Muhsine Helimoğlu Yavuz, Macar Edebiyat dergisinde

Halkbilimci ve yazar Muhsine Helimoğlu Yavuz'un 'Türk Halk Anlatıları ile Macar Halk Anlatıları Arasındaki Benzerlikler' adlı kitabı Macarca'ya çevrildi. Macar basınının yoğun ilgi gösterdiği Yavuz, Könyvhet dergisine konuştu Ülkemizin...

Muhsine Helimoğlu Yavuz, Macar Edebiyat dergisinde
05 Mayıs 2014 Pazartesi 10:33

17macar

Halkbilimci ve yazar Muhsine Helimoğlu Yavuz'un 'Türk Halk Anlatıları ile Macar Halk Anlatıları Arasındaki Benzerlikler' adlı kitabı Macarca'ya çevrildi. Macar basınının yoğun ilgi gösterdiği Yavuz, Könyvhet dergisine konuştu

Ülkemizin tanınmış halkbilimci ve yazarlarından Muhsine Helimoğlu Yavuz, bu yıl Türkiye'nin konuk ülke olduğu "Uluslararası XXI. Budapeşte Kitap Festivali"ne davetli olarak katıldı ve Türkiye Standında "Türk Halk Anlatıları ile Macar Halk Anlatıları Arasındaki Benzerlikler" konulu bir konferans verdi. Ayrıca, Macarca'ya çevrilerek, Magyar Naplo Kiado Yayınevi tarafından Budapeşte'de yayınlanan "A Szarvas Szultankisasszony-Török Nepmesek" adlı kitabını Macar okurlarına imzaladı ve yayınevi tarafından düzenlenen bir söyleşiye katıldı. Budapeşte Basını yazarımıza ilgi gösterdi ve tanınmış "Könyvhet" adlı edebiyat ve sanat dergisi kendisiyle bir röportaj yaparak yayınladı. Könyvhet dergisinden Laura Pal, Muhsine Helimoğlu Yavuz'la görüştü:

2006 yılından beri artık Türk edebiyatı da Nobel ödülüne layık görülmüş bir yazara sahip. Bunun bir sonucu olarak önceki yıllara göre daha çok Türk romanı Macarca'ya çevrilip yayınlanmıştır. Sizin fikrinizce Türk edebiyatı bugün Avrupa kamuoyunda yeterince tanınmakta mıdır?

Türk Edebiyatı'nın bugün Avrupa'da yeterince tanındığı kanısında değilim. Bir Nobel ödüllü yazarımızın olması, edebiyatımızı bir ölçüde dünyada ve Avrupa'da görünür kılmış olsa da bu etki yetersizdir. Bu tanınır olma süreci uzun soluklu bir süreçtir ve yazarlarımızın yalnızca tek başlarına gerçekleştirebilecekleri bir süreç de değildir. Bu işin edebi-sanatsal boyutunun dışında, eserlerin yabancı dillere iyi çevirmenler tarafından çevrilmesi, güçlü-tanınmış yayınevlerince yayınlanıp, tanıtım etkinliklerinin düzenlenmesi, öteki ulusların edebiyatçılarıyla iyi ilişkilerin kurulması, ilk akla gelen sorunlar olarak görülmektedir.

Macaristan'da hem siyasi hem de kültürel hayatımız sağcı ile solcu, milliyetçi ile liberal diye çeşitli gruplara ayrılarak oldukça bölünmüş bir durumdadır ve uzun yıllardır bu gruplar arasında gerçek bir diyalog da yoktur. Türkiye'deki kültür hayatında din ve siyaset ne kadar bölücü bir faktör acaba?

Bu sorunun başındaki "Macaristan" sözcüğünü görmesem, siyasi ve kültürel alanda bizim durumumuzu ne kadar da doğru saptamışsınız diyebilirdim. Gördüğüm kadarıyla bu konulardaki bölünmüşlük açısından, hem Macaristan'ın hem de Türkiye'nin durumu büyük ölçüde örtüşmektedir. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, Türkiye'deki kültürel ve toplumsal hayatta, son yıllarda bir de "laik-dinci" ayrışması ve "ötekileştirme"si görülmeye başlamıştır ki, bence asıl kaygı duyulması gereken ayrışma da budur. Çünkü dünya tarihine baktığımız zaman, insanlığın bu bölünmelerden ne kadar acı çektiğini görebiliriz.

Türkiye kocaman bir ülke olması sebebiyle çeşitli bölgeleri arasında kültürel hayat bakımından da epeyce farklılıklar vardır. Türkiye'nin çeşitli bölgeleri arasında Türk edebiyatı bir köprü oluşturabilir mi acaba?

Türkiye'nin çeşitli bölgeleri arasında bazı kültürel farklılıklar olması çok doğaldır. Bu ülkelerin ve üstünde yaşayan insanların zenginliğidir. Önemli olan bu kültürel farklılıklara gereken saygıyı ve değeri göstermektir. Ben bir Halkbilimci ve öğretim üyesi yazar olarak, öğrencilerime daha ilk derste "Dünyadaki hiçbir halkın kültürünün, bir başka halkın kültüründen üstün olmadığını, yalnızca farklı olduğunu" öğretirim.

Türkiye'nin bütün bölgelerinde Türk Edebiyatı'nın birleştiriciliği, okura ulaşabilirliği, özellikle son yıllarda neredeyse her bölgede açılan kitap fuarları aracılığıyla, hemen hemen aynı güçtedir. Yalnız bütün sorun, ilgili ve aydın okur sayısını arttırabilmektir.

'Atatürk bizi güçlü kılıyor'

"Bozulmuş bir edebiyat sağlıksız bir toplumun ürünüdür. Bir toplum bütünüyle edebiyatına yansır" denilmektedir. Bugünkü Türk edebiyatının haline bakıldığında Türk toplumunun sağlığı hakkında neler söylenebilir acaba?

Edebiyat elbette toplumun yansımasıdır. Stendhal'in deyişiyle "Roman topluma tutulmuş bir aynadır." Böyle olunca, doğal olarak bizim edebiyatımızın sorunları da toplumumuzun sorunlarından soyutlanamaz ve çoğunlukla ona paralel bir görüntü yansıtır. Biz Türk halkı olarak zaman zaman güç eşiklerden, "Dar Kapı"lardan, zorlu zamanlardan geçeriz. Ama en zor, en aşılmaz sanılan durumlarda bile bir çözüm yolu bulup, aydınlığa ulaşırız. Halk masallarımız da büyük ölçüde bu iletiyi-mesajı verir. "Umutsuz olma, sonunda iyilik ve güzellik kazanacaktır" der. Böyle olunca da zaman zaman bozulan toplumsal sağlığımız konusunda, hiç umutsuzluğa düşmeyiz. Çünkü bizim tarihimizde, bizi yoktan var eden bir Mustafa Kemal Atatürk örneğimiz var. O'nun bize verdiği özgüven, bizi ulusça her zaman güçlü kılar.

Laura Pal


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.