III. Dünya Savaşı


Yavuz Alogan

Yavuz Alogan

Okunma 12 Temmuz 2016, 10:13

Rusya’nın durumu II. Dünya Savaşı’ndan önceki Almanya’yı andırıyor, ancak süreç ve sonuçlar farklı olabilir. I. Dünya Savaşı’ndan yenik çıkan Almanya, dönemin üç büyüklerinin (İngiltere, Fransa, İtalya) dayattığı anlaşmayı Versailles Sarayı’nda imzalayarak, endüstriyel alanlar dahil topraklarının önemli bir bölümünü Fransa, Belçika, Polonya, Çekoslovakya ve Litvanya’ya bırakmak zorunda kaldı.
Almanya, yoksullaşan küçük burjuvaziyi devrime yönelen işçi sınıfına karşı milliyetçi/ırkçı söylemlerle örgütleyerek, Alman burjuvazisini ve silahlı kuvvetlerini faşizme ikna etti; sonunda, yeni bir dünya savaşı çıkararak “Versailles bozgunu”na karşılık verdi. İdeolojilerin önemli ve güçlü olduğu bir dünyada Hitler, kendi ülkesinde komünizme ve 1941’den itibaren Sovyetler Birliği’ne açtığı savaşın kapitalist ülkeler, özellikle de İngiltere tarafından destekleneceğini umuyordu.
Hitler’in bu umudu yersiz değildi. Nitekim İngiltere-Amerika ikinci cepheyi (Normandiya-1944) açmak için, Stalingrad Zaferi’ni (1943) bekledi. Sovyetler Birliği, Komünist Partisi’nin önderliğinde verdiği “Anavatan Savaşı”yla galipler arasında yer aldı. Önümüzdeki savaşta Çin’in de II. Dünya Savaşı’ndaki Amerika-İngiltere gibi bir süre bekleyeceğini, Avrupa’nın doğusundaki soruna doğrudan müdahil olmayacağını varsaymak yanlış olmaz: iki emperyal gücün yıpranması üçüncüsüne yarar (Sun Tzu: “En iyi strateji savaşmadan kazanmaktır”).
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ni 1991’de dağıttıktan sonra Orta Avrupa’daki hâkimiyet alanlarını, Kaliningrad hariç Baltık bölgesini ve Ukrayna’yı kaybeden, Karadeniz’den Kırım’a doğru baskı altına alınan Ruslar, bugün çok daha ağır ve sinsi bir kuşatma altındalar. Artık ideolojileri yok, sadece taktik ve stratejik nükleer silahları var. Bugünkü Rusya ne 1812’de Napoleon ordularına karşı yaptığı gibi “yanık toprak” stratejisi izleyebilir, ne de II. Dünya Savaşı’ndaki gibi halkını seferber edebilir. Ne Borodino savaşı ne de Stalingrad direnişi mümkün. Her şey bir iki hafta içinde olup biter.

MOSKOVA PRENSLİĞİ’NE KADAR...
NATO, zirve toplantısını, ele geçirdiği düşman karargâhında, eski Varşova Paktı’nın merkezinde yaptı. Bu bile başlı başına bir meydan okumadır. NATO Genel Sekreteri Stoltenberg “İttifak’ın doğu kesimi”nde, Polonya, Letonya, Estonya ve Litvanya’da askeri varlıklarını “rotasyon uygulaması”yla artıracaklarını; Romanya’ya çokuluslu birlikler yerleştireceklerini, NATO’nun “Doğu Avrupa’ya yayılması”nda (NATO’s expension in eastern Europe) bir zaman sınırı olmadığını (no timeline), yığınağın “gerektiği sürece devam edeceği”ni söyledi.
Çok önemli bir şey daha söyledi: NATO Balistik Füze Savunma Sistemi’nin ilk harekât kabiliyetine (“initial operational capability”) sahip olduğunu “ilan etmeye karar verdik,” dedi. Yani Rusya’ya “Elini tetikten çek, ilk vuruşu yapma yeteneğine sahibim, teslim ol,” diyor. “Seni Yugoslavya gibi parçalayacağız, Moskova Prensliği”nin tarihi sınırlarına kadar küçülteceğiz” demenin kibarcası! Stoltenberg, devamla, İspanya, Türkiye ve Romanya’daki NATO füze Savunma Sistemleri’nin “NATO komuta ve kontrolü altında birlikte çalışabilecek yetenekte” olduğunu söyledi.

TÜRKİYE NE YAPACAK?
II. Dünya Savaşı sırasında kırk kuduz tilkiyi kuyrukları birbirine değmeden idare ederek ülkemizi savaş felaketinin dışında tutmayı başaran İsmet Paşa’yı kabrinden çıkarıp iktidara getiremeyeceğimize göre, Türkiye ne yapacak? Normal şartlar altında benim aklıma hiçbir şey gelmiyor. Ancak şurası kesin: dış politikayı geleneklerden kopmuş bir bezirgân aklıyla yöneten bu iktidar varlığını sürdürürse, ülkemizin bu savaştan ulusal birliğini ve topraklarını, hatta kentlerini, limanlarını ve yurttaşlarını muhafaza ve müdafaa ederek çıkabilmesi kesinlikle imkânsızdır. Mondros Mütarekesi’nden sonra kurulan Osmanlı Hükümetleri Kurtuluş Savaşı’nı örgütleyebilir miydi? Demek ki “vahdet-i vataniye ve selâmet-i milliye için celadet göstermek” gerekiyor.
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.