'Yargıdaki çeteden kurtarma görevi siyasilerde'

İzmir'deki 'Askeri Casusluk' davasından tutuklu subaylar, yargı içindeki çetenin üstesinden gelmek için bütün siyasileri göreve çağırdı İzmir'deki 'Casusluk' davasından tutuklu bulunan subaylar, "orduya kumpas"...

'Yargıdaki çeteden kurtarma görevi siyasilerde'
15 Ocak 2014 Çarşamba 10:58

9casusuluk

İzmir'deki 'Askeri Casusluk' davasından tutuklu subaylar, yargı içindeki çetenin üstesinden gelmek için bütün siyasileri göreve çağırdı

İzmir'deki 'Casusluk' davasından tutuklu bulunan subaylar, "orduya kumpas" ve "yargı içindeki çete" tartışmalarına Şirinyer Askeri Cezaevi'nden yanıt verdi. Subaylar, "Haksız yere tutsak edilerek yıllardır mağdur edilen sivil-asker yüzlerce vatan evladını düşürüldükleri bu durumdan kurtarma görevi parti ayrımı gözetmeksizin bütün siyasilere düşmektedir. Bu sorumluluktan hiç kimse kaçamaz. Kaçanları tarih ve millet affetmez" açıklamasını yaptı.

Tutuklu subayların aileleri aracılığıyla duyurdukları açıklamada, şu ifadeler yer aldı:

'Paralel yapılanma olduğu sürece kimse adalet beklemesin'

"Kamuoyunun gözü önünde yaşanan son gelişmeler özel yetkili mahkemelere ve Yargıtay'a güvenin kalmadığını bir kez daha göstermiştir. Önümüzde Balyoz ve İstanbul'daki 1'inci Casusluk davası gibi 2 vahim örnek durmaktadır. Bu davalarda da aynı şekilde sırf birileri tarafından uydurma ve üretilmiş dijital dosyalara isimleri yazılmış diye insanlar mahkûm edilmiş, yapılan bu haksızlığı Yargıtay 9. Ceza Dairesi de onaylamıştır. Uydurma veya manipüle edilmiş dijitalleri Yargıtay'ın kesin delil olarak kabul etmesinden sonra Türkiye'de artık fiilen hiç kimsenin hukuki güvencesi kalmamıştır. Bugün TSK mensupları için hazırlanmış dijital dosyaların yarın sizler için de, diğer masum insanlar için de hazırlanmasının önünde hiçbir engel yoktur. Bu uydurma dijitallere adlarınız yazılmış diye sizler de işlemediğiniz suçlardan mahkûm olabilir, yıllarca zindanlarda tutulabilirsiniz. Bu nedenle, 'yargı içindeki bu paralel yapılanma' olduğu ve 'uydurma dijitaller' delil olarak kabul edildiği müddetçe hiç kimse bu yargı sisteminden adalet bekleyemez.

'Kaçanları millet affetmez'

Yargı sisteminin içine düştüğü bu bataklıktan kendi kendine çıkamayacağı artık çok açık olarak görülmektedir. Bu nedenle; hem yargıya güveni yeniden tesis etmek, hem de haksız yere tutsak edilerek yıllardır mağdur edilen sivil-asker yüzlerce vatan evladını düşürüldükleri bu durumdan kurtarma görevi parti ayrımı gözetmeksizin bütün siyasilere düşmektedir. Bu sorumluluktan hiç kimse kaçamaz. Kaçanları tarih ve millet affetmez.

'Casusluk kumpasını kuranlar araştırılmalı'

Diğer yandan eğer devlet içindeki paralel yapılanma, yani 'çete' ortaya çıkarılmak ve kanun önünde hesap sorulmak isteniyor ise; bugüne kadar yapılmış olan komploların en büyüğü ve en kapsamlısı olan İzmir'deki Casusluk kumpasını kuranlar araştırılmalıdır. Bu kumpasın içine devletin bütün kurumlarından tasfiye edilmek istenen sivil asker bütün insanlar atılmıştır. Bu nedenle, bu komplonun malum 'çete'nin devletin tüm kurumlarındaki elemanlarıyla beraber büyük bir işbirliği içinde hazırlandığı aşikârdır.

