Selim Sesler’in ardından

Geçtiğimiz hafta ülkemizini en önemli klarnet sanatçılarından Selim Sesler’i kaybetmiştik. Uzun süredir kalp rahatsızlığı çeken sanatçı, bu nedenle müzik hayatından bir kaç yıldır uzak kalmıştı. Son yıllarda yapay bir...

Selim Sesler’in ardından
17 Mayıs 2014 Cumartesi 11:51

16enyeni

Geçtiğimiz hafta ülkemizini en önemli klarnet sanatçılarından Selim Sesler’i kaybetmiştik. Uzun süredir kalp rahatsızlığı çeken sanatçı, bu nedenle müzik hayatından bir kaç yıldır uzak kalmıştı. Son yıllarda yapay bir kalp ile yaşamak zorunda kalan Selim Sesler’i geçtiğimiz hafta

57 yaşında yitirdik. Bu büyük müzik ustasıyla 6 yıl önce yaptığım bir ropörtajı bugün sizlerle paylaşmak istiyorum

Selim Sesler’le konuşmak için her Cumartesi program yaptığı “Feraye”ye gittik. Bir masaya kurulduk. Bir süre sonra Selim Bey de yolculuktan ayağının tozuyla gelmişti. Albümlerini yayınlayan Doublemoon’dan bir arkadaşının düğünü için Dikili’de çaldıklarını anlattı.

- Düğünlerde çalıyor musunuz?

Çok sevdiğimiz ya da kıramayacağımız kişilere olursa gidiyoruz ama onun dışında pek düğünlerde çalmıyoruz.

- Eskiden?

Eskiden hep düğündü zaten. Köy düğünleri, Roman düğünleri falan gezerdik. Askere gidene kadar böyleydi.

- Düğünler artık farklı mı?

Kim yılın en güzel düğününü yaparsa bayrak onda olurdu. O köyün ya da kasabanın halkı da “Ahmet Bey en iyi düğünü yaptı, bayrak ondadır” derdi. Böyle bir rekabet vardı ve buna herkes özen gösterirdi. Eskiden böyleydi ama şimdi...

- İnsanların seçimleri ya da bakış açıları mı değişti?

İnsanların seçiminden değil, ekonomik şartlardan dolayı da azalıyor. Çünkü 15 - 20 yıl önce klavyeler çıkınca bu ince sazın sonu gibi bir şey oldu. Trakya’da düğünler gene oluyor ama eskisi kadar değil. Mesela ben askere gidene kadar Keşan’da yaşadım. Orada haftada üç düğünde çalardık. Yaz, kış bu devam ederdi. Şimdi artık özen göstermiyorlar. Klavyeler var, bir adam çalıyor işi hallediyor.

Afrika’dan bile dinleyici geliyor

- Şimdi yaptığınız müziğe daha ciddi bakılıyor. “The Guardian” sizin için; “Türkiye’nin Coltraine’ı” diye başlık atmıştı.

Bu olay da 10-15 senelik bir olay. Eskiden “Dünya Müziği”ni kimse dinlemezdi.

- Bir ara Kandıralı’nın ABD’de dinlendiği yazılıp, çizilmişti.

Ama bu onların 50’li yaşlarından sonra falan olmuştu. İşte dediğim yıllarda Amerikalı’lar, Kanadalı’lar, Avrupalı’lar falan Türk Müziği’ne ilgi duymaya başlamışlardı. Ondan sonra da bütün dünya müzikleri her tarafta dinlenmeye başladı. Tabi biz şanslı kuşaktık, bu bize de yansıdı. Ben de biraz uyanık davrandım, açıkcası. En son 1997 yılında Brenna McCrimmon’la ilk albümümüz çıktı. Brenna biliyorsunuz Kanadalı. 97’li yıllarda bu işe karıştım yani.

Ben eski anlayıştaki yerlerde çalıyordum ama onlar bitiyor gibi geldi bana. 1995’e doğru ben kendi kendime “bir şey yapmam lazım” dedim. O zaman tabi şansımızda yaver gitti. Eh bende de bir cevher var haliyle. Onu yakaladık. Böyle gidiyor işte, Allah’a şükür. Ayrıca Fatih Akın’ın “Duvara Karşı” ve “Köprüyü Geçmek” filmleri de tüm dünyaca tanınmamızı sağladı. Bu film Afrika’da bile seyredilmiş. Çünkü bana Afrika’lı dinleyiciler de geliyor.  

Zurnadan ‘İnce Çalgı’ya

- Siz aile geleneğine uygun olarak zurna ile başlamıştınız.

