Direnen halkların kalemi: Eduardo Galeano

Uygarlık, ‘özgürlük’ sözcüğünü ağızlarından hiç düşürmeyen, asla ‘eşitlik’ten söz etmeyen, yok edici Batılı emperyalistlere karşı, ezilmiş, hor görülmüş, belleği yok edilmek istenen yerel halkların safında yer alan, diklenen bir yazar Galeano

Direnen halkların kalemi:  Eduardo Galeano
15 Nisan 2015 Çarşamba 11:55

Buket Şahin
Boyalı kuşların yıkandığı nehir anlamına gelen Uruguaylı yazar Eduardo Galeano, salt, Uruguay ve sürgün yaşadığı Arjantin’in değil, Latin Amerika’nın direnen tüm halklarının, efsane kalemidir.
Ölümsüz eseri “Latin Amerika’nın Kesik Damarları” adlı kitabını 20 yıl önce babamın kütüphanesinde bulup ilk okuduğumda çok etkilenmiştim. Çünkü, Eduardo Galeano sanki, Latin Amerika ülkelerini değil de, bizim ülkemizi anlatıyordu. Latin Amerika ile ülkemizin dertlerinin örtüştüğünü gördüm.
Usta yazardan, röportaj teklifime olumlu yanıt alır almaz, sıfırın altındaki New York Kennedy havaalanından Meksika’ya 7 saat, Meksika’dan Arjantin’in başkenti Buenos Aires’e 10 saat uçtum.
Buenos Aires’ten, feribotla, boyalı kuşların yıkandığı gümüş nehrin öbür yakasında yer alan, Brezilya ve Arjantin arasına sıkışmış Eduardo Galeano’nun memleketi Uruguay’a geçtim. Geleneksel karnaval hazırlığındaki Montevideo davul sesleriyle karşıladı beni.
Ulusal kahraman, devrimci Jose Artigas’ın heykelinin köşesindeki 154 yıllık Solis Opera binasının karşısındaki kahve Bacacay’da üstad Galeano’yu beklerken, yan masada oturan başbakan Jose Mujica’yı görünce heyecanım iyice arttı. Kurucuları içinde bulunduğu Tupamaros gerilla hareketinin eski lideri Jose Mujica ve eşi Lucia, ömürlerinin en değerli 14 yılını Uruguay zindanlarında geçiren iki güzide insan ve Uruguay halkının gözbebekleri. Halk O’na yoksul anlamına gelen ‘El Pepe’ diyor. Galeano “Türk Gazeteci” diye tanıttı beni Pepe’ye. El Pepe bütün içtenliği ile sırtıma vurarak: “Biliyorum onu, senden önce tanıştık” diyor.
SINIRLARIN OLMADIĞI YARI BİR AYNA
Galeano’ya soruyorum: “Latin Amerika’nın Kesik Damarları” adlı yapıtınız yayınlandığından bu yana 44 yıl geçti. Latin Amerika’daki son seçim sonuçları Amerikan emperyalizmine karşı bir direnişi gösteriyor. Bu damarların nihayet birbirine ulandığını söyleyebilirmiyiz?”
“Latin Amerika’nın Kesik Damarları’nı yazmak, benim için kişisel bir görevdi, bir başlangıçtı. Bir son değil, birşeyin başlangıcıydı. Yaşamın anlamlarını kalemimle keşfe çıkmaktı bu, gerçeğin derinine inmekti. Latin Amerika’nın gerçeği. Şimdiyse tüm insanlığın. Dünyamız aynalar gibidir. Sınırların, haritaların olmadığı yarı bir ayna...İmkansızı yazmaktı benimkisi. Denemeye değerdi...”
“Pek çok umut kaynağı var. Eğer umudun içecek suyu olmasa susuzluktan ölürdü. Zapatistalar ve topraksız köylüler gibi... Tek olası dünya bu değil. Gerçeklik her sabah yeniden doğan bir çarpışma. Bu dünya tepetaklak ve bakalım onu ters çevirebilecek miyiz, onu deniyoruz! Obama, Amerika Birleşik Devletleri tarihinin ilk siyah başkanı, Martin Luther King’in rüyasını mı, Condoleezza Rice’ın kâbusunu mu gerçekleştirecek? Şimdi onun evi olan Beyaz Saray, siyah köleler tarafından inşa edilmişti. Umarım bunu hiçbir zaman unutmaz!” diye yazmıştınız. Hala umutlumusunuz? diye soruyorum:
“Henüz 14 yaşımda toy bir delikanlı gazeteciyken, Uruguay’ın en önemli gazetecisiyle tanıştım: Carlos Quijano. Sözlerinin gerçek değerini ancak zaman geçtikçe anladım. Örneğin şöyle: ‘Eduardo, senden tek isteyeceğim şey lütfen asla ama asla umuda karşı bir günah işleme, umuda karşı gelme! Sakın! Her günah affedilebilir ama umuda karşı işlenen günahlar asla affedilemez!’ Obama’nın Nobel Barış Ödülü konuşmasını dinlediğim zaman ustam Quijano’nun bu sözlerini anımsadım. Çünkü savaşı göklere çıkaran, öven bir konuşmaydı. Evrensel umuda karşı işlenen bir ihanetin sözleriydi. Bütün enerjisini savaştan alan ve şiddete programlanmış bir dünyada o da ölüme aşıktı. Özel durumlar için bile savaşı övmek aslında savaşı yüceltmektir. Ve böylece organize suça evet diyerek sisteme ortak oluyorsunuz. ABD bugün savaşla beslenen, savaşsız yaşayamayan bir ülke. Dünyada hemen her ülkeyi işgal ettiği halde işgal edilmeyen tek ülkedir ABD. Gerçekler ve ifadeler arasında büyük bir ayrım var. Günümüzde kendi kendine yeten toprağını üreten pek çok kültürü yoketmeye yönelik küresel bir saldırı var. Eskiden kendi ulusunu beslemek için tarımcılık yapan birçok ülke bugün uluslararası yiyecek şirketlerine hizmet etmek için kendi tarımını ve halkını kurban etmiştir...”
