Kadınlar kotalara sığmaz

Deniz Durukan

Deniz Durukan



Okunma 21 Eylül 2015, 10:38

‘Pulbiber’in farkı; derginin tamamına yakının kadın yazarlardan oluşması. Bu bir ihtiyaçtı. Çünkü hepimiz özellikle son dönemlerdeki yoğun baskıdan dolayı delirme aşamasına geldik. Bizi zıvanadan çıkardılar’

Damla Yazıcı

Bir zamanlar dergiler, takip edilen, bağımlılık yaratan, içinden yazarlar çıkaran, içine yazarlar katılan mecralardı. Sonra bir durgunluk hasıl oldu. “Muhalefet bayrağını” taşıyan bu dergiler taksitle alınan bilgisayarlar yüzünden mi, doların alıp başını gitmesinden mi yoksa toplumun giderek apolitik ve asosyal yaşam algısının artmasından mı bilinmez, yavaş yavaş ortadan kayboldular. Bu kayıp zaman, Türkiye’de yaşanan büyük bir toplumsal olayla alt üst oldu: Gezi Ayaklanması. Gezi, sadece siyasette değil, resimde, müzikte, mizahta ve edebiyatta da büyük bir kırılma yarattı ve saydığımız bütün alanları içinde barındıran dergiler için yeniden doğuş başlamış oldu. Hem de onlara acıkan büyük bir kitle, kucağını açmış beklerken doğdular teker teker. “Ot” başı çekti ve gerisi geldi. Ancak bütün bu dergi yoğunluğunun arasında biri farklı içeriğiyle hemen dikkat çekiyor: “Pulbiber”. Yazarlarının yüzde 90’ı kadın olan ve kadının kaleminden hem kadına hem hayata hem politikaya hem de edebiyat ve mizaha uzanan bir yolculuk başlıyor. Biz de bu yolculuğu başlatan, “Pulbiber”in kaptan koltuğunda oturan yayın yönetmeni Deniz Durukan ile keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Buyurun...

| “Pulbiber” adı derginin görüş ve idealleriyle nerede kesişiyor? Örneğin neden “Şekerpare” değil de “Pulbiber”?
Didem Madak’ın “Pulbiber Mahallesi”nden ilham alarak yola çıktık. Didem bu hayatın “esas kızı” ve çok içerden anlatıyor. Aynı zamanda acısını şifaya da dönüştürebilen bir şair. Biraz bu nedenle... Biraz da “bizim familya uçar, uçarıdır, uçacağız...” diyor ya şiirinde Didem, bunu da göz ardı etmedik.

| Son zamanlarda “Ot” dergisiyle başlayan, ardından “Kafa”, “Fil”, “Fitbol”la devam eden bir dergicilik furyası başladı. Uzun bir aradan sonra insanların sıkı sıkı bağlandıkları yeni işlerdi bunlar. Şimdi “Pulbiber” de geldi. İnsanların bu dergilere ilgisini neye bağlıyorsunuz?
Son on yılda çok şey değişti Türkiye’de. Okuma tecrübesi de değişti. İnternetin, sosyal medyanın da etkisi büyük bunda. Bu okuma tecrübesinde; mizahla edebiyatın iç içe geçtiği, bir taraftan eğlenceli bir taraftan da sert, muhalif bir tavrın hâkim olduğu anlayış öne çıktı. Tam da neredeyse dergicilik bitti derken “Ot”un öncülüğünde bu ihtiyaca yönelik bir kanal açıldı. Ve sonrasında benzer birçok dergi çıktı. Bir diğer neden de; okuyucu eski alışkanlığına geri dönme ihtiyacı duydu. Sevdiği yazarları, yazıları internetten tek tek arayıp okumak yerine; toplu halde, basılı bir şekilde okumak istedi. Bu talepte aidiyet duygusu ve bir kimlik oluşturma ihtiyacı yatıyor. Özellikle Gezi’yle farkına vardığımız yeni okuyucu profili bu tip dergilerin çoğalmasında etken diye düşünüyorum.

