Bedenin pazartesi şarkısı

Modern toplumda, beden ve aklın diyalektik birliği örgütlenme bilincinde bir sıçramayla sonuçlanır İKTİDARLARIN beden üzerinde egemenlik kurma...

Bedenin pazartesi şarkısı
21 Ağustos 2014 Perşembe 23:52

17manset2

Modern toplumda, beden ve aklın diyalektik birliği örgütlenme bilincinde bir sıçramayla sonuçlanır

İKTİDARLARIN beden üzerinde egemenlik kurma isteği tarih boyunca iki biçimde kendini gösterdi: İlkin sömürü amacıyla; ikincisi, sömürüyü sürdürmek ve değişmez kılmak üzere bedeni sindirme amacıyla... İlkinde, üretim araçları üzerinde egemenlik kurma isteği bedeni mutlak ele geçirme ve mülk edinmesi sonucunu yaratıyordu. Dahası, tüm insanlığın Zeus tarafından köleleştirilmek üzere karanlığa mahkûm edilmesi Prometheus’un başkaldırısına yol açtığında, bu kez, aklı teslim almak amacıyla beden cezalandırılıyor: Bu, tarih boyunca genel bir hukuk ilkesi olup çıkar. Çünkü din, bedenle ruh arasında gerçekleştirdiği büyük yarılma sonrasında, bedeni hurafeyle kuşatır.

AKLIN BEDEN ÜZERİNDEKİ FAŞİZMİ”

20. yy’da ötekini yok etmek üzere kurgulanıp sürekli bu yönde yenilenen teknolojinin geldiği bugünkü aşamada, savaş ve iç savaşlarda bedenlerin milyonlar halinde yok edilmesi karşısında Deleuz, felsefeyi, “aklın beden üzerindeki faşizmi”ni sona erdirme savaşına sürecekti! Bu, akıl ve bedeni birbirinden yalıtarak, bütünün diyalektik birliğini parçalamaya girişen emperyalizmin hesabına uygundu. Nitekim Cadı Kazanı’nda Arthur Miller’ın insani ve siyasi boyutlarıyla işlediği gibi, McCarty’nin ABD’de aydınlara yönelik saldırısının özünde, fikirlerin kitlelerde maddi güce dönüşmesini engelleme niyeti yatıyordu. Kültür, sanat, bilim ve felsefede binyılların birikimi, süreç içinde postmodern yönelişle tüketilerek yaşamın dışına atılacaktı: Emperyalizm, insanlık tarihinde kültürel atık olarak yer alan her türlü hurafeyi teknolojinin bütün olanaklarıyla geri çağırarak toplumsal dokulara yaymakla, insanı insan eden tüm değerleri silecekti.

TURGUT UYAR’DA BEDENİN BAŞKALDIRISI

Gezi Direnişi sırasında ülkenin akıldışı yönetimine karşı milyonlar bedenlerini yekvücut bir kolektif beden içinde şiddete başvurmaksızın alana sürmüştü. Tahrir’le başlayıp Taksim’de çarpıcı bir aşamaya gelen bu şiddetsiz ayaklanma örneklerinde kitleler, beden üzerinde mutlak egemenlik kurmaya yönelik her türlü şiddeti “orantı” safsatasıyla meşrulaştırma derdindeki iktidarların saldırganlığını etkisiz kılmak üzere yine bedenleriyle geçilmez duvarlar oluşturmuş, saldırısını ise akıl oyunlarıyla gerçekleştirmişti. Gezi Kuşağı’nın savaşım biçimi, son yıllarda bedene ilişkin felsefi ve politik kuramsal girişimleri yeniden tartışma zorunluluğu dayattı.

Turgut Uyar’ın şiirinde başlıca tema olarak bedenin başkaldırısı tam da bu bağlamda yeni ve köklü bir yaklaşımı gerekli kılıyor. “İşte bu ellerimle yalnızım bu inanmazsan bak” dizesinde bedenin uç noktada vurgulanan yalnızlığı, “Uzanıp kendi yanaklarımdan öpüyorum” imgesiyle trajik boyuta taşır (Dünyanın En Güzel Arabistanı, 1959). Başka bedenlerle buluşamayışın acısı içinde kıvranan beden, acı ve sevinç olanaklarını yeniden kendine gömer. Her Pazartesi’de (1968) şair, kitabın Öndeyiş’ten sonraki daha ilk şiirinde, “Bağlı Kalmanın Yeri”nde, yitirilen haz ve coşkuyu yine yitirdiği yerde aramak üzere yola çıkar: “Akıyor şarkısı büyük bedenin, / Kovuşturulan şarkısı. Bir meydana / Hep meydanlara. Meydanlara.”

HEP O ACI: ANKA VE KÜLLERİ

Ne ki asıl sorun, tarihin küllerinden olma acemilikle bir daha önlerindedir: “Hazırlıksız yakalandılar uzun sesleri vardı / uzun kolları ve uzamış sakalları”.

Yine de yalnızlık aşılmakta, yeryüzü herkesin acı ve hazzının herkesçe yaşandığı bir dünyaya benzemektedir artık: “Ben severim omuzlarımı bir gün / Savaşta, bir başka omuzun yanı başında / Yatakta bir ince omuzun yanı başında”.

İşte böyle böyle, hazırlık da tamamlanmıştır: “Artık kat’iyen biliyoruz; / Halk adına dökülen kan / Sapı güldalı güzelliğinde bir bıçaktır.”

Tam da iktidar baskıyı her bedene uygun kalıplarla çoğaltırken bu kıstırılmışlığı reddeden Gezi Kuşağı’nın duyarlılığında, başta Turgut Uyar, Cemal Süreya, Ülkü Tamer olmak üzere, İkinci Yeni şairlerinin kışkırtıcı payı büyüktür. 22 Ağustos 1985’te yitirdiğimiz Turgut Uyar’ın birkaç şiirini yeniden okurken, bunları düşünmekten kendimi alamadım.

Seyit Nezir


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.