Fazıl Hüsnü Dağlarca 100 yaşında

MİLLET olma davasıyla ümmet olma davasının savaşımını yaşadığımız...

Fazıl Hüsnü Dağlarca 100 yaşında
25 Ağustos 2014 Pazartesi 23:05

17manset

MİLLET olma davasıyla ümmet olma davasının savaşımını yaşadığımız şu günlerde, bir büyük başkaldırı gününde doğan, şiire adanmış bir yaşam olan Dağlarca 100 yaşında (26 Ağustos 1914-17 Ekim 2008)

Yeryüzü kendi kendine bir toprak/ Yurt bir toprak üstünde var olduğumuz.../ Peki nasıl ayak basmıştır onlar/ Yurda, benim at koşturduğum yere?

Toprağımızın onur anıtı, ölümsüzüdür. Onun “Türkçem benim ses bayrağım” sözü müthiş bir bilincin ve duyarlığın tanımıdır. Nâzım Hikmet’in boy verdiği topraklarda kendine özgü büyük şiir kurmayı başaran bir ustanın; evreni, dünyayı, insanı anlamaya çalışan bir insanın şiiridir onunki. İnsan ve insanlık sevgisiyle dolu, toprağın ve uzayın derinliklerine uzanan bir şiirdir. Bir dönemin şairi değildir o, Türkçenin şairidir. Sürekli devrimciliğin dizeleşmesidir. Başkaldıran insanı görürüz onun şiirinde. Onun doğa ananın memesinden süt emer gibi yarattığı şiiri, Türkçenin en geniş sözlüğüdür; dil bilincinin en yükseklere çıkarılmasıdır.

TÜRKÇE’NİN SES BAYRAĞI’

Çalışkanlığı, üretkenliği, şiir sevdası, şiirle insanı, şiirle yaşamı kaynaştırmadaki direngenliğiyle, yurt ve insanlık sorunlarına karşı duyarlılığıyla Dağlarca, şairlere, edebiyatçılara örnektir. “Türkçenin ses bayrağı” olarak, toplumsal sorunlara karşı şair duyarlılığının göstergesi olan binlerce şiiriyle, sayısı 100’ü geçen şiir kitabıyla Türkiye’nin, Türkçenin, Türk şiirinin aydın yüzünün ve aydın olma onurunun simgesidir. Nerede bir toplumsal adaletsizlik, bağımsızlık savaşı, sömürüye karşı başkaldırı varsa Dağlarca’nın şiiri oradadır. Kurtuluş Savaşımızla, Mustafa Kemal’le yaşamı şiirleştiren odur; Hiroşima’da odur; Vietnam’da, Cezayir’de odur emperyalizme karşı; petrol savaşlarını o protesto eder, ikili anlaşmalara o karşı çıkar.

Samsun’dan Ankara’ya-İnönü’ler-Sakarya Kıyıları-30 Ağustos-İzmir Yollarında adlı beş kitaptan oluşan Bağımsızlık Savaşı, Nâzım Hikmet’in Kurtuluş Savaşı Destanı gibi anıtsal bir yapıttır. “Atalım yurt dışına hepsini/ Sömürgenden kurtulalım” sevdasıyla başlayan bir bağımsızlık destanıdır. “Düşman gemileri İstanbul’da”dır, “Dalgalar vallah inanamaz.” Yurt yer yer işgal edilmektedir: “Öyle bir kötü geldi ki toprağa/ Yabanın ayağ.../...Bütün bir vatan acılı,/ Aldı kara sazı eline.”

“Duran kadere karşı/ Vatan kımıldamıştır.” kurulan cemiyetler “Bir gövdeden binbir baş gibi” haykırır: “İnsan esirliği/ Memleketlere sığmaz/ Millet esirliği,/ Yeryüzüne.” Mustafa Kemal’in “Bütün memlekette milli teşkilat kurulmasını komutanlara ve memurlara” bildirimini şiirleştirir: “Dört yana saldık haberi,/ Girmiş kahpe düşman yaralı vatana,/ Haksız./ ...Dört yana saldık haberi,/ Netseler,/ Dayanacağız.” Dağ başlarında türküler yakılır: “Yürümüş Mustafa Kemal Sıvas’a doğru/ Ah anam/ Kapmalı orağı neyi/ Gitmeli mi ne.”

BAĞIMSIZLIK SEVDASI

Dağlarca, Mustafa Kemal’in Söylev’inden aldığı cümleleri başlık yaparak oluşturduğu 600 sayfalık bu büyük destanını, ulusal bağımsızlık bilinciyle, özgürlük sevdasıyla büyütür. “Türkiye büyük/ Kederi kadar.” der. “Yediyordu Elif kağnısını,/ Kara geceden geceden” dizeleriyle başlayan ünlü şiirinden, “Öyle ölüyorum ki/ Yurt olduğumu duyuyorum.” diyen şiirlerine gelir. Mustafa Kemal’in “...su olduğunu / Aydınlık olduğunu” söyler. “Özgürlükten, kurtuluştan/ Bir yeni çağ” açılmıştır. “Yurt uğruna ölenler yurtlarınca sınırsızdırlar...”

Malazgirt Ululaması-Yedi Memetler-Yurdana-Kubilay Destanı kitaplarını da içeren Üç Şehitler Destanı’nda da yine yurt savunması ve bağımsızlık sevdası karşımıza çıkar. O-19 Mayıs Destanı-Anıtkabir adlı üç kitabını içeren Gazi Mustafa Kemal Atatürk’te yer alan şiirlerinde de Mustafa Kemal’in bağımsızlıkçılığından hareketle yurt sevgisini onun sevgisiyle bütünleştirir: “Baktı düşman gemilerine Mustafa Kemal, ölüme bakarcasına/ Bir ıslık sesi durdu dudaklarında kan:/ ‘Geldikleri gibi giderler’.”

Mustafa Kemal’in destanlaştırılması, yine onun ünlü şiirlerinden, “Mustafa Kemal’i gördüm düşümde,/ Daha, diyordu./ Uğruna şehit olasım geldi hemen,/ Sabaha diyordu./ Al bir kalpak giymişti al,/ Al bir ata binmişti, al,/ Zafer ırak mı dedim,/ Aha diyordu.” dizelerinden oluşan şiiriyle sürer.

Çanakkale Destanı’nda bir bağımsızlık savaşıdır anlattığı, yurt savunmasıdır: “Bir körmermisi düştü üstümüze yurda elatanların...” Deniz leşleridir saldıranlar, “Yeryüzü denizlerin, sömüre sömüre büyüyen leşler”dir. “Agamemnun”dur biri, “Hırpalanmıştır tepeden tırnağa masal.”

Dağlarca, “Çanakkale, yeni Türkiye’nin önsözüdür.” der ve bugünlere, emperyalizmin işbirlikçiliğini yapanlara da uzanarak bir insanlık dersi verir: “Sen ne geliyorsun yiğit Senegallim/ Malını verdiğin yetmez mi yıllar yılı/ Ona canını da mı vereceksin?”/ Sen ne gelirsin yiğit Avustralyalım/ Senin dağların ne ister benim dağlarımdan?/ Sen ne gelirsin yiğit Hintlim/ Sevinecek misin seni yiyen beni de yese,/ O kutsal sularına Ganj’ın.” Şiirin adı yoruma gerek bırakmıyor: “Sömürgenler Ordusunda Sömürülen Kardeşlere Türkü”.

Yurt sevgisinin, bağımsızlığın şairi Dağlarca’ya 100. yaşında selam olsun.

Öner Yağcı


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.