Özgür sanata evet TÜSAK’a HAYIR!

Şehir Tiyatroları’nın deneyimli rejisörü Ragıp Yavuz, yurtdışında da ülkemiz tiyatrosunu temsil etti. Yavuz, sanat yaşamını anlatırken, TÜSAK Yasa Taslağı’nı da değerlendirdi 1974 yılından beri Şehir Tiyatroları’nda...

Özgür sanata evet TÜSAK’a HAYIR!
02 Ağustos 2014 Cumartesi 02:22

17mansettragipyavuz1

Şehir Tiyatroları’nın deneyimli rejisörü Ragıp Yavuz, yurtdışında da ülkemiz tiyatrosunu temsil etti. Yavuz, sanat yaşamını anlatırken, TÜSAK Yasa Taslağı’nı da değerlendirdi

1974 yılından beri Şehir Tiyatroları’nda rejisörlük yapan Ragıp Yavuz, çeşitli meslek kuruluşlarının yönetimlerinde bulundu. 1980 darbesi sonrasında, 1402 sayılı kanunla Şehir Tiyatroları’ndan çıkartılıp hakkında başka soruşturmalar da açılınca, 1995 yılı başlarına kadar mesleğini İsveç, Almanya, Fransa gibi çeşitli ülkelerde sürdürdü. “Suç ve Ceza”, “Gılgameş”, “Ferhad ile Şirin”, “Tekrar Çal Sam”, “Sokak Kedileri” ve “Mefisto” gibi oyunların rejisörlüğünü de yapmış ve birçok ödül almıştır. 2000 yılından bu yana da çalışmalarını Şehir Tiyatroları’nda sürdürmekte ve bazı üniversitelerde öğretim görevlisi olarak ders vermektedir. Rejisör Ragıp Yavuz, sanat yaşamı ve TÜSAK yasa tasarısı hakkındaki sorularımızı yanıtladı.

- Tiyatroya nasıl başladınız?

1974 yılında İstanbul Şehir Tiyatrosu Üsküdar Sahnesi’nde AÇOK’un (Anadolu Çocuk Oyunları Kolu) “Mor Gezegen” oyunuyla başladım. 40 yıldır da bu işi yapıyorum.1980 darbesinden sonra 1402 sayılı kanunla Şehir Tiyatroları’ndan çıkartılıp hakkımda başka soruşturmalar da açılınca, 1995 yılı başlarına kadar mesleğimi yurtdışında sürdürdüm. Türkiye’ye dönüşümle birlikte, 1995-2000 yılları arasında özel tiyatrolarda, 2000 yılından bu yana da Şehir Tiyatroları’nda çalışmalarımı sürdürüyor ve bazı üniversitelerde öğretim görevlisi olarak ders veriyorum.

- Yurtdışında da çeşitli ülkelerde çalıştınız.

Yurtdışında, tiyatronun beni çağırdığı her yere gittim, farklı dillerde oyunculuk yaptım, eğitim aldım. Ama İsveç, Almanya ve Fransa’da uzun süre kaldım. Orta ve Batı Avrupa’nın her yerinde bulundum diyebilirim.

- Önceden “Postacı” adıyla filmi çekilen “Ateşli Sabır” oyununuz 2012’de sahnelenmeye başladı ama ondan sonra başka oyun sergilemediniz. Nedenini öğrenebilir miyiz?

“Ateşli Sabır”, 29 Şubat 2012’de premier yaptı. Takip eden sezonda da ayda bir hafta olmak üzere gösterimde tutuldu. Sonra, repertuarda olmasına rağmen programda yer verilmedi. O zamandan bu yana, asal görevim yönetmenlik olmasına rağmen, oyun tekliflerimin hiçbiri kabul edilmedi ve bana da bir teklif yapılmadı. Şehir Tiyatroları’nın sezon sonunda gerçekleştirilen kapanış toplantısında bu duruma itirazımı açıkça belirttim. Çünkü özellikle son yıllarda belli bir kesim tarafından, “Bunlar maaş alıyor ama hiçbir iş yapmıyor” diye eleştiriliyoruz. Ben de “Bana daha ne kadar süre para ödeyip işimden uzak tutmaya kararlısınız?” diye sordum. Henüz bir yanıt alabilmiş değilim.