‘BİZİ ZIVANADAN ÇIKARDILAR’
| “Pulbiber”i, diğer dergilerden ayıran unsurlar neler? “Ot” ile “Kafa” giderek birbirlerine benzer hale geldiler mesela. “Pulbiber” kendini nasıl koruyacak?
“Pulbiber”in farkı; derginin tamamına yakının kadın yazarlardan oluşması. Bu bir ihtiyaçtı. Çünkü hepimiz özellikle son dönemlerdeki yoğun baskıdan dolayı delirme aşamasına geldik. Bizi zıvanadan çıkardılar. bizimle aynı duyguyu paylaşan erkekler de bize katıldı. Dolayısıyla “Pulbiber” farklı bir kulvarda yer alıyor. Bu anlamda “Ot” ve benzeri dergilerden ayrılıyoruz.

| Kadroda çok güçlü isimler var, biraz kadrodan, oluşum aşamasından bahsedebilir miyiz? Bir de, kadro sabit mi kalacak yoksa eklemeler, eksilmelerle hareketli bir yapıda mı olacak? Erkek yazarlar artacak mı?
Ayşen Gruda, Güner Kuban, Umay Umay, Sevin Okyay, Mine Söğüt, Akasya Asıltürkmen, Gaye Su Akyol, Ayça Damgacı, Kaan Koç, Rafet Arslan, Cenk Taner, Nermin Yıldırım, Melike İnci, Elif Güney Pütün, Gonca Özmen, Gülce Başer, Ayta Sözeri, Janset Karavin, Zeynep Aksoy, Esin Özbek, Yeşim Tabak gibi sürekli yazacak daha birçok isim var. İkinci sayıda aramıza katılacak ve devamlı yazacak sürpriz isimler de mevcut. Önümüzdeki sayı iki erkek yazar daha bize katılacak. Bunlardan biri derginin kuruluş aşamasından beri yanımızda olan Altay Öktem, diğer isimse sürpriz olsun.

HAYATA DAİR HER ŞEY BİZİM MESELEMİZ
| Kürtaj konusunu kapağınıza taşıdınız. Kadın sorunu üzerine yeterli yayıncılık yapılıyor mu ülkemizde? Bu konuya duyarlılığın ve farkındalığın arttığını söyleyebilir miyiz? “Pulbiber” nasıl bir boşluğu dolduruyor?
Kadın sorunları üzerine bazı çalışmalar, yayınlar yapılsa da medyada yer bulamıyor. Dolayısıyla ciddi bir baskı unsuru da oluşturmuyor medya üzerinde. Kadının yazılı ve görsel basında temsili de problemli. Evet kadın her dönem çok mağdur oldu. Ama bu mağduriyeti bertaraf eden ve farklı bir çıkış yolu bulup bundan kurtulmuş olan kadınları örnek olarak göstermeye yanaşmıyorlar. Sabitlenmiş bir mağduriyet resmini sürekli sunuyorlar ki, böylelikle başka bir yolun olabileceği fikrinin önünü kapatıyorlar ve seni o resme mahkûm ediyorlar. Oysaki kadının sorunu tüm toplumun sorunudur. Buna dikkat çekmek istiyoruz. Ama tek derdimiz bu değil. Hayata dair her şey bizim meselemiz. O yüzden sesimizi yükseltiyoruz.

| Kadınlar, sorunun temel öznesi ancak bu konunun bir diğer öznesi de erkekler aslında. Erkekler bu dergiyi neden okumalı?
Yukarıda da söyledim aslında. Kadını ilgilendiren her şey erkeği de ilgilendiriyor. O nedenle onların da kendilerine dair çok şey bulabileceği bir dergi “Pulbiber”. Üstelik dergi sadece kadın sorunlarına yönelik bir dergi değil ki. Çok eğlenceli, keyifli, bambaşka konular da var. Kadınların dilinden ve dünyasından alternatif bir bakış sunuyoruz.

KADINLAR ‘NE HAKLA’ SORUSUNU İNATLA SORACAK
| Kürtaj, kadın cinayetleri, çocuk gelinler, kadına yönelik şiddet, muhafazakârlaşma ve baskı... Türkiye’de kadının üzerine yüklenen birçok politika var. Kadının muhalefeti nasıl güçlendirilecek? Duyarlılık eyleme nasıl dönüşecek? Siz kişisel olarak kadın sorununu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kim demişti hatırlamıyorum, “Kadın sorunu değil, erkek sorunu var” diye. Buna katılıyorum. Çünkü erkekler sadece, kadınlara, çocuklara değil, birbirlerine de şiddet uyguluyor. Erkeğin, kadınlara ve topluma gücünü göstermek adına doğduğundan itibaren sürekli bir iktidar kışkırtmasıyla yüz yüze kalması da egemen anlayışın şiddetinden başka bir şey değil. Ve o yüzden çok korkuyorlar iktidarlarını kaybetmekten. Yani egemen söylem aslında erkek için de bir tehdit. Hep beraber bir çıkış bulmak zorundayız.
Kadınlarsa kendilerine ayrılan kotaları kabul etmeyecek. Verilen alanlarla yetinmeyip, o alanları genişletmenin yollarını arayacak. Yani hakkını arayacak. Ne hakla sorusunu inatla soracak, kendine güvenecek. Başka yolu yok.
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.