Burano’nun renkli evleri Kağan’ın kahkahaları

‘Burano’ dedi ve başladı anlatmaya. Haliç’te çalışan vapurlar gibiymiş... ‘Vapuretto’ diyormuş İtalyanlar, ona binmişler. Venedik’e kırk dakika uzaklıktaymış, sanki Ege’de bir balıkçı adasına gitmiş gibi oluyormuşsunuz. 2011’in...

Burano’nun renkli evleri Kağan’ın kahkahaları
09 Ağustos 2014 Cumartesi 08:55

17kaan

‘Burano’ dedi ve başladı anlatmaya. Haliç’te çalışan vapurlar gibiymiş... ‘Vapuretto’ diyormuş İtalyanlar, ona binmişler. Venedik’e kırk dakika uzaklıktaymış, sanki Ege’de bir balıkçı adasına gitmiş gibi oluyormuşsunuz.

2011’in Temmuz ayının ortalarıydı. Kağan, Kıbrıs’tan Londra’ya gelmiş, kanser tedavisi için hastanede yatıyordu. Pek kimseyle görüşmüyordu. ‘Gelip seni bir görsem’ diye gönderdiğim epostamı beş dakika içinde yanıtladı. Hastanenin ve kaldığı koğuşun adını verdi. ‘Cumartesi günü saat on bir gibi gel, onda doktorlar gelecek’ dedi.

Cumartesi günü, gene Londra’nın gökyüzüne moral bozmak için yapışmış gri bulutlardan biri, yaz ortasını sonbahara çevirmişti. Tam dediği saatte gidip adını verdiği koğuşa çıktım. Geniş bir koltuğa oturmuş, yatağın üzerine serdiği Guardian gazetesini okuyordu.

AMELİYATA YANAŞMADILAR

Yanına gelince başını kaldırıp baktı. Biraz üzgün merhabalaştık, karşısına oturdum. Tedavi imkânı kalmayan hastaların gönderildiği ‘hospice’ denilen yere gitmesini önermişler. Kağan da böyle bir yere gitmeyi hiç düşünmediğinden ameliyat yapacak doktor araştırıyordu. Ama İngiltere’deki doktorlar bu ameliyata pek yanaşmıyorlardı...

Bir ara eşi Yaprak aradı, istediği bir şey var mı diye sordu. ‘Şiş kebap istiyorum’ dedi Kağan. İçine koymalarını istediği sosları da sıraladı. O konuşurken ben kendimi düşünüyordum. Bu kadar rahat olabilir miydim aynı durumda olsam? Gözlerim yaşarmadan etrafımdakilerle konuşabilir miydim gitme zamanı bu kadar yakınken? Yaprak’la konuşması bitince, ‘gel seninle aşağıda bir kahve içelim’ dedi. Tamam dedim, yatağının kenarında bir kaç fotoğrafını çektim.

BURANO’NUN EVLERİNİN SIRRI

Aşağı inip, caddenin karşısına geçip oturduk. Kahvelerimiz de geldikten sonra lafın arasında ‘hani sen renkli evlerin olduğu bir yer anlatmıştın ya, gene anlatır mısın?’ dedim. En hoşuna giden şeylerden biriydi ondan bir konuda konuşmasını istemek. Tek kişi de olsa dikkatle dinleyen biri vardı karşısında. Büyük bir heves, istek ve akılda kalacak kelimelerle tadını çıkartarak anlatıyordu... Daha önce anlattığı bir şeyi tekrar etmesi istenince de ‘haa bir de onun şu tarafı, şu yönü var’ diye eklemeler yapıyordu. Ondan Venedik yakınındaki Burano’nun renkli evlerini anlatmasını istemiştim. ‘Biliyor musun?’ dedi, ‘bir de Murano var. Çok güzel renkli cam işleri yapıyorlar. Hatta Londra’da bir dükkânda gördüm orada yapılan camları, çok güzeldi.’