Zurna kültürü bizim aileye özgüdür hani. 60’lı yıllar falan zurna yoğun bir şekilde dinlenen bir çalgıydı. 50’li ve 60’lı yıllar benim çocukluğumun   zamanı davul, zurnaya çok rağbet vardı. Sonra sonra köylüler “ince çalgı” derken zurna ortadan kalkar oldu. Rahmetli babam askere gittiğinde bandoya giriyor. Bando bölümünde çok ciddi bir şekilde klarnet öğreniyor. O zaman zurnayı bırakmışlar. Babadan oğla derler ya bizimki de öyle. Benim şimdi oğlumun çocuğu var 4 yaşında falan.Ben çalarken o da alır eline küçük klarneti. Üflüyor kareta böyle zorlana zorlana. Böyle oluyor yani.

- O sizden erken mi başladı?

Benden erken diyebilirim. Ben yedi, sekiz yaşlarında başladım. Sonra 14 yaşlarında profesyonel köy düğünü çalgıcısı olmuştum.

‘Mezesiz içmek rakıya hakarettir’

- Nevi Zade’de bir festival yapıldı ve orada “benim müziğim rakıya yakışır” demiştiniz.

Rakılı yerlerde çalıştığımız için benim müziğim rakılı yerde dinlenir. Şimdi burada değişik repertuarlar olduğu için herkesin nabzına göre şerbet vermeyi biliyoruz. Mesela burada saz eserleriyle başlıyorum. Bu böyle 15 - 20 dakika gidiyor. Ondan sonra bakıyorum insanlar sıkıldıysa birkaç tane böyle Türk Müziği şarkısı da yapıyoruz. Ondan sonra gene beğenilmediyse Roman havaları olur. Böylece elimizden geldiği kadar insanları eğlendirmeye çalışırız. Onları memnun etmek lazım. Onlar çünkü benim evime geliyorlar.

- Rakı sadece içecek değil, yemeği, mezesi ile bir kültür diyebiliriz.

Biliyorsunuzdur benim köküm Selanik’e dayanır. Dedemden gelen bir kültür var. Bazen bakıyorum adam ayakta rakı elinde... Kuru kuru da içilmez bu canım. Afedersiniz akıllı başlı insan rakıya o hakareti yapmaz. Birayı içersin ama rakı yanında bir şeyler ister. Rakı mutlaka meze ister.

Caz Konserinde hazırlık olmaz. Kalbinden geleni çalmalısın

- Artık çok farklı alanlarda da çalıyorsunuz. Diyelim bir caz festivalinde çıkacağınız zaman ayrıca bir hazırlık yapıyor musunuz.

Caz festivalinde hazırlık olmaz. Çünkü orada içinden kalbinden geleni çalman gerekir.

- Bir düğüne çıktığınızda?

O da aynı. Roman Müziği dediğinizde ben şöyle algılarım; çok küçük bir orkestra, oturmuş bir evde meşk eder. Roman Müziği budur bence. İstediğini çok özgür çalarsın. Böyle çok eğlendirici bir müziktir. Eğlenmek esastır.

- Peki Balkan müzisyenleriyle ortak çalışmalarınız oldu mu?

Hiç olmadı. Yalnız İngiltere’de bir festivalde Yunanlı müzisyen Vassilis Saleas’la beraber olduk. Orada bizi getiren menejer, “Selim Abi ortak bir şey yapar mısınız” dedi. Yani iki dakika üç dakika beraber çalacaktık. Olur dedim niçin olmasın.   Vassilis prova yok diye bunu kabul etmedi. Mesela “Şinanay Yavrum Şinanay”, “Beyoğlu’nda Gezersin” ondan sonra “Kadifeden Kesesi” gibi şarkılar aramızda bir bağ kurabilirdi. Eh biraz da doğaçlama halinde götürebilirdik. Ancak o kabul etmeyince olmadı.   Mesela öyle konserlerde çok slow çalmam ben. Öyle çok slow çaldığın zaman dinleyici uyur. Ama oynak yaptığın zaman iş değişir. Bu her yerde böyledir. Amerika, İngiltere hep böyle olmuştur. Böyle neşeli çaldığın zaman insanları ayağa kaldırırsın. Vassilis güzel çalar ama çok slow çalar. O gün bizden sonra çıktı izliyorum ilk önce ağırdan slow şeyler çaldı. Sonra Yunan müziğine geçerek “çuk” oturttu. İşte bu adamın da tarzı bu dedim. Çok güzel bir konser yaptı orada.

Aptülika


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.