine kurduğu senaryosu ve ayrıksı kara mizahıyla “The Lobster” Filmekimi’nin görülmesi gereken filmlerinden. Fakat dağınık dramatik yapısının benden geçer not alamadığını da belirtmem gerek.

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.