Uludere olayı ve düşündürdükleri

Uludere harekâtı sahasındaki tüm komutanlıklar, İHA ile elde edilen görüntüleri PKK'lı terörist grup olarak tespit etmiş ve karar için Ankara'ya göndermişlerdir. Üç komutan da gelen tekliflere uyarak taarruz...

Uludere olayı ve düşündürdükleri
29 Ocak 2014 Çarşamba 10:50

2uludere

Uludere harekâtı sahasındaki tüm komutanlıklar, İHA ile elde edilen görüntüleri PKK'lı terörist grup olarak tespit etmiş ve karar için Ankara'ya göndermişlerdir.

Üç komutan da gelen tekliflere uyarak

taarruz kararını benimsemiştir

"Bir musibet bin nasihatten evladır" özdeyişini hep hatırlarım. Genellikle insanoğlu başına acı bir felaket gelmeden kolay kolay ders almaz. Hepimizi milletçe derin bir yasa boğan Uludere olayının basına yansıyan yargısal işlemlerini biraz da bu gözle dikkatlice inceledim. Bir harpte başarı için önkoşul, tanımlanmış resmin ortaya çıkarılmasıdır. Yani dost kuvvetler, düşman kuvvetler, tarafsızlar ve şüphelilerin yer ve hareketleri belirlenebilmeli ve daha da önemlisi sürekli olarak güncel tutulabilmelidir. Eğer bu aşamaya gelemediyseniz, elinizdeki silah ve diğer savaş yeteneklerinizin hiçbir önemi yoktur. Gözleriniz ileri derecede miyoptur.

Tanımlanmış resim sistemi

Bir deniz subayı, gemide göreve başladığı günden itibaren tanımlanmış resim gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kalır. Çünkü bilir ki her seviyedeki komutan, (Gemi K., Filo K., Donanma K. vb.) radar ya da taktik bilgi sistemine bakınca ilkönce tanımlanmış resmi talep edecek ve şüpheli temaslarla ilgili ahiret soruları soracaktır.

ABD'den alınan halen Türkiye'nin en büyük savaş gemileri olan "G" sınıfı fırkateynlerde birçok modern silah vardı ama tanımlanmış resmi ortaya çıkarabilecek sistem, teknolojik açıdan yeterli değildi. Bu durumda silahlar etkin olarak kullanılamayacaktı. Deniz Kuvvetleri bu eksikliği gidermek üzere bu fırkateynlere, gemileri inşa eden ve halen Amerikan donanmasındaki benzer gemilerde çalışmakta olan Amerikalıları da şaşkına çeviren, bütünüyle özgün, çağdaş ve milli bir sistem (GENESİS) monte etti. Böylece bu gemiler, silahlarını etkinlikle kullanabilecekleri bir yetenek kazanmış oldu.

Ancak teknolojik yetkinlik de bir kerteye kadar işe yarar. Her şey sonunda, dönüp dolaşarak insan faktörüne dayanır. Hiçbir cihaz gözün yerine, hiçbir komuta kontrol sistemi insan beyninin yerini alamaz. Gerçek güç; silah ve teknolojiden değil, onlara hükmedenlerin beyin ve yönetim yeteneğinden kaynaklanır.

Harbin icrasında bilinmeyenle her ilk buluşma, sadece bir temastır. Düşmana ait bazı ipuçları varsa temas tespit olur. Ancak silah kullanmak için bu asla yeterli değlidr. Tespit edilen hedefin pozitif olarak teşhis edilmesi gerekir. Bir keşif vasıtası, örneğin bir gözetleme helikopteri görevlendirilmeden ve temasın düşman olduğu pozitif olarak teşhis edilmeden ateş emri verilmez!

Uludere hadisesine geri dönersek harekât sahasındaki tüm komutanlıklar, İHA ile elde edilen görüntüleri PKK'lı terörist grup olarak tespit etmiş ve bu değerlendirme ile nihai karar için Ankara'ya göndermişlerdir. Ankara'da her üç kuvveti de kapsayan müşterek bir karargâh olan Genelkurmay Başkanlığı'nda, son incelemeyi yapan ve karar verme sürecini sonuçlandıran üç komutan (Genkur. İsth. Bşk., Genkur. II. Bşk., Genkur. Bşk.) Kara Kuvvetleri mensubudur. Üç komutan da gelen tekliflere uyarak taarruz kararını benimsemiştir. Kişisel düşünceme göre, bu üç komutandan herhangi birisi Deniz veya Hava Kuvvetleri mensubu olsaydı, muhtemelen bir aldatma harekâtından da şüphelenerek şu soruların cevabını arayacaktı:

'Bu sorulara cevap aranırdı'

- İHA ile tespit edilen grup hangi pozitif teşhis vasıtası kullanılarak gerçeklenmiştir?

