Can Yücel’de acının aşka gelişi

Can Yücel’in şiirindeki zenginlik, ne şiirin en genel içerik ve biçim kapsamına, ne de cinsel ya da politik bilince ilişkin tabuya boyun eğer Can Yücel’in ilk beş kitabını bir araya getiren Beşibiyerde’nin (Adam Y.,...

Can Yücel’de acının aşka gelişi
11 Ağustos 2014 Pazartesi 10:22

17manset

Can Yücel’in şiirindeki zenginlik, ne şiirin en genel içerik ve biçim kapsamına, ne de cinsel ya da politik bilince ilişkin tabuya boyun eğer

Can Yücel’in ilk beş kitabını bir araya getiren Beşibiyerde’nin (Adam Y., 1985) arka kapağında yer alan sözler acaba hangi yazısındaydı? O günlerde kendisine sormayı ihmal etmişim, şimdi “Can’dan Yazılar”da (Papirüs y., 1995) aradım taradım, bulamadım. İnsan yaşamında alayın “kişilik savunması” olarak ortaya çıkıp başkaldırıya dönüşmesini Freud’tan esinle şöyle yazıyor orada (1983):

“Freud’un sedirine uzanıp ‘humor’u bize açıklamasını istediğimizde, denkleştirebildiğimiz sonuç şu: Kişi, dış baskıların hışmı karşısında kend’özünü hırpalatmamak için, hattâ yitirmemek için ‘humor’u bir savunma mekanizması olarak kullanmaktadır. Bu ‘savunma’, apansız bir paradoksla, bir tersyüzle, bir başkaldırıya, bir saldırıya dönüşmektedir. Buna ‘baskının, acının üstüne gidiş’ de diyebiliriz.”

ALAYIN ŞENLİKLİ İSYANI

Can Yücel, şenlikli bozgunlarla tanıştırır şiirinde alayı: “Bu şehrin gecesi bir dişi papağan, / Diyordum, hakkı bir demet maydanoz. / Demeye kalmadı, önümden bir çocuk geçti, / Önünde bir çember, / Çemberin içinde bir horoz.”

Garip şiirinin en fiyakalı döneminde yazılmış İn Vino (1950), İkinci Yeni’de, özellikle Cemal Süreya’da lirizmle yatağa giren ironik söylemin de habercisidir. Dahası üçüncü dizede, yani “Demeye kalmadı, önümden bir çocuk geçti,” dizesinde şair, konuşma dilini şiire taşıma tutkusunu azıcık soğutup beylik deyimden vazgeçse de, bir anlatım kalıbını kırma girişimine yönelse, duyarlıktaki kışkırtıcı tazelik dilde de kendini gösterecek, İkinci Yeni’nin işaret fişeği atılmış olacaktı. Cemal Süreya’nın “Çağdaş şiir geldi kelimeye dayandı” dediği uğrak budur...

İşte orada ya olağanüstü bir serüven ya da dönüş var! Can Yücel, o yılların duyarlığını yalın ve çarpıcı bir yoğunlukta yansıtan şu dizeye ulaştı: “Sen miydin o yalnızlığım mıydı yoksa”. Ama folklorun şiire düşman oluşunu sergileyen o camkesti alayına girmedi, sakata gelmekten kaçındı: Kapalı bir döngüde anlamı bocalatmak yerine, “bu düğün Kambersiz olsun!” tutumuyla, Türkçeyi tema ve kıvraklık yönünden yüreklendirici, mucizevi bir “Her Boydan” dünya şiiri karnavalına soktu (1957)...

FERACEYİ TEK SÖZCÜKLE ATMAK

Tam da Beşibiyerde’nin önü sıra Gökyokuş’u yayımladığımda (De Y., 1984), adımı koymaksızın arka kapak için şöyle yazmıştım: “Can Yücel’in şiiri ironi ve kara mizahtan, epik ve lirik olana; arkaik ve mitolojik olandan, güncel ve fantastik olana çağrışımlarla yüklü; gündelik ve yaygın kullanımdan en kişisel ve seçkin olana, sözcüğün anlam katlarını ve tüm tarihini özümsemiş bir şiir. Ve Can Yücel’in şiirindeki bütün bu zenginlik, ne şiirin en genel içerik ve biçim kapsamına, ne de cinsel ya da politik bilince ilişkin tabuya boyun eğer. Yeter ki, -divandan arabeske- koynuna girmeyi istediği ve kendiyle birlikte okuru da hazzına erdireceği bir güzellik bulsun! Üstündeki feraceyi tek sözcükle atmak -işte budur onun on parmağı hünerli şiirinin işlevi.” (Peşinden de Düşün’deki şiirlerinden oluşan Canfeda geldi /1985)

Arka kapağı okuyup kitabı imzaladıktan sonra bana şöyle teşekkür etti: “Şimdi her şeyi bırak, bütün paranı cebine koy, doğru İngiltere’ye git -ve de Fransa’ya! Times nehrine birkaç düzine prezervatif savurmadan şair olunmaz...” O gece, kitabı o meyhane senin bu benim kutlarken her söz atana, “bu adamı yurtdışına göndermeliyiz” deyip durdu.

LAMARTİN CADDESİ’NDE

Bense ayılamadan, soluğu ertesi akşam Turgut ve Tomris Uyar’ın Lamartin Caddesi’ndeki evlerinde aldım, hazırlıklarını sürdürdüğümüz Düşün dergisi için katkılarını istemek üzere... Bu arada, Can Yücel’in kitabını verirken, arka kapağı göstererek Divan’daki (Bilgi Y., 1970) “Çağrılmış’a” şiirinin ilk sözcüğüne, “gökyokuş”a değinmeyi savsama ezikliğiyle terleyip durdum. Turgut Uyar, “bir gün anlatırsın” deyip susturdu, ardından ekledi: “Geçenlerde sana vereceklerim arasına ayırdığım bir şiiri, ‘Can edalı’ demelerinden ürkerek çıkardım, belki de yırtarım.” Kişisellik çok önemliydi Turgut Uyar için... Can Yücel, birkaç yıl sonra, Yenibütün bildirisi için ne dese iyi (1988): “Yırtık dondan çıktılar.”

Benim o minvaldeki yanıtıma küstü. “O benim üslubum...” diyordu varsa yoksa. Uyar’ın ne demek istediğini şimdi daha bir anlamıştım...

Can Yücel, Türkçede derin tarihsel kökleri bulunan hiciv geleneğini imgeci bir humorla aşılayıp nevi şahsına münhasır bir üslûba taşıdı. Yaşamının son otuz yıllık diliminde, 12 Mart ve 12 Eylül acılarını neşeyle dağıtan şiiri, Gezi Kuşağı’nın da cephaneliğinde yer aldı. Dizelerinde acının aşka gelişini, Deniz Gezmiş için yazdığı şiirdeki gibi, küfrün bile acı ve humor arasında ritmik ve sevecen patlamasıyla yakalarız: “Acıyorsam sana anam avradım olsun / Ama aşk olsun sana çocuk aşk olsun!”

Onun şiiri oldukça, yaşama sevincini yitirmek ve yenilmek insana yakışmaz.

Seyyit Nezir


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.