Kadını özgürleştiren CUMHURİYET

Türk Edebiyatı'nda kadın sorunun özgürleşme üzerinden çözülmesi Cumhuriyet Dönemi'ne rastlar. Cumhuriyet Devrimi ile birlikte kadının da üretim süreci içerisinde yer alması, Türk toplumu üzerinde kadını başlı başlına...

Kadını özgürleştiren CUMHURİYET
24 Aralık 2013 Salı 10:24

17kadin

Türk Edebiyatı'nda kadın sorunun özgürleşme üzerinden çözülmesi Cumhuriyet Dönemi'ne rastlar. Cumhuriyet Devrimi ile birlikte kadının da üretim süreci içerisinde yer alması, Türk toplumu üzerinde kadını başlı başlına önemli bir figür haline getirmiş, kadının toplumsal rolü pekişmiştir. Cumhuriyet Devrimi'nin kadına kazandırdığı sosyal ve ekonomik haklar sonucu, kadının doğrudan üretim faaliyetinin içine girmesi ile kadın büyük ölçüde özgürleşmiştir. Kadının Cumhuriyet ile birlikte özgürleşme serüvenini doğrudan doğruya Türk Edebiyatı'nın Cumhuriyet döneminde ortaya konan eserlerden takip edebiliyoruz.

Milli Mücadele'de Kadın: "Acı ve Mücadele"

Türk Edebiyatı'nda Cumhuriyet Dönemi olarak adlandırdığımız dönemde ilk verilen eserler daha çok Kurtuluş Savaş üzerine olmuştur. Kurtuluş Savaşı'nda gerek omuzların cepheye mermi taşıyan kadınlar, gerekse fiilen savaşa katılan Çete Ayşe'ler, Kara Fatma'lar Kurtuluş Savaşı'nda önemli rol oynamışlar, savaşın kazanılmasında büyük yardımları olmuşlardır. Bunun yanı sıra kadınlar savaş boyunca pek çok acılar çekmişlerdir. Kocaları öldürülmüş, tecavüze uğramış, hakarete uğramış, aşağılanmışlardır. Türk kadınının Milli Mücadele sırasındaki yiğitlikleri de acıları da doğrudan romanımıza yansımıştır. Kurtuluş Savaşı'nı doğrudan yaşamış hatta onbaşı olarak da görev almış olan Halide Edip Adıvar'ın bu dönem yazmış olduğu Vurun Kahpeye, Ateşten Gömlek ve Dağa Çıkan Kurt adlı kitaplarında Milli Mücadele içindeki kadının yaşadıklarını birebir yansıtmaktadır.

Yozlaşma, Devrim ve Başkaldıran Kadın

Cumhuriyet'in kuruluşundan hemen sonra arasız devrimlerle bir çağdaşlaşma harekatı başlamıştı. Hedef muasır medeniyetler seviyesini yakalamaktı. Bu aynı zamanda eski ile yeninin de bir çatışmasını ortaya çıkartıyordu. Eski toplumun savunucuları ile yeni kuşağın zihniyeti birbiriyle çelişiyordu. Bu çelişki aynı zamanda Anadolu ile İstanbul'un da karşıtlığıydı. Bu dönemde özellikle İstanbul'u anlatan eserler, Tanzimat'ta olduğu gibi daha çok yozlaşma üzerinden verilmiştir. Bilhassa Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Peyami Safa ve Reşat Nuri Güntekin bu çatışma üzerinde sıkça durmuşlardır.

Yozlaşan İstanbul'a karşı umut olan kadın

Yakup Kadri'nin Kiralık Konak adlı eserinde kuşak çatışmasının üzerinde durur. İstanbul'da eski bir konağın sahibi olan Naim Efendi ve çevresinin çelişkisi ele alınır bu romanda. Özellikle Naim Efendi'nin torunu olan Seniha üzerinden batılı hayranlığı ve özentiliğinin eleştirisi yapılır. Yine Peyami Safa'nın Sözde Kızlar romanı, İzmir'i Yunanlıların işgal etmesi üzerine İstanbul'a gelen Mebrure, Mütareke yıllarında ahlaken çökmüş bir İstanbul ile karşılaşır. Burada aşık olduğu Anadolu sevdalısı bir genç olan Fahri ile tekrar Manisa'ya dönmenin yollarını arar. Yozlaşan İstanbul'a karşı Anadolu temizliğin ve umudum simgesi olmuştur bu romanda..

Kurtuluş Savaşı sonrası yapılan sosyal ve kültürel devrimlerle beraber kadın toplumsal yaşama daha çok girmeye başlamış, doğrudan üretim sürecine girmeye başlamıştır. Bu dönemde kadın geleneksel bağlarından da kopmaya başlamış, yeni fikirlere yönelmiş ve kapalı toplum anlayışına karşı çıkmıştır. Yaşar Kemalîn Yılanı Öldürseler kitabı bu açıdan çarpıcı bir örnektir. 1950 yıllarda Güneydoğu'da geçen hikayenin kahramanı Esma, geleneksel hayata ve adetlere karşı çıkmış fakat bundan dolayı oğlu tarafından öldürülmüştür.

Kadın, Metalaşma ve Yabancılaşma

Orhan Kemal'de romanlarında sıkça kadını işlemiştir. Fakat daha çok kadının metalaşmasını ele almıştır kitaplarında. Özellikle Çukurova Bölgesi'ndeki toprak düzenini ve ağalığı işleyen Orhan Kemal, kadının ağalık karşısında konumlanılmasını da son derece dikkat çekici bir biçimde aktarmıştır. Orhan Kemal, Bereketli Topraklar Üzerinde adlı romanında ağalar emirlerindeki kadın ve kızlara tacizlerde, tecavüzlerde bulunurlar. Fakat bu ağalara tepki gösterilmez. Bu romanda şöyle aktarılmıştır: "Bey, o. Ona günah olur mu?" (s. 184)

Orhan Kemal romanlarında bu durumdan mutlu olmayan, ve ünlü olma hayaliyle İstanbul'a kaçan kadınların dramını da aktarır bizlere. Yalancı Dünya romanında Neriman ünlü olmak ister fakat babasını bunun önünde engel olur. Onu kandıran Bülent Nejat Co, Neriman'ı iğfal eder, İstanbul'a götürür. Fakat burada hayal ettiği gibi olmaz hiçbir şey ve burada bütün sömürüye boyun eğer. Aynı şekilde, Kötü Yol romanındaki kadın kahraman Nuran, Neriman'a benzer. Güzelliğini kullanarak ünlü olmak isteyen Nuran, cinsel taciz ve tecavüzlere uğrar. Cinsel bir metaya dönüşür.

Yabancılaşmış kadının feminist öyküsü

Kadın sorunu üzerinde kitaplar yazan Sevgi Sosyal da bu konuya sıkça değinmiştir. Özellikle 1968'de ilk kez yayınlanan Tante Rosa romanı sıra dışı bir kişiliği olan düşmüş bir kadını anlatır. Tante Rosa, sevmiş, hayallerini gerçekleştirememiş, istemediği halde evlenmek zorunda kalmış biridir. Hayatını tuvalet bekçiliği ve genelev kasiyerliği ile devam ettirir. Sevgi Sosyal bu romanıyla bize hayatı boyunca mutlu olamamış ve olumsuzluklar yakasını bırakmamış ve yabancılaşmış bir kadının hikayesinin feminist bir şekilde bize yansıtır.

Devrimcilikten nihilizme

Adalet Ağaoğlu'nun "Bir Düğün Gecesi" adlı romanı da geçmişte devrimci olan Tezel'in bir zaman sonra nihilizme sürüklenmesini, kendisine ve çevresine yabancılaşmasını konu edinir.

Günümüzde AKP iktidarı ile birlikte kadın romanda da farklı bir biçime dönüşmüştür. Genellikle feminist fakat kendine yabancılaşmış ya da son dönemin ideolojik iklimine uygun olarak, özellikle Elif Şafak'ın romanlarında olduğu gibi muhafazakar tiplemeler karşımıza çıkmaktadır. Cumhuriyetle özgürleşen kadın AKP ile yeniden köleleşmektedir. Edebiyatımızdaki ciddi ideolojik bulanıklık ve kuramsal çalışmaların eksikliği bu durumu doğuran sebeplerin en önemlisidir. Edebiyat bir anlamda ideolojinin yansımasıdır. En ideolojik alandır. Asıl soru şudur: Cumhuriyetimizin geleceği, kadınımızın geleceği ve buna bağlı olarak edebiyatımızın geleceği ne olacak? Cevaplamamız gereken soru budur.


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.