- Helikopter, pozitif teşhis maksadıyla görevlendirilmiş midir?

- Bölgedeki HUMİNT (İnsan İstibahratı) kullanım kaynakları kullanılmış mıdır?

- Olay mahalline en yakın Jandarma Birlik Komutanı'nın görüşü alınmış mıdır?

- Topçu ateşine rağmen neden ilerlemeler durmamıştır?

- Bölgede yaygın olarak kullanılan kaçakçı güzergâhları dikkate alınmış mıdır?

- Pozitif teşhis için geçecek zaman ne kadar hayatidir?

- Gecikme zamanı süresince kademeli bir savunma örtüsü kurulabilir mi?

'Tehdide karşı hareket ettiler'

Bu sorular ço-ğaltılabilir. Ama asla yanlış anlaşılmak istemem. Bu üç komutan da PKK'nın kanlı bir terör eylemini önlemek gayesiyle ellerini taşın altına sokmuş, idarei maslahatçı bir yöne sapmadan, teknik düzeyde tartışılır olsa bile cesur bir adım atarak taarruz kararını benimsemişlerdir. Kişisel düşünceme göre bu kararı alan komutanlara, sonuç ne olursa olsun sahip çıkılmalıdır. Çünkü Türkiye'ye yönelik bir tehdide, etkili bir şekilde cevap verme gayesiyle hareket etmişlerdir.

PKK gerçeği

Bu nedenle Uludere'de "taarruz kararı doğrudur veya yanlıştır" şeklindeki bir tartışma yersizdir". Türkiye, 1984 yılından bu yana kanlı PKK terör örgütü ile savaşmaktadır. Bu gerçeği bir kenara bırakarak psikoljik faktörleri ön plana çıkaran yorumlar, iyi niyetli olsa da eninde sonunda Türkiye'ye zarar verir. Büyük uluslar, böylece üzücü olaylardan dersler çıkarırlar ama bunların çıkarılacağı yerler mahkeme salonları değildir.

Uludere kayıtları incelendiğinde çok sayıda komutanlığın işin içerisine girdiği ve hepsinin, sorumluluğu bir üst komutanlığa devretme eğilimine girdiği gözlenmektedir. Genel bir harpte ülkenin kaderini belirleyecek stratejik kararlar vermesi beklenen Genekurmay Başkanı harita incelemesini de bizzat yaparak taktik düzeyde bir harekâtın nihai emrini vermek zorunda bırakılmamalıdır. Daha etkin bir komuta kontrol sistemi kurulmalı, yetki ve sorumluluklar ast makamlara devredilmelidir. Burada da yanlış bir mesaj vermek istemem. Mevcut teşkilatlanmanın sorumlusu şu an TSK'yı yöneten komutanlar değildir.

'Batı ülkesinde olsaydı...'

Eğer benzer sorunları ulus devlet niteliği öne çıkan bir Batı ülkesi yaşamış olsaydı, muhtemelen şu şekilde davranırdı. Sorunlu bölgede bir özel görev komutanlığı teşkil ederdi. Bu kapsamda kullanılacak tüm birlikleri (Kara-deniz-hava-jandarma-polis) o komutanlığın emrine verirdi. Bu maksatla planlanan tüm kaynakları o komutana tahsis ederdi.

'Millet askerini tanımıyor'

Böyle bir yapılanmada terörle mücadele eden komutan, bürokrasinin ağır çarklarından kurtularak "O ne der?, Bu ne der?" kaygılarına kapılmadan bir cephe komutanı savaşan bir komutan kimliğine bürünür. Türk milleti adına her şeyini ortaya koyarak mücadele eder. Bugün Türk milleti, terör örgütüyle savaşan komutanını veya komutanlarını tanıyor mu? Tanımıyor!

Sadece Türk milleti değil, askerler bile onları tanımıyor; çünkü görev neredeyse tüm Silahlı Kuvvetler'e dağıtılmış, bu nedenle somut değerlendirmeler yerine, "asker başarılı oldu, başarısız oldu" şeklinde soyut ve hedefini asla bulmayacak tartışmalar yapıyoruz.

Türkiye'de siyaset; güvenlik mekanizmalarını, bunların organizasyonunu, jeopolitik yaklaşımları, somut ulusal çıkarların formüle edilmesi ve bunların halka mal edilmesi gibi stratejik konuları pek sevmiyor.

Amiral Soner Polat


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.