Düğmeye birileri bastı

Bu düğme politikası gelişmiş demokrasi ve devletlerde geçerli olmuyor. Onlarda anti virüs programı var.  Devleti var eden kurumlar kendi içinde bağımsız ve birbirlerini denetleyerek demokrasiyi yürütüyor. Bu yapının tek bir noktada birleşmesi...

Düğmeye birileri bastı
05 Eylül 2014 Cuma 12:45

16manset

Bir virüs giriyor devlet denilen yapının içine, buluyor devletin düğmelerini gerekli gereksiz basıyor ve devletin normal akışını değiştiriyor. Bu düğme politikası gelişmiş demokrasi ve devletlerde geçerli olmuyor. Onlarda anti virüs var

Kavram, aklın ihtiyacı olan bilgiyi kendinde toplayıp, dış dünyayı algılamada akla yol gösteren bir araçtır. Akıl ve ona bağlı çalışan duyu organları bu sihirli sözcüğün enerjisiyle yol alır. O nedenle “kavram” bilginin en yoğun, en saf halidir ve birbirinden soğan zarıyla ayrılır. Kavramın rehberliğine emanet edilen bilgi; bağımsızdır, değişen olgulara göre şekil almaz ve büyük oranda aklın ürünüdür, aksi ispatlanana kadar, tanımlandığı kendi doğrusunu savunur. Aklın idrak yeteneğine bağlı olarak kullanılan kavram, farklı algılama ve anlayışa neden olabilir. Yaşanan belirsizlik kavramın anlam bütünlüğünde değil, kavramın nasıl kavrandığıyla alakalıdır. Bana göre böyle sana göre öyle çelişkisi bu nedenden, algıda gerçekleşen idrak gecikmesindendir. Yoksa kavramın açıkladığı gerçek değişmemiştir. Kavramın değişmesi algıda değil kavramın kendi içinde tutunduğu doğrunun değişmesiyle alakalıdır.
Algının aklı
Algıyla aklın önüne taşınan anlam, bazen algının aklına uyabilir. Gerçeğin ya da doğrunun içinde barınan belirsiz alanı kavramsal sanat doldurur. Koltuğa bakıp, “bana göre bu bir masadır” iddiasında bulunabilir. Kavramsal sanat, kavramın anlam bütünlüğünden beslenir. Kavramın anlam bütünlüğünü parçalar, tarif edilen gerçeği yok ederek, kendini var eder. Aklın onayını almış bir bilginin aksini ortaya koyarak gerçeğin sorgulanmasına neden olur. Bilinen ortak bir kavram üzerinden, kavramın konumunu değiştirerek elde ettiği çelişkiden yararlanır. Daha çok 60’lı yılların sanat anlayışı olarak sanat tarihinde kendine yer bulsa da ilk örnekleri oldukça eskidir. 1920’lerde Duchamp, Boys, Rene Magritte, Merit Oppenheim gibi öncülerin çalışmalarında görülebilir.  Seramik fabrikalarında yılda binlerce pisuar üretilir, ancak müzede bir adet Duchamp’ın eseri sergileniyor. “Bu bir pipo değildir” dense de o pipo kullanılıyor. Boys, “Düsseldorf’a düşen kar tanelerinin sorumluluğunu üstleniyorum” dese de kar yağmaya devam ediyor. Ancak o kavramlar sanatın aradığı kavramlardı tarihi görevlerini tamamladılar ve sanatın kendini yenilemesine hizmet ettiler. Günümüzde Post modernin sağladığı özgürlük ortamında  kavramsal sanatın nesnesi olarak kullanılan ve çığırından çıkan çalışmalar, kendini inkar etme noktasındadır. Üretimine devam etse de büyük oranda inandırıcılığını yitirmiştir, sonunda dükkan iflas etmiştir, belki magazin değeri daha yüksektir. Bu durumda sanat, salt araç olarak kullanması için kavramı, kavramsal sanatın hizmetine niçin bıraksın? Kavram, ürün çalışmaların içeriği olarak yaşamaya devam edecek, çöp nesneye malzeme olmayacaktır.
Kavram nesnesi
İşlevsel bir kullanıma hizmet ederken kavramsal bir anlatıma dönüşen nesne, artık işlevden uzak bir kavram nesnesidir. Kavramın ona yüklediği anlamı aktarmakla görevlidir ve sanatın dışında da ifade bulur. Örneğin düğmeden bahsedelim ya da politikasından. Düğme iki yakayı bir araya getiren önemli bir malzeme, diğer bir düğme dokunur olanı. Düğmeye basıyorsunuz motor çalışıyor, her şey becerikli düğmenin kontrolü altında. Sistemi bir noktaya bağlayıp düğme denilen bir malzemeye emanet ediyorsunuz, karmaşık yapı böylece kolayca idare ediliyor.
Düğmenin kimin kontrolünde olduğu çok önemli. Aman dikkat... Biz bu kaygıyı çok yaşarız “birileri düğmeye bastı” Düğmeye basıldı mı ortalık toz duman, ekonomi çöküyor, Uğur Mumcular, Bahriye Üçoklar, Muammer Aksoylar... ve bir çok Atatürkçü Türk aydın ortadan kaldırılıyor, cunta ve çocukları iş başına geliyor, herkesin başına çorap örülüyor... Ancak kim basar, nasıl basar, niçin basar, hangi düğme kimse bilmez. Şimdiye kadar da kim bastı bulunamadı ya da hiç arkası takip edilmedi veya biz bilmiyoruz. Bir ülkenin geleceği bir düğmeye bağlanması ve bu düğmeyi kontrol edenin insafına terk edilmiş olması, insan aklıyla alay etmek demektir. Ki o düğmenin hep başında bir el ha dokundu ha dokunacak, Ortadoğu da besbelli düğmeye basılmış, kan gövdeyi götürüyor. Demek ki bir virüs giriyor devlet denilen yapının içine, buluyor devletin düğmelerini gerekli gereksiz basıyor ve devletin normal akışını değiştiriyor.
Düğme politikası
Bu düğme politikası gelişmiş demokrasi ve devletlerde geçerli olmuyor. Onlarda anti virüs programı var.  Devleti var eden kurumlar kendi içinde bağımsız ve birbirlerini denetleyerek demokrasiyi yürütüyor. Bu yapının tek bir noktada birleşmesi demokrasiye, çağdaş yaşama ters gelir. Bu düğme politikası daha ziyade  çağdaş kültürü, sanatı,  bilimi ve teknolojiyi ıskalamış daha çok bizim gibi geri kalmış devletlerde görülüyor. “Tombul tombul memeler, kavuşmuyor düğmeler.” Kıvır, hoplat, şişman göbeği...                                          

Derviş Ergün


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.