‘Bazen bir gün o kadar uzundur ki...’

‘18 Saat genel anlamda bir macera romanı gibi gözükse de içindeki tarihi bilgiler, hayat ve ilişkiler hakkındaki sorgulamalarıyla bana göre şimdiye dek kimsenin yazmaya cesaret edemediği bir roman oldu’

‘Bazen bir gün o kadar uzundur ki...’
25 Ekim 2015 Pazar 15:13

Elif Telci

Yolları aynı adreste kesişen birbirinden farklı karakterlerin yaşamından bir kesit gördüğümüz ve bir daha eskisi gibi olmayacak hayatların hikayesine tanık olduğumuz yeni kitabı “18 Saat” ile ilgili Destek Yayınları Genel Yayın Yönetmeni Ertürk Akşun’la konuştuk.

| Üniversitede fizik okuduktan sonra rotanız edebiyata dönmüş. Bu farklı yönelimin sebepleri nelerdi, süreç nasıl ilerledi Ertürk Akşun için?
Neredeyse bütün Türk gençlerinin geçtiği o çaresizliklerle dolu yollardan ben de geçtim. “Ne iş olsa yaparım abi!” yoludur bu. Evli bir öğrenci olarak Edirne’den İstanbul’a çulsuz bir halde gelince ben de doğal olarak “Ne iş olsa yaparım abi!” diyerek kendime iş aradım ve günün birinde bir kitapçıda tezgâhtar olarak çalışmaya başladım. Kitapçı tezgâhlarıyla başlayan maceram giderek mağaza müdürlüğüne, ardından yayınevinde satış müdürlüğüne kadar uzandı. Bugün hem bir yazar hem de Destek Yayınları’nın genel yayın yönetmeni olarak yazın dünyasının içinde olmaya devam ediyorum.

| Kitabınızın adı 18 Saat. Zaman kavramı her anda aynı işlemiyor. Kitabı okuyacaklar için bir ipucu olması amacıyla 18 saat neyi temsil ediyor, biraz açıklayabilir misiniz?

Kitaba isim bulmak konusunda çok zorlandık. Hiçbir isim bu hikâyeyi tam ve doğru olarak anlatmaya yetmiyordu. Sonunda fark ettik ki kitap içinde cereyan eden olaylar on sekiz saatlik bir zaman dilimi içinde yaşanıp bitiyor. Üstelik “Bazen bir gün o kadar uzundur ki...” diye başlayan bu öyküde on sekiz saatlik kısacık bir aralıkta neredeyse bir ömre değecek yaşam tecrübeleri ve içsel sorgulamalar gerçekleşiyor. Bu yüzden kitabın ismi 18 Saat olsun istedim. Sabah saatlerinde başlayıp gece sonlanan bir hikâye. Ama her karakterin elbette ayrı ayrı geçmişe dönük hikâyeleri de mevcut.
Ölüm anı ve savaşlar devrimci süreçlerdir. Kitapta bir rehin alınma olayıyla birlikte ölümle yaşam arasında sıkışıp kalan bir grup insanın iç dünyalarını ve hesaplaşmalarını görüyoruz.

| Kitabın kahramanları Nadir, Tolga, Berrak, Jale... Karakterlerden Nadir başlarda “yeniden doğuş” kavramını ortaya atıyor. Yeniden doğuş neden bu kadar zordur hep?
Daha önce yazmış olduğum Ateş adlı kitabımın mottosu şuydu: “İnsan bilmediği cenneti değil, bildiği cehennemi yaşamaya meyillidir.” Şimdi de aynı fikirdeyim. İnsanoğlu her zaman kolaya meyillidir. Bilinmeyen her zaman risktir. Ne kadar konforlu olma ihtimali varsa da bu ihtimali göze almaya cesaret etmek istemeyiz. Konuyla ilgili izin verirseniz 18 Saat’in içinden bir alıntı yapmak isterim: “Aydınların ve devrimcilerin varlık sebebi toplumu mutlu etmek değil, tedirgin etmektir. İşte gerçek görevi budur aydın kişinin. Bu nedenle toplumun delisi olmayı ve dışlanmayı da göze alabilmelidir. Bu yüzden aydınların öğrenmesi gereken ilk şey yalnızlıktır. Aydın olmak kendi yalnızlık çölünden insanlara bağırmaktır. Çığlık atmaktır.”

