Korkuyorsam daha cesur olmalıyım demektir!

Sumru Yavrucuk

Sumru Yavrucuk



Okunma 15 Kasım 2015, 18:10

Dünyanın neresinde doğarsanız doğun; bir kadın olarak dünyaya gelmeniz, tek başına Shirley’le bir bağ kurmanıza yeterlidir.

Turgay Oğuz

Sanat yaşamının doruklarında gezinen, birbiri ardına oynadığı rollerle yıldızlar arasında hak edilmiş bir yer edinen, bol ödüllü bir oyuncu... Tiyatro sahnelerinin, televizyon dizilerinin başarılı ve güçlü karakteri... Canlandırdığı karakterlerle devleşen profesyonel bir performans sanatçısı... Sıradışı karakterlerle bedeninin sınırlarını zorlayan, uçlarda dolaşmayı seven bir kadın.
Tiyatro, sinema ve dizi oyuncusu Sumru Yavrucuk’la oyunculuk yaşamı, sosyal farkındalık projeleri, Leenane’yi, Yalnız Kadın’ı, transseksüel Umut’u ve büründüğü son karakteri, muhteşem kadın “Shirley Valentine”ı konuştuk.

| Sanat yaşamınız başarılı oyunculuk performansıyla dolu. Bu işin bir “sihirli formülü” mü var?
Mesleğe başladığınız andan itibaren bir tiyatro metninin fikrini, amacını, duygularını çeşitli metotlar kullanarak hayata geçirmeyi öğrenirsiniz. Bir süre mesafeli davrandığınız, çantanızda provaya getirip götürdüğünüz metin bir süre sonra sizi ele geçirmeye başlar. Yeni bir ilişkiye yelken açar gibi heyecan ve tutku kaplar her yanınızı. Onunla daha çok zaman geçirdikçe size sunduğu güzelliklerin tutsağı olursunuz. Artık etiniz kanınız gibi, her an karşınıza geçip sizi heyecandan heyecana sürükler. Sıra oynamaya gelince rahatladığınızı sanmayın. Her an sevgilisini yeniden kazanmaya çalışan aşıklar gibi; her oyun sonrası muhasebe defterini açıp o geceki performansınızın yeni getirilerini kaydeder, işlemeyen mizansen ya da duyguya veda edersiniz. Bu yıllarca böyle sürüp gider... Rolünüze aşıksanız eğer.

DAHA OKURKEN OYNADIĞIMI FARK EDİYORUM
| Elinize bir oyun metni geçtiğinde ilk olarak dikkatiniz nereye odaklanıyor?
Bir metnin içinde kaybolabiliyorsam tamamdır. Genelde sevdiğim metinleri daha okurken oynadığımı fark ediyorum. Hayata geçme ihtimali beni heyecanlandırıyorsa bundan sonraki süreç çok hızlı ilerliyor. Sürekli güzelleştirmeye, çözüm üretmeye dayalı bir zihin akışı devreye giriyor. Sonrası da kendiliğinden geliyor zaten.

| Martin McDonagh’ın yazdığı “Leenane’in Güzellik Kraliçesi” adlı kolektif oyundaki başrolle oyunculuğunuzda zirve noktasına ulaştınız.
“Leenane’nin Güzellik Kraliçesi” benim oyunculuk hayatımda bir dönüm noktasıdır. Devlet Tiyatrosu’na önerdiğim ilk oyundu ve kendi seçtiğim ilk rol. Metni hayata geçirmek için verdiğim mücadele ve sonrasında seyircilerle bu mutluluğu paylaşmak muazzam bir deneyimdi benim için.
Oyuncu olarak duyduğum bu mesleki hazla, mesleğimin henüz başında işitme engellilerle yönetmen olarak çalışırken tanıştığımı söyleyebilirim.
Tiyatroyla ilk derin bağım “Kurban” ve “Susuz Yaz” oyunlarıyla oluştu. Sonrasında sahnede birçok farklı rolle çoğalarak o bağ daha da güçlendi.

| 1986 yılında “Susuz Yaz”la Türkiye Sağır Dilsizler Mim Festivali’nde En İyi Yönetmen ödülünü kazandınız. Sosyal sorumluluk kapsamı içinde yer aldığınız bu faaliyetler halen güncelliğini koruyor mu?
Çok keyif aldığım ve en az konservatuar kadar öğretici bir deneyimdi. Mesleğim aracılığıyla deneyimleyebileceğim ya da katkı sağlayabileceğim her türlü proje ilgimi hep çekti ve tabii ki bundan sonra da içinde yer alacağım birçok gönüllü proje olacaktır.

