Algıda seçicilik

Yüksek bilgi birikiminin dahi yetersiz kaldığı, buna karşı az bilgiyle çözüldüğü sanılan hayatın ihtiyaçları aslında örf, anane, inanç, dogma, vb. etik değerlerin devreye girmesiyle karşılanır

Algıda seçicilik
20 Nisan 2015 Pazartesi 11:59

Derviş Ergün
BİREYİN kendi keşfettiği bilginin daha kalıcı olduğu, ihtiyaç halinde kolay hatırladığı, ezber ya da kulaktan dolma bilginin ise aslında öğrenilmediği, bu nedenle hatırlama işleminin de gerçekleşmediği yapılan denekler göstermiştir. Sadece duyusal algıya dayalı bilgiyi, beynin hemen sildiği, depolama gereği duymadığı anlaşılmıştır. Meğer niye balık hafızalı olduğumuzu yeni öğreniyoruz! Sadece duyusal algıyla ilgileniyormuşuz, kalıcı bilgi için gerekli olan uzun süreli algıyı, okur-yazarlık olayını atlamışız. Halbuki bilgilendikçe cahilliğin boyutu anlaşılır.
Bilgi depolama ihtiyacı, bilginin kışkırttığı kavrama ve anlam bütünlüğüne karşı, cahilliğin kütlesel ve hacimsel olarak artması çelişkisinden kaynaklanır. Yüksek bilgi birikiminin dahi yetersiz kaldığı, buna karşı az bilgiyle çözüldüğü sanılan hayatın ihtiyaçları, aslında örf, anane, inanç, dogma, vb. etik değerlerin devreye girmesiyle karşılanır. Bilgi niyetine kullanılan moral ve ahlak değerleri toplumu mutlu eden ve onu yaşama bağlayan nedenlerdir, ancak değişen şartları karşılayacak yetenekleri yoktur bu nedenle iki değeri bir biriyle karıştırmak bilgi eksikliğindendir ya da maksatlı bir algı operasyonudur.
GERÇEĞE NASIL ULAŞACAĞIZ?
Bilgiyi keşfetmeden kulaktan dolma bilgiyle yetinen kişi, hayatın dayattığı gerçeği nasıl karşılayacak(?) gerçeğe nasıl ulaşacak? Yalan yanlış bilginin efendiliğine boyun eğerek tabi ki. Her türlü tartışmaya açık, algıyla istenilen yöne evrilecek hareketin, güya özgür iradeyle gerçekleşmesi sağlanarak. Algıda seçiciliğin ancak bilgi birikimine bağlı olduğu aksi takdirde hazırlanan tuzağa düşülmesinin kaçınılmaz olduğu bilinerek. Gestalt kuramına göre; ışık, hareket, renk, form, mekan ve zaman gibi elemanların algıyı düzenlemede belirleyici rol oynadığı belirtilir. ‘Ortak bölge’ zaman mekan konumu ve ya yüksek sese verilen tepki algıyı değiştirir, bu yüzden böğürme moda, insanların beyninde aynı sesin uğultusu. ‘Tamamlama’ ilişkisi, yağmurda beraber ıslanmadık mı(?) sen anladın onu! gibi yarısı üretilen parçanın diğer yarısının algıda tamamlanması durumu. ‘Süreklilik’ algıda seçiciliğin en önemli bileşeni, konu yalanda olsa eğride olsa sürekli tekrar edilmeli, ‘Kabataş da Kabataş’, ‘bacım da bacım’ hakikatin değil yalanın kalıcı tesiri önemli. Işıldayan parlayan şeyler iyi bir uyarıcıdır, gök delenler, gök görmedikler, süslümanlar gelişmişlik düzeyini gösterir. Times meydanının rengarenk billboardlarını gören Baudrıllard, ‘her taraf ışıl ışıl, cinsellik kokuyor ancak hiç sevişeni görmedim’ demesi aşırı abartıya göndermedir. ‘Nerede hareket orada bereket’ hareketin algıda belirleyici olmasına iyi bir örnek. Tıraş bıçağı pazarlayan satıcının, cam kutuda tuttuğu yılanı daha gösteriye çıkarmadan, tezgahtaki tüm malları satması misali.
'HANGİ ALGI OPERASYONUYLA PEYNİRİ KAPSAK'
Demokrasinin tüm kaleleri bir el kıvraklığıyla ele geçirilip devre dışı bırakılmasına koşul olarak seçim sandığının katılımcı demokrasinin kendisi olduğu dayatması, daha oyun sandıktan çıkmadan malı götürmek anlamına gelir.
Hangi algı operasyonuyla peyniri kapsak hikayesidir. Velev ki, seçime çeyrek kala, bir aylığına etnik milliyetçi partinin ben yanlıştan döndüm, ben doğru yolu buldum emperyalizmin maşası olmak bana yakışmaz demiş olsa. Mezhepçiliği kendi politika düsturu edinmiş bir partinin, emperyalizme hizmet devri bitti bundan sonra milliciyim, önce vatan demiş olsa, Cumhuriyetin kurucu partisiyim, altı oku kaldığı yerden devam ettireceğim ben nasıl emperyalizmin sinsi politikalarına alet olurum demeye başlasa. Yavru milliyetçi parti, ben şimdiye kadar milliyetçilik diye emperyalizme sarılmışım meğer Atatürk’ün tarif ettiği milliyetçilik, içi boş vatanı sevmek ve ondan nemalanmak olmadığını yeni kavradım demiş olsa, inanacak mıyız(?) bu ballı zokaya.
Türk halkı bu tür alicengiz oyunlarını yemezler diyecektir muhakkak. “Kuzudan post, ayıdan dost olmaz” deyip elinin tersiyle itecektir. Bu mesele dört cümleyle halloluyorsa, vatan, millet, Atatürk diyen yurtseverler yıllardır hapishanelerde neden çürüdü? Niçin eziyet çekti çoluk çocuk, tüm ülke? 

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.