Cadı Kazanı kaynamaya devam ediyor

İstanbullu tiyatroseverlerin en son 45 sene önce, Cüneyt Gökçer rejiisiyle izlediği ‘Cadı Kazanı’ Tatavla Sahne’nin ilk, Tiyatro Tatavla’nın ise üçüncü oyunu olarak yeniden sahneleniyor

Cadı Kazanı kaynamaya devam ediyor
10 Ocak 2015 Cumartesi 13:34

Zeynep Bilgin
Yönetmenliğini, Tiyatro Tatavla ve Tatavla Sahne’nin kurucusu Eraslan Sağlam’ın üstlendiği “Cadı Kazanı” bu akşam saat 20.30’da Tatavla Sahne’de. Oyun 17, 25 ve 31 Ocak’ta yine Tatavla Sahne’de izlenebilir. Cadı Kazanı’nın yönetmeni Eraslan Sağlam, oyuncular İrem Erkaya ve Kaan Songün ile bir söyleşi gerçekleştirdik. 
- En başından başlayalım, Tiyatro Tatavla’nın 3. oyunu olarak neden “Cadı Kazanı”nı seçtiniz?
Eraslan Sağlam: “Cadı Kazanı” bir repertuvar tiyatrosu olan Tiyatro Tatavla repertuvarının devamı niteliğinde. Aktör Kean ile başladığımız macerada önce sanatçı / iktidar ilişkilerini irdeledik, özel hayatın dokunulmazlığına dokunduk. Ardından hızımız alamayıp “3 Kadın Bin Turna” ile Cumartesi annelerini, çocuk gelinleri ve kadına yönelik şiddeti sahneye taşıdık. Dertlerimiz bitmediği sürece bu repertuvar da böyle devam etmeliydi ve sırada manipülasyon kavramı vardı. Dünya, manipülasyonların bilek güreşi yaptığı bir dünya haline geldi. Bu manipülasyon aracı en tipik olarak karşımıza din olgusuyla çıktı. Ortaçağ’dan günümüze kişisel çıkarlar adına insanoğlu kendi cennetini dahi satılığa çıkarttı ve çıkartmaya devam ediyor. Yani manipülasyonun Allah’ından bahsediyoruz:)) Burada korkunç olan bu çarpıtmanın an be an gerçek mütedeyyinleri de sarmış olması ve silahların yine an be an gerçek mütedeyyinlere de dönmüş olması. Yani mesele Allah’ın varlığı ya da yokluğu değil. Bunu tartışmıyoruz. Arthur Miller’ın ve bizim tartıştığımız mesele, gözbağcılıkla halkın kandırılması, yalan söylüyorsunuz diyenlerin cadı ilan edilmesi. Dolayısıyla ben de bu oyunu yaptığım için bir cadıyım aslında.
- Oyunun müzikleri oldukça etkileyici, özellikle finaldeki parça hepimizi olanı biteni düşünmeye itiyor. Siz de bu oyunda bir özdeşlik kurdunuz mu günümüzle?
Bu oyun bir klasik. Yazarı Arthur Miller bir dil ve hikaye ustası. Oyunu 1950’lerin McCarty Amerikası’nda kaleme alıyor. Edebiyatçıların ve sanatçıların komünist oldukları gerekçesiyle kovuşturmaya uğradıkları, bir cadı avı taktiğiyle hapse atıldıkları bir dönemde... Tabii yazarımız da nasibini alıyor bu kovuşturmadan ve akabinde “Cadı Kazanı”nı yazıyor. Ama yazdığı oyunu 1950’lerin Amerikasında geçirmiyor, 1600’lerin Salem kasabasında geçiriyor. Daha da korkuncu yazarın yazdığı Salem’de cadı avı tarihsel bir gerçek. Ve ben Allah’ın Eraslan’ı Miller’ın bu oyununu kalkıp 2014’ün İstanbul’unda sahneye koyuyorum. Ve o 2014 seyircisi akın akın tiyatro gelip bu oyunu ayakta alkışlıyor, her gecesi kapalı gişe oynuyor. Sanırım sorunuza cevap oldu bu!
'BÜYÜK BİR KOMEDİ OYUNU GELİYOR'
- Mekan kadroya göre kısıtlı gelmedi mi? Sahnelemede zorluklar yaşadınız mı?
Kısıtlı gelmediği gibi seyirci 15 kişinin bu sahneye ferah feza sığmasını, bu alanda dekorun bu denli atmosfer yaratabilmesini şaşkınlıkla karşılıyor. Ama emin olun ki bu bir önyargı. Alternatif sahnelerle ilgili bir önyargı. Niye mekan kısıtlı gelsin ki? Şükürler olsun altmış beş metre kare bir sahnemiz var. Yani ödenekli kurumların oda tiyatrolarından daha büyük. Döne döne oynuyoruz işte.
- Tiyatro Tatavla’nın projelerinde hep bir şeyler soran, düşündüren oyunlar izledik. Bundan sonraki çalışmalarınız ne yönde olacak?
Tabii ki yine sorular soracağız, tabii ki yine düşündüreceğiz. Ama bu sefer güldürerek, hem de çok güldürerek. Tiyatro Tatavla seyircisini mart ayı başında büyük bir komediyle buluşturuyor...
'ABİGALİ ZAAFLARIMIZI GÖSTEREN BİR SİMGE'
- Sizi öncekilerden oldukça farklı bir rolde gördük bu oyunda. Siz nasıl değerlendirdiniz oyundaki karakterinizi? Nasıl hazırlandınız?
İrem Erkaya: Hayatta hiçbirşey göründüğü gibi değil. Abigal masum, dini bütün, dürüst bir genç kız gibi görünüyor oyunun başında... Tek kusuru evli bir adama aşık olup karısının yerine geçmek  istemesi. Ancak gizli aşkının anlaşılmasından korktuğu, tüm o gizli büyü töreninin ortaya çıkmasından endişelendiği için yüzlerce kişinin ölümüne neden oluyor. Yani zalimleşiyor. Yaptığı kötülüğün sonuçlarından ziyade Abigail’in iç dünyasıyla ilgilendim. Bu da benim karaktere insani bir yerden yaklaşmamı sağladı.
- İyilik - kötülük, saflık - art niyet vs. gibi sorgulamalar yapılabilir sizin oynadığınız karakter üzerinden... Sizce Abigail’in sonu nasıl oldu?
Abigail kilisenin altın şamdanlarını alıp bir gemiye atlayıp kaçıyor. Bu durum  yapılan kötülüğün cezasız kaldığı fikrini uyandırıyor hepimizde. Oysa “Cadı Kazanı” oyunu her oynandığında Abigail bizler için insanoğlunun zaaflı yanını gösteren bir simge oluyor. İşte o da böyle lanetleniyor.
n Oynadığınız diğer oyunlar devam ediyor sanırım... Yer aldığınız diğer yapımlardan ve yakın zamanda gerçekleştireceğiniz diğer projelerden söz eder misiniz?
Tatavla Sahne’nin bir diğer oyunu “3 Kadın Bin Turna” devam ediyor. İstanbul Şehir Tiyatroları’nda ‘’Kerbela’’ ve çocuk oyunu ‘’Islık Sever Max’’ devam ediyor.
'OYUN HİÇ BU KADAR GÜNCEL OLMAMIŞTI'
- Siz başka oyunlarda oynadınız tabii ama sizi daha önce sahnede izlememiştim. Biraz kendinizden söz eder misiniz?
Kaan Songün: On bir yıllık bir geçmişim var sahnede, geçen sezon Bizim Tiyatro ile tadı damağımızda kalan “Che ve Ulrike Ne Konuşuyorsunuz Öyle” isimli oyunda yer almıştım. Diper ailesiyle çalışmak da ayrıca güzeldi. Lise yıllarında ilk adımlarımı attığım tiyatro sahnesini bir daha bırakamadım... Sonra Maltepe Üniversitesi Oyunculuk Bölümünü birincilikle kazanınca sanırım doğru bir yolda olduğumu hayat bana fısıldar gibi oldu. Oynadığım bir film sayesinde seslendirmeyle tanıştım, dokuz yıldır elimden geldiğince yapmaya çalışıyorum. Bunun dışında arkadaşlarımla kısa filmler çekiyoruz, bir yandan da bir lisede sahneye lisede adım atmaya çalışan arkadaşlarıma yardım etmeye çalışıyorum. Son zamanlarda da ciddi şekilde müzik ile uğraşıyorum...
- Cadı Kazanı’nda kritik bir rol üstlenmişsiniz. Nasıl bir deneyim oldu bu oyun sizin için?
John Proctor karakteriyle tanışmak, onu anlamaya çalışmak, yaptıklarını ve başına gelenleri görmek, incelemek müthiş bir deneyimdi benim için ve her oyun bir başka deneyim olarak devam ediyor. Ciddi araştırmalar, tabiri caizse kafa patlatmalar, uzun provalar ve güzel bir emek sonucunda elimden geleni yine yapmaya çalıştığım bir deneyim... Ki John Proctor karakteri, yolu tiyatrodan geçmiş birçok insanın oynama hayali kurduğu bir rol ve Cadı Kazanı da böyle bir oyun olmuştur Arthur Miller sayesinde.
- Dini değerlere sıkı sıkıya bağlı görünmelerine rağmen toprak peşinde olan mülk sahipleri, kilisedeki şamdanların altından olmasını isteyen bir rahip... Öte yandan toprağını işleyen, emeği simgeleyen karakter var, sizin canlandırdığınız Proctor. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz oynadığınız karakterin oyunda yaşadıklarını?
Bence bu güzel sorunuzla siz gayet güzel anlatmış bulunuyorsunuz oyundaki karakterimin, kendi karakterimin ve bu topraklarda nesli hala tükenmemiş karakter sahibi insanların yaşadıklarını. “Cadı Kazanı” hiç bu kadar güncel olmamıştı belki de... Yönetmenimiz Eraslan Sağlam’ın hakkını teslim etmek gerekiyor...

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.