NEFESİM KESİLMİŞTİ
| Dario Fo’nun “Yalnız Kadın” adlı oyunuyla ilk kez tek kişilik bir oyunla seyircinizle buluştunuz. Neler söylemek istersiniz?
Devlet Tiyatrosu’ndaki 14. yılımda geldi bu teklif. O dönemde İstanbul Devlet Tiyatrosu’nun “Yaşar ne Yaşar ne Yaşamaz”, “Macbeth”, “Abdülcanbaz” gibi ses getiren büyük prodüksiyonlarında rol alıyordum. Nefesim kesilmişti tabii; ilk kez seyirciyle baş başa kalacaktım. İlk perde “Şişman Kadın” oynuyordum, ikinci perde “Yalnız Kadın”. Beş haftada iki oyunu çıkardık. Dairo Fo’nun kahramanlarıyla başlayan yolculuğum sahnede birçok kadın halini yaşayarak devam etti.

| Büyük prodüksiyonlu işlerde yer almış bir sanatçı olarak, ilk kez tek kişilik bir oyunda yer almak size neler hissettirdi?
Her oyun ve her ilişki büyük küçük kendi içinde birçok dinamiği barındırır. Seyirciyle bire bir ilişki zorlu olduğu kadar keyiflidir de. Adrenalini daha yoğun hissettiğimi, daha çok korktuğumu ve dolayısıyla daha cesur olmak zorunda olduğumu söyleyebilirim. Kalabalık oyunlarda kişilerin birbirleriyle olan ilişkilerini yansıtmak, diğer rollerle temas etmek keyiflidir. “Yalnız Kadın”dan sonra kişinin kendisiyle ilişkisini, çelişkilerini, uzlaşılarını anlamak ve anlatmak çok başka ve daha özel geldi.

| Ebru Nihan Celkan’ın yazdığı “Kimsenin Ölmediği Bir Günün Ertesiydi” adlı oyunda, Umut adında transeksüel bir bireyi canlandırarak oldukça zor bir işe imza attınız. Olağanüstü bir kompozisyon çizdiğiniz, çok renkli ve çok ses getiren bu projeyle nasıl kesiştiniz?
2000’li yılların başında İstanbul’da küçük bütçeli, az kadrolu özel topluluklar, apartman dairelerinde özgün oyunlar oynamaya başlamıştı. Bu topluluklardan da genç yazarlar ve oyuncular dikkat çekmeyi başarmıştı. Kumbaracı50 de daha sonra bu kervana katılan ve iyi işler yapan bir topluluktu.Yiğit Sertdemir “Altı Üstü Oyun” projesinin ilk oyununu okuyunca beni düşünmüş. Hem genç arkadaşlarımın mücadelelerine destek verme isteği hem de rolün hissi beni o projeyle buluşturdu.

ÇOK YORUCU VE ACILI BİR SÜREÇTİ
| Hazırlık aşamasının oldukça ilginç geçtiğini tahmin ettiğim bu sıradışı deneyimi anlatabilir misiniz?
Bir transseksüeli oynamak, o giz dolu dünyanın kapısını aralamak, kendi bedeninle, sesinle çatışmak, kendini yeni formasyonlara zorlamak çok yorucu ve acılı bir süreçti. Elimdeki metni tiyatro kurallarıyla yeniden yapılandırdım. 10 hafta prova yaptım; sekiz haftasında ağlayarak. Metne sadık kalarak oynadığımda çıkan sonucu sevmemiştim çünkü. Sonra son iki hafta bir anda oyunun dolaşımını tamamen değiştirdim. Komedinin dramı kuvvetlendirmeye ne kadar yardımcı olduğuna tanık oldukça neşem de yerine gelmişti, Umut’un ismindeki boşluğu mizahla doldurmaya çalıştım.

İÇSEL YOLCULUĞUNDA VARDIĞI YER
| Çok zorlu ve kuvvetli bir karakterin hemen ardından çok naif, ürkek ve kırılgan bir kadın rolü üstlendiniz: Shirley Valentine Bradshow. Metin elinize geçtiğinde bu hikayenin size dokunan detayı ne oldu?
Metni okuduğum zaman Shirley’nin çok başarılı ve çok boyutlu bir biçimde işlenmesi bununla birlikte duygusal ve sade bir anlatımı olması dikkatimi çekti. Yazar birçok detayla oyunu zenginleştirmişti. Tek kişilik bir oyunda yedi farklı karakteri canlandırmak çok da cazip geldi. Oynamaya çok imkan sağlayan komedi ve dramın büyük bir ustalıkla kullanıldığı bir metinle karşılaştım.

| Hikayenin sizin gerçek kimliğinizle örtüşen tarafları var mı?
Dünyanın neresinde doğarsanız doğun; bir kadın olarak dünyaya gelmeniz, tek başına Shirley’le bir bağ kurmanıza yeterlidir. Onda tabii ki kendimi, annemi, arkadaşımı, birçok bildiğim kadını gördüm. Başkalarının mutluluğu ve konforu için gösterdiği özveri; kendi özünü, duygularını, ihtiyaçlarını unutmasına sebep olmuş birçok kadını hatırlattı, çokça da kendimi...

| Shirley Valentine’ı Yunan sahilleri yerine Türk sahillerine getirmek fikri nasıl ortaya çıktı?
Willy Russel, Shirley Valentine’ı 38 yıl önce kaleme almış. O dönem için oldukça kuvvetli söylemleri olan ideolojik bir metin fakat bir güncelleme gerekliliği kaçınılmazdı. Oyundan pek çok hikayeyi çıkardığım gibi birçok ekleme de yaptım. Oyunu bugüne ve Türkiye’ye getirmenin, izleyenlerin Shirley’le bağ ve özdeşim kurmasına yardımcı olacağını düşündüm. Nereye gittiğinden çok nasıl gittiğine, içsel yolculuğunda vardığı yere dikkat çekmek istedim.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.