'Kumpası görmezden gelenler dış mihraklara hizmet ediyor'

Bu komployu kuranlar, Türk Silahlı Kuvvetleri'ni yıpratmak suretiyle ülke savunmasında zafiyete neden olmayı, vatanın bölünmesi yönündeki emellerini gerçekleştirmek için uygun bir ortam hazırlamayı amaçlamaktadırlar. Bu durum, ancak Türkiye'nin düşmanları tarafından istenebilecek bir gayedir. Türk Silahlı Kuvvetleri personeline bu aşağılık kumpası hazırlayanların, icra edenlerin ve bu kumpası görmemezlikten gelerek icra edilmesine müsaade edenlerin, karanlık dış mihrakların karanlık amaçlarına hizmet ettiğinden hiç kuşkumuz yoktur.

'Aklı ve vicdanı hür savcılar göreve'

Bu komployu kuranlar ortaya çıkarıldığında devletin içindeki bu kirli yapılanma da bulunmuş ve çökertilmiş olacaktır. Milletimizin geleceği ve hukuk devletinin tesisi için, şuan bundan daha önemli bir görev olmadığı değerlendiriyor, bu kapsamda aklı ve vicdanı hür Cumhuriyet Savcılarını göreve davet ediyoruz."

İşte 'kumpas'ın kanıtları

Tutuklu subaylar, davada yer alan iddiaları ve çelişkileri "kumpas'ın kanıtları" altında sıraladı. O 'kanıtlardan' bazıları şöyle:

*Aynı Balyoz ve diğer davalarda olduğu gibi bu davanın da her tarafı buram buram 'kumpas' kokmaktadır. Türkiye'de Milli İstihbarat Teşkilatı'nın, Emniyet İstihbaratı'nın, TSK İstihbarat birimlerinin göremediğini, CIA'nın merkezinin yakınında bulunan ABD'nin Baltimore şehrinde yaşayan sözde bir 'vatansever' görmüş, gönderdiği isimsiz ve 'uydurma' bir e-posta ile soruşturma başlatılmış. Davadaki sanıkların hiçbirinin adı bu ihbar e-postasında yer almıyor. İhbarda isimleri olanların ise adları dava dosyasından çıkartıldı.

*Aramalar öncesinde şüphelilere veya avukatlarına niçin haber verilmedi?

*Aramaları yerel kolluk unsurları yapıp, buldukları suç unsurlarını İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'na göndermeleri istenirken, polis tarafından aylardır teknik ve fiziki takip altında tutulan Bilgin Özkaynak'ın yıllardır kullanmadığı bilinen ve içerisinde sadece bahçıvanın yaşadığı Sapanca'daki çiftlik evine niçin İzmir Emniyeti'nden toplam 9 Emniyet mensubu gitti ve aramaya müdahil oldu?

*İzmit polisi bir suç unsuruna rastlamayıp buna ilişkin tutanak tutmuş iken, yetkileri olmadığı halde İzmir'den gelen polisler bu çiftlik evinde niçin ikinci bir arama daha yaptılar ve yapılan bu aramada nasıl olur da, İzmit polisinin göremediği, 'kumpasın' temelini teşkil eden 3 harici hard disk ve 1 flash belleği 'elleriyle koymuş gibi' çocuk odasında orta yerde bulabildiler?

*Aramalarda polislerin hiçbiri neden eldiven kullanmadı?

*Polisler, buldukları dijital materyalleri niçin delil torbasına koymayıp da elden ele dolaştırarak parmak izlerinin kaybolmasını sağladı?