| 18 Saat’in içinde çok fazla başka kitap ve yazar adı geçiriyorsunuz: Momo, Yavaşlığın Keşfi, Yakup Kadri’den Yaban, Kendini Arayan İnsan, Colin Wilson’ın Uyumsuzlar’ı gibi pek çok önemli kitap... Sizi etkileyen kitapların hikâyeye yedirilmesi midir bu?
Okuduğum kitaplardan bahsetmeyi ve iyi olanları önerip başkalarıyla da paylaşmayı seviyorum. Bu ukalalıktan dolayı değil ama... Ben daha çok genç okuyuculara yol açmak istediğimden yapıyorum bunu. Binlerce kitap okumuş olmama rağmen okuduklarımın yarısı maalesef çöptür. Gençlerin iyi kitaplar okumasına yardımcı olurum diye düşündüğümden romanlarımın içinde başka kitaplar öneririm. Ayrıca düşüncelerimizin temelini de orada bahsedilen eserler oluşturmakta.

| “Okumak” sizin için neyi ifade ediyor? “İyi kitap” diyeceğiniz eserlerde en başta ne ararsınız?
Okumak benim için iki şeyi ifade ediyor. Genel yayın yönetmeni olarak işin ticari kısmını düşünerek okuduğum bir dolu dosya ve basılmış kitaplar var. Bunun yanı sıra benim okuyucu olarak sadece kendim için yaptığım seçkin kişisel okumalarım var. Okumak benim için çok önemli. Hatta bazı dostlarımın dediğine göre ben okumak için kitap yazıyormuşum.
Ben her tür kitabı okurum. Edebiyatta da öyle... Her türden edebiyata açığım. Yeter ki kitap beni bir şekilde doyurabilsin. Gerek kurgusuyla, gerek önermesiyle, gerek diliyle... Fark etmez... Ama bunlardan en az birinin çok iyi olması lazım o kitabın içinde. Edebiyat dışında yakın Türkiye tarihi okumayı çok severim. İttihat ve Terakki dönemine özel olarak ilgi duyuyorum. Bunun dışında insan doğasını araştırırım, ilkel insanı anlamak için antropoloji okurum, psikoloji okurum, sosyoloji okurum. Zaman zaman da felsefe ve iktisat okurum.

| Kitapta Çorum Olayları, Gezi Ayaklanması gibi tarihsel önemi olan olaylar geçiyor. Bu yönüyle kitabı salt macera romanı olarak niteleyemiyoruz. Tarihe ilginiz nereden geliyor?

Yakın tarih benim özel ilgi alanım. Çorum Olayları ve Gezi Direnişi bizzat içinde yer aldığım, deneyimlediğim olaylar. Çorum Olayları’nda on bir yaşındaydım ve olan biten her şeyi en çıplak ve en trajik haliyle yaşadım. 18 Saat romanındaki Bektaş karakteri, bir yanıyla benimdir aslında. Bektaş’ın anlattığı olayların çoğunu bizzat yaşadım. Gezi Direnişi’nde zaten hep oradaydık. Aslında 18 Saat genel anlamda bir macera romanı gibi gözükse de içindeki tarihi bilgiler, hayat ve ilişkiler hakkındaki sorgulamaları, iddialı sevişme sahneleriyle tabuların defalarca yıkıldığı, bana göre şimdiye dek kimsenin yazmaya cesaret edemediği bir roman oldu. 

Etiketler; #Kitap #18 saat

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.