Siyaseti kışkırtan edebiyat

Yılın şu güne kadar en çok tartışılan ve toplumdaki saflaşmayı pekiştiren olayı, uluslararası yönlendirme kuruluşlarının suflörlüğüyle, adı üzerinde CHP ve MHP’nin birleşip cumhurbaşkanlığı için çatı adayı olarak...

Siyaseti kışkırtan edebiyat
30 Temmuz 2014 Çarşamba 14:00

02demirtas

Yılın şu güne kadar en çok tartışılan ve toplumdaki saflaşmayı pekiştiren olayı, uluslararası yönlendirme kuruluşlarının suflörlüğüyle, adı üzerinde CHP ve MHP’nin birleşip cumhurbaşkanlığı için çatı adayı olarak Ekmeleddin İhsanoğlu’nu topluma dayatmasıdır elbette... Uğur Mumcu’nun yıllar önce bu zat-ı muhteremin kimliği konusundaki uyarıcı yazıları unutulmuşken, 2000 yılının 14 Ağustos’unda Cumhuriyet’teki sorgulayıcı yazısıyla Demirtaş Ceyhun dikkatleri yeniden bu ad üzerinde toplamıştı: “Gerçekten Kimdir Bu Prof. Ekmeleddin İhsanoğlu?” Ceyhun, bu kadarla da kalmayıp “laik Türkiye” için İhsanoğlu üzerinden Abdullah Gül eliyle oluşturulan bir büyük belanın nasıl hazırlandığını haftalık Aydınlık’ta yazmış, daha sonra da bunu “Anayasa Yasa mıdır” kitabına taşımıştı (Cumhuriyet K. Y., Nisan 2009).

EDEBİYAT VE SİYASET İLİŞKİSİ

Çatı adayının adı ilk duyulduğu sırada, Ceyhun’un bu yazısı da anımsanıp Oda TV’de okura övgüyle sunuldu: “Ünlü edebiyatçı, İhsanoğlu’nu böyle anlatmıştı: Nasıl profesör olduğu belli değil!” Bu soruyu ilk kez Cumhuriyet’te sorduğu yazısından sonra Ceyhun’u arayan Prof. Nur Serter, “Sn İhsanoğlu’nun pofesörlük dosyasında bu konuda bilgi bulunmadığını” saptayarak, uyarısı için yazara teşekkür eder. Usta yazar, Aydınlık’taki yazısını şöyle bitirir: “Binmişiz bir alamete, gidiyoruz kıyamete dostlar, bari zebanileri iyi tanıyalım...” (23 Mart 2008) Oda TV, bu yazıyı Selçuk Özcan’dan isteyip yayımladığında, edebiyat ve siyasetin Homeros’a kadar giden kadîm ilişkisini de sergileyerek önemli bir gazetecilik olayı gerçekleştirmişti.

BÜYÜK ROMAN NEDİR?

Demirtaş Ceyhun’da bu tür saptama ve belirlemelerin yer alışı raslantı değildir; o, gerçek edebiyatın ve özellikle romanın varlık nedenini politik işlevine dayandırır. Nitekim 40 yıl önce yazdığı “Siyasa ve Sanat” yazısını, Ali Nejat Ölçen’le yürüttüğü kapsamlı bir polemik sonrasında, şöyle bitirir: “Unutmayalım; romanın siyaset içine girmesi zorunluğu ne kelime, siyaset romandan yön almak zorundadır.” (Eylül 1975 [Yirminci Yüzyıl ve Edebiyat, