Hoca Nasrettin (çift TT ile!)

Hoca sözünü sakınmadığı kadar her şeye de hazırlıklıdır. Bir gün karısına sorar: “ölüm nedir?” Karısı cevaplar: “bedenin soğumasıdır.” Hoca, günlerden bir gün bahçede odun kırarken soğuktan üşür. Bedeni soğur. Yatar...

Hoca Nasrettin (çift TT ile!)
05 Kasım 2014 Çarşamba 10:54

17akm4

Bugün TOMA (toplumsal olaylara müdahale aracı) misafirhanesi olarak kullanılan AKM’nin o gün kapanan perdesinin ardında ben de vardım. Daha o gün perdenin yalnızca ardında değil, altında sanat kurumları ve millet olarak kaldık

Her kim eşeğe ters binmekle Hoca Nasrettin (çift TT ile!) olacağını sanıyorsa bilin ki bu bir yanılgıdır. Eşeğe ters binen, erdemi, gülüp, gülümsetmeyi katamıyorsa hayata vah haline! 13.yy Anadolu’sundan çıkarak, Balkanlar, İran, Rusya, Azerbaycan, Suriye, Çin üzerinden her dönemde her yerde her sohbette karşımıza çıkan batıni erenlerden Hoca Nasrettin. Günümüzde de canlılığını koruyor. Mizahın gücünü hissetmemizde onun önemli bir yeri var. İğneli dili, keskin zekâsı ve tertemiz yüreğiyle o iyiliklerin yanında, kötülüklerin karşısında olan bir anti kahraman. Kılıçsız gezecek kadar yürekli, herkesle barışık olacak kadar alçak gönüllü, eşeğe binecek kadar bilge bir halk insanı. Dilde belden aşağı vurmaya meyilli olmasının yanında bir o kadar da sevimli.

TOMA MİSAFİRHANESİ AKM

Dünyayı düzeltecek birkaç isim say denilse birinci sıraya yazabilirsiniz adını. Mizah onun adıyla özdeş. Bugün Akşehir’de göle maya çalarken görseniz hiç yadırgamazsınız. Kavuğu koyar önünüze, Aksaray’dan yola koyulduğunuzda önünüze çıkan tepe Taksim’dir, rantiyeye teslim ve taksim olunmuş bu mekânda bir Atatürk Anıtı bir de Atatürk’ün adıyla anılan hayalet Atatürk Kültür Merkezi vardır der girer söze... Bugün TOMA (toplumsal olaylara müdahale) misafirhanesi olarak kullanılan AKM’nin o gün kapanan perdesinin ardında ben de vardım. Daha o gün perdenin yalnızca ardında değil, altında sanat kurumları ve millet olarak kaldık.  Bu oyunu nasıl kabullendik diye kendime sordukça Hoca Nasrettin geliyor aklıma. Onun kara mizah dolu diliyle, kazanın doğuracağına, ampulün yanacağına inanıyorsun da buna mı inanmıyorsun diyorum kendime!
Turgut Özakman Hoca’nın “Bir Şehnaz Oyun” adlı yapıtıyla  1914 sonrasında İstanbul’un emperyalist paylaşımcılar tarafından nasıl işgal edildiğini mizahi bir göz ve dille sahneye taşıyıp, çalgılı çengili oynayacaksın, binüçyüz kişilik salonun kafasında ampul patlatacaksın, ışık yakacaksın, alkış alacaksın sonra da bu sona katlanamayacaksın. Yok, arkadaş bu sahneler kapatılmayı çoktan hak etti! Bu karar Cumhuriyet’e ve onun kurumlarına karşı rövanşist siyasi bir karardı.  

TGB GELECEK İÇİN UMUTLU

Sahneleri yönetmeye sevdalı TÜSAK (Türkiye Sanat Kurumu) “tuzak!” yasa çalışmaları karşısında prostatı tutan, solucan olup kıvranan ve sansüre sessiz kalarak sahnelerini süresiz teslim etme basiretsizliği içinde olanları ardına alıp şimdi Timur’a Timur’u şikâyete gittin diyelim pekiyi ne olacak? Madem Timur’un filleri zücaciyeci dükkânında ve ardımızda adam gibi adam yok. Halk geçim derdinde, çaresiz. Parayı, kömürü veren düdüğü çalıyor… Geriye iki seçenek kalıyor ya, ya ya şaşaşa… Sultanım Timur’um çok yaşa diyerek sokaklara çıkıp zil takıp oynayalım. Yüzünüz kaldıysa yarınız zaten öyle yapıyor. Ya da diğer yarımız gibi Mustafa Kemal’in çizgisinde emperyalizmin oyununa çomak sokup direnelim… Ülkenin geleceği için umut olup sesini korkusuzca yükselten TGB ‘li gençler gibi…

AKM (Atatürk Kültür Merkezi) evimiz, yurdumuz, sahnemizdi, gitmiş, bitmiş… Hoca Nasrettin olsaydı Sarı Saltık’ın karşısında söylediklerini tekrarlardı. Saltık, Hocaya sorar: “Bu ev sizin mülkünüz müdür?” Hoca cevap verir: “dünyada üç şey mülkümdür gerisi benim değildir.” Saltık onlar nedir deyince, Hoca söze başlar: “Biri s..im, ikisi t..aklarım” Bu kaba saba cevabı Hocaya yakıştıramayan Saltık mistik bir yorum yaparak, hoca rumuzla konuştu diye düşünür. O iki şeyle ilim ve ameli kastetti der fakat bir şeyle neyi kastettiğini bulamaz. Keramet gücüyle durumu fark eden hoca söze girer: “boşuna düşünme Sarı Saltık, o bir şeyle ben kalp temizliğini kast ettim”  der.
Hoca sözünü sakınmadığı kadar her şeye de hazırlıklıdır. Bir gün karısına sorar: “ölüm nedir?” Karısı cevaplar: “bedenin soğumasıdır.” Hoca, günlerden bir gün bahçede odun kırarken soğuktan üşür. Bedeni soğur. Yatar yere başlar beklemeye. Ne gelen var ne giden. Kalkar karısına gider: “hatun ben öldüm bahçede yatıyorum, gelip kaldırsınlar der.” Konu komşu haber alır gelir. Biri sorar: “Yahu haberi kim verdi?” Hocanın karısı cevaplar: “Garip adamın kimi var ki öldüğünü haber versin? Garipçik kendisi geldi haber verdi.” Benden söylemesi şimdi anlayanlar hâlâ anlamayanlara anlatsınlar…

Okday Korunan


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.