Feridun Andaç ile ‘Babil’e Yolculuk’

‘İnsanlığın kalemden kağıttan kopması pek mümkün değil. Daha çok gereksineceğimizin işaretleri karşımıza çıkıyor bence... Kalemsiz kuşaklar yetiştirme sevdasında olmak, yaratıcılığı öldürmektir.’

Feridun Andaç ile ‘Babil’e Yolculuk’
02 Şubat 2015 Pazartesi 13:07

Esra Yüksel
Ardı ardına yayımlanan “Kalem Kitabı”, “Rüzgâra Verdim Bakışlarımı - Babil’e Yolculuk 1”, “Öykü Yazmak Hikâye Anlatmak” ve “Anonimleşen Edebiyat” adlı dört farklı türde kitapla karşımıza çıkan usta kalem Feridun Andaç ile edebiyat ve çalışmaları üzerine konuştuk.
- Siz tek bir türde yazan biri olmadığınız gibi yazmanın ötesinde editör/yayıncı ve  eğitimci kimliği de olan birisiniz. Aynı zamanda konferans veriyor, edebiyat seminerlerinizi sürdürüyorsunuz. Aydınlık Gazetesi ve Edebiyat Haber’de, Varlık, Hürriyet Gösteri gibi birçok edebiyat dergisinde sürekli yazıyorsunuz. Bu kadar geniş kapsamlı işi nasıl bir arada yürütebiliyorsunuz? Hepsi kendi çapında çok zaman, hazırlık isteyen işler. Bunların altından başarıyla kalkabilmenizin sırrı nedir?
Çalışarak dersem yalınkat bir yanıt olur, biliyorum. Biriktirerek, tutkuyla bağlanarak yapılabilecek şeylerdir tüm bunlar. Biri size görev olarak vermez yazmayı/bilgilenmeyi/üretmeyi. Siz kendinizi görevlendirirsiniz. Rönesans’tan beri bu böyle değil midir, özellikle de aydınlanmacı insanların yolculuğunda... Ötesi var mıdır bilmem ama, benim için bu bileşik kaplar gibidir; biri diğerini zenginleştirir, kendi havuzunu oluşturur, adasını kurar. Bu da yaşama zenginliğidir olsa olsa. Öğrenme yolculuğunuz, size, bilgiyi paylaştıkça ne denli zenginleşebileceğinizi de gösteriyor.
KAĞIT VE KALEM
- Yeni basılan bu dört kitaptan ilk yayımlanan Kalem Kitabı (Varlık Yayınları) piyasaya çıktı. Bu kitap ilgi gördü tarzı ve konusu açısından, ne dersiniz? Böyle bir kitabı kurma düşüncesi nasıl oluştu?
Bir kalem kitabı kurmak düşüncem öteden beri vardı. Amacım kalemin öyküsünü yazmak değildi. Kalemle yolculuğumu, bu yolculukta edindiklerimi, gözlem ve deneyimlerimi, kalemli bir yaşamın izlerini yansıtmaktı düşüncem. Ayrıca çizimlerimi / kalemlerimi de oraya taşıyarak görselliği zengin bir kitap kurmaktı niyetim. Ama ilk adımda imece usulü bir kitap kurma düşüncesi kendi yolunu açtı. Sanırım iyi de oldu. Çünkü diğer kalem kitabını bir defter kitabıyla oluşturmanın yolundayım, bunu da yazarak/çizerek biriktiriyorum.
- Kalem kitabı aslında tutkunun/bağlanmanın dile getirilişi değil mi sizce de? Heyecan ve tutkuyla kalem beyaz kağıda değip yaratıcılığı gerçek kılan her şeyi ortaya çıkarmıyor mu? 
Katılırım söylediklerinize. Kalemden kâğıttan insanlığın kopması pek mümkün değil. Giderek daha çok gereksineceğimizin işaretleri her gün yaşantımızda karşımıza çıkıyor, bence... Kalemsiz kuşaklar yetiştirme sevdasında olmak, yaratıcılığı öldürmektir aslında.
- Babil’e Yolculuk ilk 2003 yılında yayınlanmıştı. Yıllar sonra yenilenmiş ve genişletilmiş  içe-riğiyle yeniden çıkarttınız. Buna dayanarak Babil’e Yolculuk kitabınızın sizin için farklı bir değeri, önemi olduğunu söyleyebilir miyiz? 
Babil söylencesi çocukluğumdan beri beni etkilemiştir. Ötesi, buna dair bulduklarımı okumanın bende gitmek duygusunu beslediğini söyleyebilirim. Gidip görmek, keşfetmek, öğrenmek, başka yerleri hayatları tanımak...Bu izleklerden giderek yazılan bir kitaptır, hatta yazımı süren demek daha doğru. Ardından Susan Bir Yerin Dili, Bir Bakışı Solduran Zaman ve şimdilerde tamamlanan Gözlerimde Taşırım Seni gelecek. Yazmak bir dil yolculuğudur aynı zamanda. Kültürlerarası iletişim, tarihe dönük bir bakıştır. Bir yazar bundan alamaz kendini. Yaşanan zamanın içinden geçerek kurar tümden bunları da elbet. Bugün dönüp Jean Jacques Rousseau’yu, Kant’ı, Goethe’yi  bir arada okuduğumda da bulduğum budur az çok. 
- “Anonimleşen Edebiyat”ı yazarak Türk edebiyatının yol haritasının da bu yöne doğru gitmeye başladığı/gittiğini göstermek mi istediniz. Edebiyatımız yok olmaya yüz tutmuş dilimizle birlikte kimliksizleştiriliyor mu? 
Ulusal bir edebiyat tarihi yazmak değildi derdim. Ama “Edebiyatımızın Yol Haritası” derken de edebiyatımızın 100 yıllık birikiminde düzyazının ve şiirin nereden nereye vardığını göstermek için, yaptığım iç/dış okumalarla bakışıma/yorumuma değen yazarları/yapıtlarını, bu sürecin dönüşüm noktalarını  değerlendirmeye aldım. 1990 sonrası yaşanan evrilmede bunu görmek olası; çözülme, yozlaşma, kimliksizleşme... Gösterilen de budur.
ALTI KİTAPLIK DİZİ
- Cumhuriyet döneminden sonra Türk edebiyatı çağdaş, özgün, kendine has bir yapı kurmaya çalışıp modernleşmeye çalışırken Türk roman/romancı ve öyküleri /öykücülerin geçirdikleri evrimleri düşündürmek ve gidişatın pek de iç açıcı olmadığını gösteren bir sinyal midir bu kitap? 
Altı kitaplık bu dizi tamamlandığında bir bütün olarak bakmak gerekecek kanımca... “Edebiyatımızın Yol Haritası”nın ilk dört kitabı öykü/roman, beşincisi eleştiri/deneme, altıncısı da şiir birikimimizi değerlendirmeyi içeriyor. Neyin, nerede, nasıl dönüşüme uğradığını görmek/göstermek çalışmamın yalnızca bir boyutunu içeriyor. Asıl amaçladığım o yol haritası denen şeyin nasıl biçimlendiği, nelerin ortaya konulduğudur.

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.