Heyecanla Galeano’nun sözünü keserek araya giriyorum:
“Bugün aynı Fransa, Haiti den özgürlük vergisi almaya devam eden Fransa, üçüncü dünya ülkelerine, ülkem Türkiye de dahil, özgürlük dersleri vermeye kalkıyor” diyorum.
BOLİVAR'IN HOCASI RODRİGUEZ VE ATATTÜRK 
Galeano gülümseyerek, kaldığı yerden devam ediyor:
“Bağımsızlık günahı, gurur günahıdır 150 yıl ödetilen. Beyaz lanettir bu yerlilerin ağzında. Haiti’nin kendi topraklarına istediği tahılı ekmesi yasaklanır. Borçları ile topraklarının, yani ülkenin yeni sahibi IMF ve Dünya Bankası pirinç ekimini de yasaklar ve Haiti pirinci, ABDden ithal etmek zorunda kalır. Bugün Haiti’nin kendi üretimini koruma hakkı yoktur, ABD istediğini üretme hakkına sahiptir. Çünkü herşeyin sahibidir, IMF eksperlerinin de sahibidir ve Dünya Bankası zaten ABDnin özel mülküdür. Kim yemeğini yediği tabağa karşı konuşmak ister ki?!”
Yine araya giriyorum; “Ülkem de de yakın tarih unutturuldu. Zamanın belleği kurutuldu. Yeni yetişen kuşaklar yakın tarihimizde 37 aydının yobazlarca yakıldığı Sivas katliamını ve ABD kaynaklı 12 Mart ve 12 Eylül askeri darbeleri yeterince bilmiyor. Türkiye aydınlanma yolunda büyük bir fırsat kaybetti. 70 yıl önce, fırsat eşitsizliğine karşı kuruldu Köy Enstitüleri, ki babam da bir Köy Enstitüsü mezunudur ve “Güneş Gören Okullar” der onlara. Mustafa Kemal Atatürk’ün başlattığı, Kurtuluş Savaşının içerideki devamıydı Köy Enstitüleri. Atatürk’ün kırsal kesimdeki kız-erkek yoksul köy çocuklarını eğitmek için kurdurduğu eşsiz, Türk buluşu eğitim kurumlarının adıydı. AYNALAR da bahsettiğiniz Bolivar’ın öğretmeni Rodriguez’in okulları, bana bizdeki köy enstitülerini anımsattı” diyorum.
Galeano gülümseyerek devam ediyor:
“Bolivar’ın hocası Rodriguez’le Atatürk arasında çok ortak şey var sanırım. Bolivar Atatürk’ten 100 yıl önce yaşadı. Günümüzden yaklaşık 200 yıl önce Bolivar ve Rodriguez gerçeği görüp yazmışlardı. Hala yaşayan bir gerçektir bu. Sanatın zamanın yaralarını saran ölümsüz gücü gibi. Günümüzde insanlar, yarım saat, bir hafta, bir ay gibi zaman dilimi içinde kaybolup gidiyorlar. Sanat böyle değildir. Her zaman geçerliliğini korur. Mesela, Latin Amerika da insanlar “bağımsız” değiliz derler. İspanyol sömürgeciliğinden bağımsız doğduk ama kendi aklımızla düşünemiyor, kendi kalbimizle hissedemiyoruz çünkü herşeyi ithal ediyoruz diyorlar. Bolivar, yeni sahiplerin egemen gücüne karşıydı.” diye yanıtlıyor.
'BU EDEBİYAT GÜMRÜĞÜNÜ KALDIRMAK İSTİYORUM'
“Ne tür kitap yazıyorsunuz diye soruyorlar bana. Ben, bir tutkuya dönüştürülen ayırma, sınıflaştırma yerine, ortak insanlık dilini birleştirmek istiyorum. Ben sadece insan birliğinin, insanlık duygusunun belleğini yeniden hatırlatmak istiyorum. Başkalarının kapılarının arkasına giremezsiniz, ama ben edebi dili kullanarak bu edebiyat gümrüğünü kaldırmak istiyorum.” diyor Galeano.
Efsanevi gerilla örgütü Tupamaroların damgasını vurduğu Montevideo’da 1940 yılında doğdu Eduardo Galeano. Romantik ve isyancı hareketlerin bütün dünyayı kapladığı 60’lı 70’li yıllarda fabrika işçiliğinden gece bekçiliğine her türlü işlerde çalıştıktan sonra sosyalist yayınevi ve dergilerde editörlük yaptı. Bugün ülkenin en çok dinlenen radyosuna, en çok okunan gazetesine ve ülke nüfusunun yarıdan fazlasının yaşadığı Montevideo belediye başkanlığına sahip olan Tupamaro Hareketi, şehir gerillası olduğu yıllarda Latin Amerika’nın en lirik sloganlarına imza atmıştı, şöyle:
'KELİMELER BÖLER, EYLEM BİRLEŞTİRİR'
‘Montevideo’da soymayı planladıkları banka çalışanlarından birinin hamile olduğunu anlayınca soygunu erteleyen hümanist insancıl anlayışta bir örgüttü. Bu örgüt 60’lı 70’li yıllarda Avrupa gençlik hareketlerine de ilham kaynağı oldu. Tupamaro devrimcilerinin Uruguay’ında yetişen yazar Galeano, ülkesinin lirik atmosferini her zaman kitaplarına yansıttı.

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.