‘SANAT KURUMLARI TEHLİKEDE’

- Şimdi gündeme getirilen TÜSAK yasatasarısı ile Devlet Tiyatroları, Devlet Opera Baleleri, Devlet Halk Dansları Toplulukları ve Devlet Senfoni Orkestraları da dahil olmak üzere 52 sanat kurumunun kapatılması söz konusu. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

TÜSAK’la birlikte bütün bu kurumların varlığı ciddi bir tehlikeye girdi. Birçok ülkede bu türlü kurumlar var. Çünkü bunlar sanat üretimi çok pahalı olan alanlar. Ancak yüzde yüz devlet desteğiyle ayakta kalabilirler. TÜSAK’ı hazırlayanlar, bu uygulamayı gerekçelendirirken bütçede giderin çok yüksek, gelirin ise çok düşük olduğunu belirtiyorlar. Bu harcama göze batıyorsa öncelikle şunu sormak lazım; ortada bir hırsız mı var? Eğer hırsız varsa bu bir sanatçı değildir, çünkü biz sanat üretiminin hiçbir harcama sürecinde yer almayız. Bunu bürokratlar yapar. Eğer bir hırsız yoksa, demek ki bu sanatsal üretim böylesi bir maliyet gerektiriyor ve açlık sınırının 1000 lira olduğu bir ülkede, yapıtların bu kadar büyük büyük bir kitleye ulaştırılabilmesi ve 10 liraya izlenebilmesi için ancak bu kadar gelirle buluşabiliyor.

Peki bunu ortadan kaldırırsanız ne olacak? Eğer bu iş bu kadar maliyetli ve iddia edildiği gibi de bu üretimden vazgeçilmeyecekse, harcanan para gene harcanacak ama kaç kişi 50-60 lira verip bunları izleyebilecek? Tiyatrocu bir biçimde kendini ifade edecek alan bulur, sonuçta tiyatronun var olması için, bir tek oyuncu ve bir tek seyirci yeterlidir diyelim, ama operayı, baleyi, senfoniyi bu şekilde hayata geçiremezsiniz. Bu sanat dallarının üretim özellikleri buna izin vermez. Yüzde yüz devlet desteği olmazsa yok olup giderler. TÜSAK tartışmaları başlamadan ve Şehir Tiyatrosu yönetmeliğinin henüz değiştiği süreçte, belediyeye bağlı İstanbul Kültür A.Ş. kendi prodüksiyonlarını üretmek adına bazı adımlar atarak, duyduğumuz kadarıyla her birinin maliyeti 900 bin lira olan üç tane de oyun üretti. Bizim hiçbir oyunumuzun maliyetinin 900 bin lira olduğunu sanmıyorum. Böyle bir bütçeye sahip olsak, gerçekten de teknik ve estetik anlamda dünyayla boy ölçüşecek yapıtlar üretiriz. Aynı süreçte Kültür Bakanlığı’nın ülke genelinde özel tiyatrolara yaptığı toplam destek 4,5 milyon lira civarında. Yani “yok” denecek kadar az ve siyasi ve sosyal yönelimleri nedeniyle devlet desteğinden yararlandırılmayan özel tiyatroların varlığı ve açılan davalar da ortada...

‘HEPİMİZİN ALIN TERİ VAR’

Diğer yandan, iktidarın, defalarca tanık olduğumuz, “Hem benim paramı kullanıp, hem de bana muhalif yapıtlar sergileyemezsin!” gibi bir yaklaşımı da var ki, akıl erdirmek mümkün değil. Sanatın eleştirel ruhu bir yana, ödenekli sanat kurumları için kullanılan bütçeler hükümetin değil, devletin bütçesi ve o bütçede hepimizin alın teri ve vergileri var. Kuvvetler ayrılığının temel prensip varsayıldığı yönetim biçimlerinde yürütme organı “Devlet benim!” gibi bir yaklaşım ve uygulama içine girerse, o ülke için yalnızca sanat değil pek çok şey tehlike altında demektir. TÜSAK dahil, siyasi erk tarafından ülkenin sanat üretimi üzerindeki yaptırım ve uygulamalarının temel nedeni, bu üretimin kontrol altına alınmak istenmesidir diye düşünüyorum. Bu yaklaşımın da tepki ve direnişle karşılaşması kaçınılmazdır kuşkusuz... Özetle, özgür ve özerk sanata evet, TÜSAK’a hayır!

E. Ufuk Döleneken


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.