SARHOŞLAR KOLAY BULSUN DİYE

Sonra biraz durdu, düşündü, sanki başlık koyar gibi ‘Burano’ dedi ve başladı anlatmaya. Haliç’te çalışan küçük vapurlar gibiymiş... ‘Vapuretto’ diyormuş İtalyanlar, işte ona binmişler... Venedik’e otuz beş, kırk dakika uzaklıktaymış, sanki Ege’de bir balıkçı adasına gitmiş gibi oluyormuşsunuz. ‘Cart pembe, çivit mavisi’ rengârenk evler varmış... Meğerse evleri kadınlar boyarmış... ‘Erkekler balıktan döndüğünde’ dedikten sonra, sanki çok önemli bir şey söyleyecekmiş gibi ciddi bir ifadeyle bornozunun yakasını düzeltti. ‘iki temel sorun var’ deyip, sağ elinin baş parmağını açıp, ‘bir; sis’ derken hâlâ ciddiydi. Ama onun yanına işaret parmağını da açıp, ‘ve, hepsi sarhoş’ dedikten sonra kahkahalarla gülmeye başladı... ‘Sarhoş kocaları kolay bulsunlar diye kadınlar evleri canlı renklerle boyarlarmış!...’

İTALYAN KOMÜNİST PARTİSİ

‘...Bizim ‘Vapuretto’ yanaştı Burano’yo, hepimiz indik. İskelede duruyoruz. Önümde de göbekli balıkçılar var... Ellerindeki şarapları yudumluyor, sigaralarını içiyorlar... Başımı kaldırdım baktım karşımızdaki binanın tepesinde bir tabela: ‘Partito Comunista Italiano’... İtalyan Komünist Partisi’nin binası, aynı zamanda balıkçıların da meyhanesi!.. İnanır mısın, hayatımın en güzel şaraplarını orada içtim... İngilizce bilmiyorlar, bütün konuşmamız ‘comarado, sosyalisto, hahahaaa’ diye olmuştu...’

SON KEZ SARILDIM

Birazdan eşi Yaprak geldi. Hastanenin iç tarafındaki bahçeye geçtik...

Bir süre de orada oturduk... Saat beşe geliyordu. Altı saat öyle çabuk geçmişti ki... Ne o benim gitmemi ister gibiydi ne de benim içimden gitmek gibi bir şey geçiyordu. Bu kadar senedir hiç böyle uzun süre bir arada olmamıştık... Ece Ayhan’dan Gramsci’ye, Plutharkos’tan Didem Madak’a kadar hemen her şeyden sözetmiştik. İstemeyerek kalktım. Yanına gidip sıkıca sarıldım... Son kez sarıldığımı ve bir daha göremeyeceğimi biliyordum... Işıklar içinde yat...

KAĞAN GÜNER KİMDİR?

Aydınlık dergisi ve gazetesinin uzun yıllar muhabirliğini de yapan ressam Kağan Güner, 1963 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Mimar Sinan Üniversitesi ve Chelea College of Art and Desing’de eğitim gördü. Uluslararası sanat konularında ödül alan eserleri New York, Londra, Kardif, Paris, Bologna, Lizbon, Bratislava, İstanbul, Tahran, Tokyo, Seul gibi dünya başkentlerinde Museum London, İtabashi Museum ve Pompidou Center’ın da olduğu sanat merkezlerinde sergilendi. Türkiye’nin UNICEF ve UNESCO Aysa ve Pasifik Kültür Merkezi ulusal sanatçısı olan Kağan Güner, Londra’daki 20 yıllık yaşamının ardından 2008 yılında G. Magusa’ya taşındı. Yakalandığı amansız hastalık nedeniyle 9 Ağustos 2011 günü İstanbul’da kaybettik.

(Bilgi için: Kağan Güner- Modern Türk Sanatının Doğuşu-Kaynak Yayınları- İST. 2014s-319)

Doğan Kemancı


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.