1908 seçkinlerin darbesi mi?

(2) Yazar kitabın pek çok yerinde yer verdiği bu görüşlerin temelini Carl Schmitt ve Gelnerr’in teorilerine dayandırıyor. Nadir Tembeloğlu

1908 seçkinlerin darbesi mi?
04 Ağustos 2014 Pazartesi 10:56

16yazi

Bingül’ün kitabında sıra İttihatçı’lardadır. Bingül’e göre İttihatçılar ‘İyi tanımlanmış bir ideolojisi olmayan’(s. 232) topluluktu ve ‘Sonuçta, toplumsal sınıflar arasında bir devrim yerine, yönetici seçkinler sınıfı içinde bir darbe gerçekleştirmekte başarılı’(s. 232) olmuşlardı

İttihatçıların bir ideolojileri yok muydu? İttihatçılar öncelikle etnik grupların ve farklı dinlerin birliğini savunan ve Osmanlı’nın bir bütün halinde yaşatmaya çalışan Osmanlıcılık fikirlerini benimsemiş; fakat hızla yaşanan ayrışmalar sonucu “Türkçülüğü” resmi ideoloji olarak benimsemişti. Yine İttihatçılar Osmanlı’nın hâkim sınıfları içinde ezilen kesimin sözcüsü haline gelmiştir. 1908 Devrimi’nde bayraklaşan “Hürriyet, Müsavat, Adalet” sloganı İttihatçıların hangi cephede yer aldıklarını açıkça göstermektedir. Yine 1908 hareketleri bir darbe değil, devrimdir. 1908 Devrimi öncesi Anadolu’da İttihatçıların önderliğinde yaşanan hareketler bunun bir göstergesidir.(1)      
1915 Milli Burjuvazi’nin Yaratılması İçin Miydi?
İlyaz Bingül, 1915 olayları için Milli Burjuvaziyi savunan İttihat Terakki’yi ve uluslaşmayı / modernleşmeyi savunan ve o yıllarda henüz tohum haline bulunan Cumhuriyet’i suçlar: “Eğer zanaatkârlar ve esnaf kapitalizmin çalışma mantığına direnirse, pazar ekonomisine ve seri üretime ‘hayır’ der ise önlerinde bir kaç seçenek vardır: Asimile olmak, göç etmek ya da katliam, tehcir, aşağılama gibi yollarla ‘temizliğe’ tabi olmak.”(s 234)(2)  
İttihatçılar iktidara geldikten hemen sonra en büyük problem milliyetçi hareketler ve kapitülasyonlardı. İttihatçılar elbette kendi burjuvazisini oluşturmak istiyorlardı fakat kapitülasyonlar devam ettiği sürece bunu gerçekleştiremeyeceklerini biliyorlardı. İttihatçıların kendi burjuvazini oluşturma çabaları Osmanlı egemenliğindeki etnik milliyetlere karşı değil, Osmanlı’yı sömüren dış güçlere karışıdır. Bağımsız ekonomi olmadan kendi burjuvazisini yaratamayacağını bilen İttihatçılar bu sebeple Dünya Savaşı’na girmişlerdir. Lenin 1. Dünya Savaşı’nı emperyalist bir savaş olarak nitelerken yalnızca İran, Çin ve Türkiye’nin bu savaşa gerçek anlamda “vatan savunması” yapmak için girdiğini belirtiyordu.
Emperyalizm çağında emperyalizm olgusundan çıkartılan her olay “emek-sermaye” denklemi içine sokulmaya çalışılarak yeniden üretilmeye çalışılıyor. 1915 olaylarına 19.yüzyıldan bakmak, emperyalizmi görmemek bu sonucu yaratıyor. İlyaz Bingül’ün de yaptığı budur. 1915 olaylarının asıl sebebi emperyalizmdir.             
Cumhuriyet Sınıfsal Bir Mücadele Değil Mi?
Bingül 1908’de olduğu gibi Cumhuriyet’te de bir sınıfsal mücadele olmadığını ileri sürüyor: “Çünkü Tanzimat’ta olsun Cumhuriyet döneminde olsun Türkiye’de yaşanan değişim kavgaları sınıfsal kavga içeriğine sahip değildi. Nasıl olsun ki, işçi sınıfıyla işveren sınıfı, toprak sahipleriyle topraksız köylüler arasında Marksist bir sınıf çatışması bu topraklarda yaşanmamıştır.” (s. 222) Bingül’e göre saltanatın ve halifeliğin kaldırılması, eğitimde birliğin sağlanması, Latin harflerinin kabulü vb. gibi sosyo-ekonomik devrimlerin hiç biri sınıfsal içeriğe sahip değildi. Aynı Fransız Devrimi’nin sınıfsal bir devrim olmaması gibi!
Bingül’e göre Cumhuriyet ve Kemalist Rejim’in sınıfsal hiç bir yönü yoktu. Tek parti dönemi “otoriter modernizm” yönetim anlayışına sahipti ve CHP’de çalışma yaşamında otoratarizme şartlanmıştı. (s. 279.) Yine laiklikle yaratılan yeni din ve geleneksel olmayan yeni seçkinler kitlesi, baskın olan köylülerin siyasal yaşama katılımına izin vermemişlerdi. Köylü kitlesi ancak Demokrat Parti ile siyasal ve toplumsal yaşama katılabilmişlerdi. (s. 279) Kemalizmi böylece otoriter, modernist, elitist gören Bingül, toplumsal yaşama kitlesel katılımı ve elitizmden uzaklaşmayı Demokrat Parti güzellemesinde görür.
Başta da belirttiğimiz üzere Bingül’ün hatalı tahlilleri bununla sınırlı değil. Ama biz en özünü vermeye çalıştık. Üzerine akademik bir çalışma yapılabilecek kadar hatalı olan kitabında Bingül, Orhan Kemal’in işte bu süreçlerde tesadüfi olarak ortaya çıktığını savunur: “Orhan Kemal bir rastlantı sonucu ortaya çıkmıştı, doğru; eğer Orhan Kemal İzmir’de doğup yetişseydi Türk edebiyatında bir Orhan Kemal çıkmayacaktı.”(s. 312) Bingül’e göre kahramanların, büyük yazarların yetişmesi bir tesadüf eseri. Eğer doğru yerde doğamazsanız sınıfın yazarı olamazsınız!
Kötü bir Türkçe ile yazılmış bu kitabı bu kadar önemsememizin amacı günümüzün modasına İlyaz Bingül’ün de uymasıdır. Neo-liberal tezlerden farklı bir şey söylemeyen Bingül, Orhan Kemal’i de bu tezlere alet etmesine değinmeden geçemeyecektik. Olmadı Bingül, neoliberal vuruşlar bu kez de gol olmadı!             
Dipnotlar:           
(1) Hamit Zafer Kars, 1908 Devrimi’nin Halk Dinamiği, Kaynak Yayınları
(2) Yazar kitabın pek çok yerinde yer verdiği bu görüşlerin temelini Carl Schmitt ve Gelnerr’in teorilerine dayandırıyor.

Nadir Tembeloğlu


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.