Yedire yedire ilerliyor

Derviş Ergün

Yedire yedire ilerliyor
21 Eylül 2014 Pazar 13:47

16manset-dervisergun1
Aklın ışığıyla bakıldığında Atatürk’ün karanlık bir zihniyetin elinden, Cumhuriyeti çekip çıkarması ne muazzam bir başarıdır. Dünyada eşi benzeri görülmeyen bir kahramanlık destanıdır, gören gözler için. Niyazi Berkes ‘niçin bir ressam çıkıp da bu olayın resmini yapmaz’ diye iç geçirmesi ne kadar anlamlı...
1699 Karlofça Antlaşmasına kadar Osmanlı kendini yenilmez ve üstün bir imparatorluk olarak görüyordu. Ve arkasından gelen 1718 Pasarofça Antlaşmasıyla artık kibirden gururdan eser kalmadı, yerini hayranlık ve giderek aşağılık kompleksi aldı. Batı, Rönesans’la insanı keşfetmiş, aklın egemenliğine dayalı aydınlanmayı başlatmış, bilim ve teknolojiyi  ilerlemenin ön koşulu sayan ciddi bir zihniyet değişikliğine gitmiştir. Bu arada sömürge ülkelerden elde ettiği sermaye transferini de eklemek gerekir. Osmanlı bilim ve teknolojiyi ıskaladığının farkında olmadan kalkınmayı hazır, geçici yada ithal çözümlerle sağlayacağını düşündü, şimdi olduğu gibi... Ancak batıyla makas giderek açılırken Osmanlı baktı, nasıl yapılır da ara kapanır telaşıyla hep çırpındı, çırpındıkça battı... 1800’ün sonlarına doğru endüstri devrimini tamamlayan batı, emperyal bir güç olarak dünyayı parsellemeye başlayabilirdi. Osmanlı çare olarak din devletine sarıldı, cihat tellallığıyla imparatorluğu kurtaracağını sandı. Hint Müslümanları “Türkler için yaşanacak bir avuç toprak bulunur önemli olan hilafet” diyerek konuyu kapattığında, belki hayır Hıristiyanlardadır diye Almanya’nın kapısı çalındı. Hikayenin gerisini dedelerimizden dinledik.
BİR KAHRAMANLIK DESTANI
Balkan yenilgisi, yeteri kadar dini eğitim verilmediğine dayandırılıyor, temel eğitim okulları, niçin medresenin kontrolünde değil hesabı soruluyor ve bu nedenle ahlakın çökmesi elzemdir yaygarası, Osmanlının neden çöktüğüne açık bir cevaptır. Dini, siyasi amaç olarak kullanılmasının cehalet olduğunu sürekli vurgulayan Tevfik Fikret, durumun önemini kavrayan bir avuç aydınımızdandır, şimdi olduğu gibi... Aklın ışığıyla bakıldığında Atatürk’ün bu karanlık zihniyetin elinden, Cumhuriyeti çekip çıkarması ne muazzam bir başarıdır. Dünyada eşi benzeri görülmeyen bir kahramanlık destanıdır, gören gözler için. Niyazi Berkes “niçin bir ressam çıkıp da bu olayın resmini yapmaz” diye iç geçirmesi ne kadar anlamlı...  1700 yılından itibaren başlayan çağdaşlaşma çabaları iki yüzyıl artı çeyrek asır sonra yüce Atatürk’e nasip oluyor. Eğer o olmasaydı Alaattin tepesinde hilafetin sembolik bayrağı, İngiliz sömürge imparatorluğu için  dalgalanacaktı. Padişah efendi de Konya şehri imparatoru olarak varlığını sürdürecekti. Günümüz siyasi figürlerin örnek aldıkları rol modelin yürek yakan hikayesi!
GERİLİĞİN NEDENİ SÖMÜRÜ
Rosa Luxemburg, Trotsky ve Lenin gibi sosyalistlerle çalışmış olan Parvus, Türkiye’de bulunduğu 1912-1914 yıllarında, gözlemlerini “Türkiye’nin Can Damarı” adlı yapıtında anlatmaktadır. Türkiye’nin asıl geriliğinin nedeni Avrupa sermayesinin sömürü alanına girmesidir. Tarım, ticaret, ham madde, demir yolları, gümrük, bayındırlık... Ve maliye tamamen batının kontrolünde yürümektedir, şimdi olduğu gibi... Türk aydını halktan kopmuş olduğundan, toplumun büyük kesimini oluşturan köylünün sorunlarını kavramaktan çok uzaktır. Dışarıdan gelecek mali desteğe ümit bağlanması daha da işleri kötüleştireceğinin kestirilememesi gibi nedenlere bağlayan Parvus, “bu şartlar altında Türkiye’nin ayağa kalkması mümkün değildir” diye düşüncelerini özetler. İki yılda meseleyi kavrayan kavrıyor, kavrayamayana günaydın. Gebze’den yukarısı taşra sayıldığına göre... Ahmet Haşim’in Anadolu gezisini yüzünü buruşturarak anlatmasından anlaşılıyor Türk aydının ruh hali. Ya Tanzimat kafası taşıyor yada Meşrutiyet yok değilse İttihatçı vesaire...
Şimdilerde aynı ruh hali sinmiş memlekete gerçeği görememe hastalığı; gitti Tanzimat kafa geldi postmodern kafa, ne değişti? Gidişata bakarak bu tür sorular sorma gereği duyuyor insan. Her türlü yanlış yan yana geliyor da ancak iki doğru bir türlü bir araya gelemiyor. Doğruyu kavramak ve söylemek ayrıca cesaret ister. Asıl düşman olarak görülen ülkenin kendisi olduğu halde bunu bilmezlikten gelmek ne kazandırır bir ülkeye? Zaman mı? Mevzi mi? Bazen dost gözüyle baktık, bazen ortak gözüyle, bazen model ülke olarak gördük, bazen alttan aldık bazen daha da alttan aldık. Kalben bağlı olduğumuzu kanıtlamak için istenilen her türlü talebi zevkle yerine getirdik. Ancak yine de kendimizi bir türlü sevdiremedik, onların gözünde hep birinci düşman olarak kaldık. Burada  Nato pardon, dostluk masalı ile nereye kadar kendimizi kandıracağız.  Halk, her şeyi açık bir şekilde görüyor, bitsin bu karşılıksız aşk diyor! Göstere göstere ilerliyor bölücü terör, alıştıra alıştıra ilerliyor emperyalizm, yedire yedire ilerliyor hükümet, kanırta kanırta ilerliyor Dersim’li tıpış tıpış Kemal. Yavaş yavaş ilerliyor Türk halkı Atatürk’ün izinden Akşehir üstünden Afyon’a doğru.
Derviş Ergün


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.