Müziğe adanmış bir yaşam: Cemal Reşit Rey

Bugün, pek çok yapıtının nerede olduğu bilinmemekte, bu yüzden de onlar seslendirilememektedir. Keman ve piyano için müsveddelerini bulduğum Keman Konçertosu’nun partisyonunun, uzun araştırmalardan sonra Viyana’da olduğunu öğrendim, getirtip...

Müziğe adanmış bir yaşam: Cemal Reşit Rey
07 Ekim 2014 Salı 08:31

17crr

Yaşamını çoksesli müziğin yurdumuzda gelişmesine adayan, Türk Beşleri’nden Cemal Reşit Rey’i, doğumunun 110. ölümünün 29. yıldönümünde saygıyla anıyoruz

Köklü bir Osmanlı ailesinin ikinci erkek çocuğu olarak 25 Ekim 1904’de Kudüs’de doğan İbrahim Cemal müzikle ilk kez, annesi Fethiye Hanımın piyanosundan dinlediği parçalarla karşılaşmış ve yeteneğini, 7 yaşındayken bestelediği bir valsle ortaya koymuştu. Daha sonra ailesiyle Fransa’ya gittiğinde, o tarihte Paris Konservatuvarı  müdürü olan ünlü besteci Gabriel Faure onu dinlemiş ve Ahmed  Reşid Bey’e, “Bu çocuk hayatta ancak bir tek şey yapabilir: Müzik” diyerek küçük Cemal’in, ünlü piyanist Margaret Long’un öğrencisi olmasını sağlamıştı. Birinci Dünya Savaşı sırasında aile İsviçre’ye göç edince, Cemal Reşid, Geneve Konservatuarı’nda sürdürdüğü eğitimini üstün başarılarla tamamlamış; daha sonra da Paris’te, tanınmış besteci Raoul Laparra’nın kompozisyon öğrencisi olmuştu. Cemal Reşid’in, henüz 18 yaşındayken, ağabeyi Ekrem Reşid’in Fransızca yazdığı libretto üzerine bestelemeye başladığı “Sultan Cem” adlı operanın ilk bölümlerini dinleyen Laparra’nın, eşine : “Cemal Fransız olsaydı, bu eseriyle mutlaka Roma Ödülü’nü kazanırdı” dediği biliniyor.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması ve İstanbul konservatuarında yeniden eğitime başlanmış olması Cemal Reşid’in yaşamında bir dönüm noktası oluşturur. Ünlü yazar Halid Ziya’nın, onu çağıran mektubu üzerine, hocalarının karşı çıkmalarına aldırmadan, kendisini Avrupa’da bekleyen parlak bir kariyer olanağını bir yana bırakarak yurda koşan Cemal Reşid, bundan sonra, yaşamını çoksesli müziğin yurdumuzda gelişmesine adayacaktır. O dönemde yaygın olan görüş, daha önce Rusya’da ve Orta Avrupa ülkelerinde uygulamaya konulmuş olan, halk ezgilerini, çağdaş teknikle çoksesli formlar içinde ele alıp işleyerek, ulusal bir çığır oluşturmak biçiminde özetlenebilir. Cemal Reşid’in yurda döner dönmez yazdığı ilk kompozisyonlar da bu doğrultudadır. Cumhuriyet’in 10. yıldönümü için bestelediği marş büyük beğeni kazanır. Halkı, eğlendirici ama yüksek nitelikli müziklerle çoksesliliğe ısındırmak amacıyla, ağabeyi Ekrem Reşid’le birlikte oluşturdukları operetler birbirini izler. Bunlardan”Lüküs Hayat” günümüzde de temsil edilmekte ve beğeniyle seyredilmektedir.

ANKARA RADYOSU'NDAN PİYANO DÜNYASINDA

Soyadı yasasıyla “Rey” soyadını alan iki kardeş, kısa bir süre Ankara Radyosu’nda görev yaptıktan sonra  İstanbul’a dönerler. 1950’de İstanbul Radyosu yayına başlayınca Müzik Yayınları direktörlüğüne ve Radyo Senfoni Orkestrası’nın yöneticiliğine Cemal Reşid getirilir. (Benim de kendisiyle tanışmam ve öğrencisi olmam o tarihlerde gerçekleşmişti.) Senfonik konserlerin yanı sıra, Rey, onbeş günde bir “Piyano Dünyasında Gezintiler” başlıklı dinletiler de gerçekleştirmektedir.
Evlenmeyen ve yakınlarının ölümüyle yalnız kalan; emekli olduktan sonra da vaktini, evinde, özel öğrencilerini yetiştirmeye ve bir yandan da, daha 1945’de bestelediği “Çelebi” operasını tamamlamaya ayıran besteci, son yıllarında, eski, hareketli müzik yaşantısından uzaklaşmanın getirdiği yalnızlık ve ilgisizlikten yakınmaya başlamış, yaşlılığın neden olduğu hastalık ve yıkımların ardından, 7 Ekim 1985 günü, Cerrahpaşa hastanesinde gözlerini  dünyaya kapatmıştır.

NOTALARININ KORUNMASINI İSTEMİŞTİ

Başkalarına bol bol dağıtılan Devlet Sanatçısı sanı ona ancak ölümünden dört yıl önce verilebildi;  ölümünden bir süre sonra da, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin yaptırdığı konser salonuna onun adı kondu. Müzeye dönüştürülüp korunması gereken evi  ve notaları ise, bütün mal varlığını kendisine bıraktığı bakıcısının yeterli ilgiyi göstermemesi yüzünden dağıldı. Oysa, sağlığında, notalarının Istanbul Filarmoni Derneği tarafından korunmasını istemişti.
Bugün, pek çok yapıtının nerede olduğu bilinmemekte, bu yüzden de onlar seslendirilememektedir. Keman ve piyano için müsveddelerini bulduğum Keman Konçertosu’nun partisyonunun, uzun araştırmalardan sonra Viyana’da olduğunu öğrendim, getirtip bilgisayara geçirdim; orkestra materyelini hazırladım ve 25 Mart 2007’de oğlum Hasan Niyazi Tura, değerli şef Rengim Gökmen yönetimindeki CRR Senfoni Orkestrası eşliğinde o başyapıtı dünyada ilk kez seslendirdi. Yine yakın zamanlara değin yitik sanılan “Güneşli Manzaralar” süiti  Hasan Tura yönetiminde, önce CRR orkestrası, bu yıl da Temmuz ayında Almanya’da Freiberg’de Mittesächsische Orchester  tarafından seslendirildi. Bu ayın 18’inde, rahmetli hocamın pek az seslendirilen yapıtlarından oluşan bir programı Rengim Gökmen yönetimindeki CRR Senfoni Orkestrası’ndan dinlemek mutluluğuna erişebileceğiz.

Yalçın Tura


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.