*Suç unsuru dijital materyallerin çıktığı iddia edilen evlerin, güvenliği zayıf, çok az kullanılan ve özellikle bekâr personele ait olması, bu evlerde bulunan harici hard disklerin evlerin tozlu buzdolabı arkası, mutfak dolabı üstü gibi yerlerden siyah poşetler içinden tertemiz çıkması 'tesadüf' mü?

*Aramalarda bulunan hazirunlar (aramaya eşlik eden komşu, muhtar vb. şahıslar) dijital materyallerin bulundukları odalara niçin sokulmadı?

*Nasıl olur da bu suç unsuru dijitallerin bulunması esnasında polis kameraları arızalanmış, birçoğunda kayıt alınamamış olur?

*Bu aramaların birinde, doğuştan görme özürlü olan bir insana niçin arama tutanağı imzalatıldı?

*Nasıl olur da arama sonucunda sayılıp mühürlenen bir delil torbasından, daha sonra açıldığında tutanakta yazılandan daha fazla miktarda CD çıkabildi?

*Bu aramalardaki usulsüzlükleri içine sindiremeyip Savcılığa ifade vermek isteyen hazirunların ifadesi niçin ve hangi gerekçe ile alınmadı?

*1 buçuk yıl boyunca soruşturmayı yürüten ve dosyada hiçbir suç unsuru tespit edemeyen 'ilk savcıdan' soruşturma dosyası neden 8 Mayıs 2012 tarihinde alınarak başka bir savcıya verildi? Soruşturmaya dâhil olan yeni savcı nasıl olur da soruşturma dosyasına 1 günde vakıf olup, ertesi gün yani 9 Mayıs 2012 tarihinde operasyon emri verebildi?

*Soruşturma savcısı, nasıl olur da daha evlerde arama yapılırken, el konulan CD ve harici hard disklerin içerisinde 'devlet sırrı' bilgi/belge olduğunu hissederek, bunların imajlarının alınmamasını ve bir kopyalarının şüphelilere verilmemesini emredebildi? Bu emrin bir amacı da; dijital materyallerin içeriğiyle daha sonra istenildiği gibi oynayabilmek miydi? 10 Mayıs 2012 tarihinde el konulan dijital materyallerin içerisinden 18/31 Mayıs 2012, 14/16/20 Haziran 2012 ve 12 Eylül 2012 tarihli dijital belgelerin çıkmış olması nasıl açıklanabilir?

*1,5 yıldır teknik ve fiziki takibe tutulan, attığı her adım izlenen N.K. adlı şahsın babasının evine son 4 aydır uğramadığı polis tarafından da bilinirken, bu evde çıkan ve N.K'ya ait olduğu iddia edilen harici hard diskteki bütün dijital belgelerin operasyondan 1 ay önce kayıt edilmiş olması şaibeli bir durum değil midir?

*Sözde örgüt; 2-3 yıl gibi kısa bir sürede, TSK'nın Türkiye'nin dört bir yanına dağılmış olan bütün birliklerine sızmayı nasıl başarmış, sayıları 300'ü geçen TSK personelini ve bir o kadar değişik kurum ve kuruluşta görev yapan bürokratı kendisine nasıl üye yapabilmiş? Bütün bu asker ve bürokratlar devletimize hainlik etmek için kendilerine teklifte bulunulmasını mı bekliyorlarmış? Nasıl olur da, şimdiye kadar hiçbir kimse, bu konuda en ufak bir ihbarda bulunmamış? Bu olacak iş midir? Buna inanmak mümkün müdür?

* Dünya tarihinde sözde temin ettiği belgelere 'adını-soyadını' hatta ele geçirildiğinde yanlışlıkla aynı adla başka birisiyle karıştırılmasın diye 'TC Kimlik Numarasını' yazan bir örgüt görülmüş müdür? Bu durum, Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarına 'kumpas' kurulduğunun çok açık bir göstergesi değil midir?

Gamze Çınlar


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.