Pozitivizm etkisindeki gerçekçilik

Derviş Ergün

Pozitivizm etkisindeki gerçekçilik
13 Ekim 2014 Pazartesi 04:31

16manset-gustav
İnsanın doğduğu andan itibaren başlayan mücadele gerçeği, toplumsal katmalarda devam eden bir mücadele alanına dönüşür. Sanat bu mücadeleye tarafsız kalamaz, toplumsal sürece dahil olarak mevcut çelişkiye tanıklık eder
Nasıl bir makine enerjiyi emerek yol alıyorsa, bir kök de toprağa yada bir yere tutunarak oradan enerji alır ve böylece boy atar. Diyalektik materyalist bir bakış açısına göre, sanat da benzer bir yol izler. İmge, bir gerçeğe tutunma ihtiyaç duyarak belirmeye başlar. Sırasıyla doğanın somut, anlaşılır, maddi varlığında veya maddi olmayan soyut, algılanır gerçeğinde saklı olan çelişkiyi ortaya çıkarmakla kendini tamamlar. İnsanın doğduğu andan itibaren başlayan mücadele gerçeği, toplumsal katmalarda devam eden bir mücadele alanına dönüşür. Sanat bu mücadeleye tarafsız kalamaz, toplumsal sürece dahil olarak mevcut çelişkiye tanıklık eder.
Clark, sanatın, tarihsel sürecin etkili bir parçası olduğunu ve bu süreci oluşturan unsurların ilişkisini kuramsal olarak tespit etmek gerektiğini vurgular. Analiz nesnesi olarak sanat çalışmasını, sanatçının tarihsel durumu ve sanatın temsil geleneği içindeki girift ilişkiye bağlar. Belirleyici olan, olabilirliğin bir arada olduğu ortamda,  değerlendirilebilecek gerçek her zaman “test edilebilir” oluşudur.
“Kapitalist Materyalizm’in ürünü olan Pozitivizm etkisindeki gerçekçilik”  bahsi geçen konuyu tam anlatmaz. Marksist sanat tarihi kuramın tam anlaşılmamış bir yorumu yada muğlak soyutlanmış formlar şeklinde ortaya çıkar. Sanat biçiminden yola çıkararak, egemen sanat tarihine saldırı biçimi konuya tam açıklık getirmez. Marksizim geleneğine dayanan, sanat; sıradan nesneden kendini ayıran ve toplumsal gelişmeye göre sanatın özerk bir yapı kazanacağı fikrini açıklar. Pozitivizm gerçeğinde sanatçıların veya sanat ortamında gelişen olaylar, formulize edilen konular üzerinden mevcut sistemi eleştirmek, sistemi dolaylı olarak olumlamaktır. Tehlikesiz olduğu tespit edilen, hijyenik aşılmış bir ortamda, mevcut şablonlar üzerinden bağımsız özgür sanatı dillendirmek inandırıcı değildir. Clark’a göre bu tür yoksullaştırılmış sanat tarihi, politik ve toplumsal meşguliyetten ziyade “toplumsal bir varlık olarak sanatçının referans noktasının sanat topluluğu olmasıdır”. Bu yerleşik fikirlere sıkı sıkıya bağlı varsayım üzerine kurulu sanatın, kendini anlatma biçimindeki muğlak yapıdır söz konusu olan.
Egemen gücün sanata müdahalesini önlemek için, sanat arzu nesneleri olmamalıdır, estetik nihilist bir zehirdir diyor Lyotard. Adorno’da aynı görüşü paylaşarak; sanat hoşa gitmemelidir, fayda içermedikleri için özgül bir varlık üretebilirler bir davaya hizmetten değil uzlaşmazlık pratiğinden beslenirler demektedir. Sanat, piyasanın tahakkümüne maruz kalmadan, kendi duyulur özerkliği içinde bir dünya kurmakla yükümlüdür. Schiller, heykelin özgür varlığı, cazibesiyle kendine çeker, kendine yeterli hakimiyet görüntüsüyle kendinden iter. Güzel-estetiği ile yüce-estetiği arasında bir kopuş yoktur, görüşüyle tartışmaya katılır. Ancak cisimleştirilmiş sanatın kendi içindeki geriliminden yola çıkarak sanatın içeriğine yönelik sanatı tanımlamak ne kadar doğru bir yaklaşımdır o da başka bir çelişkidir.
1980’lere kadar kuluçka dönemi tamamlanan sanatı, Lyotard kabul etmeyerek gelinen noktayı eklektik sanat olarak görür. Soyut expresyonist çalışmaları “hakim olunamayan güce karşı aklın eskiden beri bağımlı olduğunu”, bu sürecinde normal olabileceğini açıklayarak durumu üstü örtülü kabullenir. Sanatın yeni kıtadaki sorumluluğu, Postmodern düşünce etrafında, küresel ekonominin enformal iletişim aracı olarak kullanılması gibi bir durumla karşı karşıya kalmasıdır.
Her türlü ticari alavere dalavereye rağmen bu yeni çıkış modernist tavırdan beslenen ve onun devamıdır aslında. Lyotard soyut ile  figüratif olanı aynı kompozisyonda karıştırmanın olanaksızlığını, yapılan sanatın her şeyin tüketilebilir olduğunu göstermek için yapıldığını,  hipermarket müşterisine, yada endüstriyel tasarıma ihtiyaç duyan tüketiciye hitap eden yeni bir zevki ortaya koyduğunu belirtmektedir.
Postmodernizm bu oluşumun sürmesi için sanatçıyı baskı altında tutmaktadır. Önümüzdeki yüzyılın en önemli meselesi budur diye eleştiriye devam eder.
Derviş Ergün


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.