Atların Uykusu parçalanmış bir dil mi?

Yayımlanan ilk kitabından itibaren pek çok şiir ödülü kazanan akademisyen, yazar ve şair Salih Bolat, şiir anlayışı ve şiirsel gelişimi üzerine sorularımızı yanıtladı Son şiir kitabı “Atların Uykusu” Varlık...

Atların Uykusu parçalanmış bir dil mi?
13 Ağustos 2014 Çarşamba 10:03

17manset

Yayımlanan ilk kitabından itibaren pek çok şiir ödülü kazanan akademisyen, yazar ve şair Salih Bolat, şiir anlayışı ve şiirsel gelişimi üzerine sorularımızı yanıtladı

Son şiir kitabı “Atların Uykusu” Varlık Yayınlarınca yayımlanan Salih Bolat 1956’da Adana’da doğmuş. Gazi Üniversitesi’nin Sosyal Politikalar Bölümü’nü bitirdikten sonra Hacettepe Üniversitesi Eğitim Bilimleri Bölümü’nde yüksek lisans ve doktora programlarını tamamlamış. Beykent Üniversitesi’nde öğretim üyeliği görevini sürdüren şairimizle şiir anlayışını konuştuk.

- Düzyazılarınız da kitaplaştırıldı fakat şiir kitaplarınız çoğunlukta. Akademisyenliğinizden çok şair olarak tanıyoruz sizi. Atların Uykusu’ndan önce yayımlanan Kanıt’ta; “Şiir dili parçalanmış bir dildir. Bu bakımdan şiiri edebiyat dışı bir fenomen olarak ele almak gerekir” diyorsunuz. Bu sözlerinizi okurlarımıza açıklar mısınız?

Şiir, duyular alanımızın dışında kalan gerçekliğin, anlamlar evreninin duyular alanına çekilmesi için oluşturulmuş bir dildir. Bu yüzden de şiir, imgesel bir dil ile yapılır. O halde şiirsel imge, anlamların görsel tasarımlarının dil ile ifadesinden başka bir şey değildir, diyebiliriz. Bilinmeyen bir anlamlar alanının, dil gibi çok bilinen bir dinamikle bilinir biçime getirilmesi mümkün değildir. Bu yüzden dile, olmayanı anlatma gibi farklı bir işlev yüklemek gerekir. İşte şiir için “parçalanmış bir dil” derken, öznesi, nesnesi, yüklemi nesnel işlevinden koparılmış, metaforik özellik kazandırılmış, tikel bir ifadenin kendisi olmuş olmasından söz ediyorum. Dilin, ifadenin kendisi olmuş olması ile, dilin kendi dışında referansı olmamasını, önceden tasarlanmış anlamlara giydirilen bir dil olmamasını kastediyorum. Roman, öykü gibi bütünsel sanatlar gerçekliği bütünleştirir, adlandırır, sana öyle sunar. O halde şiir parçalanmış bir dilse, çok fazla boşluklar bırakmak zorunda, metni okuyanın dolduracağı. Çağrışıma yer vermek zorunda. Ben şiirimde çağrışıma yeterince yer veriyor muyum, yoksa müdahale edip, tanımlayıp betimliyor muyum? Buna okur karar verecek...

‘ŞAİR TOPLUMDAN SOYUTLANAMAZ’

- Toplumsallık da bireysellik de yansımış şiirlerinize. Hangisi ağır basıyor?

Aslında “toplumsallık ve bireysellik”, şiir söz konusu olduğunda, bir eleştirel ölçüt olarak riskli kavramlardır. Çünkü toplumsal gibi görünen bir gönderme bireysel olabileceği gibi, bireysel gibi görünen bir gönderme de toplumsal olabilir. Şiirlerde genellikle kullanılan ve lirik anlatımın temel özelliği olan “ben” anlatıcının varlığı, o şiirlerin bireysel olduğu anlamına gelmez. Ahmed Arif’in, “vurun ulan vurun, ben kolay ölmem” dizesinin bireysel olduğunu söyleyemeyiz. Ancak şair dediğimiz bireyin, içinde yaşadığı toplumsal gerçeklikten soyutlanamayacağını, bireysel ve toplumsal duyarlılıklarının bundan mutlaka etkileneceğini belirtebilirim. Bu bağlamda, okurun yeniden üretmesine olanak tanımayan kişisel bir şiir yazdığımı söyleyemeyiz, sanırım.

- Şiirinizin doğal ve toplumsal kaynakları konusunda neler söylersiniz?

Ben Adana’da bir bağ evinde doğdum. Yedi çocuklu bir demiryolu işçisinin çocuğu olarak... Nefis bir doğanın içinde, korkunç yoksul ve korkunç güzel bir çocukluk yaşadım. Ayakkabı boyacılığından tutun da, sinemada yer göstericiliği, simit satıcılığı, garsonluk, su satıcılığı, otel kâtipliği gibi aklınıza ne gelirse yaptım. Okuduğum romanların, öykülerin karakterleriyle özdeşleşip uzun yolculuklar yaptım. Şiirimi besleyen kaynaklar, gerçekten, yaşamdan başka bir şey değil. Yok eğer burada, esin kaynaklarımı soruyorsanız, sanırım çocukluğum, bilinçaltım ve düşünsel kişiliğim, bu kaynakların bulunduğu, birbirine komşu üç ülkedir.

- 1983’ten bu yana şiir dilinizde ve anlayışınızda ne gibi değişiklikler oldu?

İlk kitabım “Yaşanan”, 1983 yılında yayımlandığında, 1980 faşist askeri darbesinin etkisi tüm yakıcılığıyla üzerimdeydi. Ne var ki bu denli ağır bir yaşantıyı şiire taşıyacak yeterli pœtik bilinç düzeyimden söz edemem. Bu nedenle, o dönemin toplumcu şairlerinden, özellikle 1940 kuşağı şairlerinden etkilenmelerle bir şiirsel üslup geliştirmeye çalıştığım doğrudur. İkinci kitabım “Bir Afişin Önünde”, duyarlılık kaynakları açısından ilk kitabın devamı sayılabilir. Üçüncü şiir kitabım “Sınır ve Sonsuz”, soyut ve genel bir şiir dilinden, daha bireysel ve somut bir dil arayışına girdiğim bir kitaptır.

Bu şiirsel tavrım, bazı toplumcu şiir çevrelerinde olumsuz eleştiriye hedef oldu. Oysa ideolojik duruşumda bir değişiklik yoktu ve yalnızca pœtik bir arayış içindeydim. “Karşılaşma”, “Uzak ve Eski”, “Gece Tanıklığı” adlı kitaplarım, tiyatro, mitoloji, tarih gibi söylem biçimlerinden şiirsel bir dil oluşturabilmem için olanak arayışları olarak yorumlanabilir. “Açılmış Kanat” adlı sekizinci kitabım, daha sonraki “Kanıt” ve “Atların Uykusu”nun habercisi bir kitaptır, bana göre.

Beyazıt Kahraman


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.