Yüzleşelim 1930’larla

Sanat; insanlık tarihi boyunca devlete, yönetici sınıfa, dini vesayete vb. kurum ve kuruluşlara hizmet ederek bu günlere geldi. Burada ‘fayda’ değerini aşan bir durumdan söz etmek gerekir ATATÜRK ve kurucu irade, kültür...

Yüzleşelim 1930’larla
11 Eylül 2014 Perşembe 20:43

16manset1

Sanat; insanlık tarihi boyunca devlete, yönetici sınıfa, dini vesayete vb. kurum ve kuruluşlara hizmet ederek bu günlere geldi. Burada ‘fayda’ değerini aşan bir durumdan söz etmek gerekir

ATATÜRK ve kurucu irade, kültür devriminin itici gücü sanattır, devrimleri halka anlatmanın en doğru yolu bu sayede sağlanır inancı taşır. Sanatçıların yurdun her köşesine dağılıp yurdu resmetmeleri istenmesi bu düşüncenin ürünüdür. Yürütülen proje, “sanatçı yaratıcılığına müdahale yapılıyor” gibi algılanıp, bazı karşı eleştiriler yapılsa da, çağdaş sanatın temeli Türkiye Cumhuriyeti ve Atatürk’ün şahsında şekillenmiştir. Sanat; tarih boyunca devlete, yönetici sınıfa, dini vesayete vb. kurum ve kuruluşlara hizmet ederek bu günlere geldi. Burada ‘fayda’ değerini aşan bir durumdan söz etmek gerekir. Yeni kurulan devletin kıt bütçesinden özveride bulunarak yaratılan kaynak, sanatçı adaylarının yurt dışında görgülerini artırmak ve kendi sanatçı kimliklerinin oluşmasına katkı sağlamak içindir. Atatürk sanatı, içinde yaşatan, ona inanan ve onu kavrayan tek liderdir.

GENÇ CUMHURİYET’İN YOL HARİTASI

Ulusal ve uluslararası etkinliklerle Yeni Türkiye Cumhuriyeti açık bir şekilde anlatılmalıdır düşüncesinden hareketle, Atatürk “Bir gemi hazırlayın” diyor... “İçine ürettiğimiz malları koyun. Türk insanı binsin gemiye... Uygar güzel görüntülü... Kadınlı erkekli... Türk bayrağını açsın ve Avrupa’nın belli başlı limanlarında demir atsın... Fransız’ı, İngiliz’i, İspanyol’u ve daha ne tür Avrupalı varsa görsünler yeni Türkiye’nin yüzünü...” Karadeniz gemisi hazırlanıyor, içine resimler, çiniler, kumaşlar, halı, kilim gibi el sanatları, lokumlar, şekerlemeler konularak güzel bir sergi oluşturuluyor. Bilginler, mimarlar, yazarlar, ressamlar, şairler, bestekarlardan oluşan kalabalık bir heyet, 12 ülke 16 şehir limanında ziyaretçilere Genç Türkiye Cumhuriyeti anlatılıyor, yıl 1926. Gemi turunu 86 günde tamamlayarak heyecan ve mutlulukla dönüyor.

Altı ok, yeni Türkiye Cumhuriyetinin yol haritasını gösteriyor. “Okun tarif ettiği yoldan giderseniz doğru yolu bulursunuz” anlamına gelir. Bu ilkelerden en önemlisi Devrimcilik: kültürel, siyasi ve ekonomik alanda, tam bağımsızlığı savunan laik bir zihniyet değişikliğini kapsar. Bu siyasi düşünce; insan odaklıdır, ilerlemeyi günümüz diliyle İnovasyon’u başat hareket olarak görür. Tarihi görevi bitmiş, çürümüş bir zihniyete karşı, çağdaş medeniyet seviyesi koşulunu, hatta ondan daha öte gidilmesini ister. Sosyal, çağdaş, hukukun üstünlüğüne inanan, insan haklarına saygılı, eşit yurttaş temelinde bir “Ulus Devlet” ülküsü inşa etmek amaçlar. Dünya barışına katkı sağlayan bir güç olmanın bilincinde, kalkınmayı öncelikli sayar, onurlu bir yaşamı hak gören bir düzenden yanadır. Bu ilkelerin gerçekleşme şartı devrimcilik ruhunun ateşi var oldukça hayat bulacaktır, bu nedenle altı okun içinde yer almıştır.

Aslında altı ok bir partinin tüzüğünden ziyade Türkiye Cumhuriyetinin kurucu ideolojisi olarak tanımlanması gerekirdi. Bunun için bir takım girişimlerde bulunuldu, Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun başkanlığında, solcuların ‘dönek’ sağcıların ‘kominist’ dediği Şefket Süreyya Aydemir, İsmail Hüsrev Tökin, Vedat Nedim Tör, asıl ‘dönek’ Burhan Asaf Belge kadro hareketinde yer aldılar. Atatürk ve İsmet İnönü gibi bir çok kişi bu hareketi destekledi ancak dört yıl sürdü 1936’da kapandı. Bu heyecanı yakından takip eden batı ülkelerinde “20. yüzyılda dünya, üç devletin doğuşuna tanıklık etti, Türkiye Cumhuriyeti, Almanya ve Japonya. Ancak bunlardan bir tanesi ne yazık ki şansını kullanamadı” görüşü ülkemizin durumunu gayet açık anlatıyor. Yapılan eleştiriler çok doğru, Atatürk öldü, altı ok tabelada kaldı, inşaat alanıdır girilmez oldu!

Sonuç olarak, ideal gerçekleşemeden buharlaştı, şimdi emperyalizmin kapısında çıpayı atmış kaderini bekliyor. Emperyalizmin kafasında bin bir tilki dolaşıyor acaba peyniri nasıl kapsam, oluşacak eyaletlere acaba hangi genel valiyi atasam...! BOP projesinin yedeğinde tam suret Ortadoğu batağına ilerliyoruz. Tam da bu tarihi günlerde Ortaçağ kafasında, “ben Dersim’li, tıpış tıpış Kemal” diye birileri çıkmış, 21. yüzyılı planlamaya aday, insan aklıyla alay eder gibi. Demek ki bu yaşa kadar Atatürk’ten hiçbir şey anlamamış, daha yurttaş bile olamamış. İşin garibi onun partisinin başında, Türk halkının gözü önünde ihanet ve delalet içinde, halkın partisini halktan çalarak. Şaka gibi... Vücut dili henüz tam oturmamış, müsamere çocuğu sanki... Otoriter tavrı ve mimikleri sırıtıyor, masaya yumruğunu değil şaplağını vuruyor. Cezalandırıcı konuşmalarında gülümsüyor. Yandaşları sen büyüksün dediği halde el ve parmakları devamlı savunmada. Hükümete taze kan, sahaya yeni sürüldü, çiçeği burnunda...

Derviş Ergün


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.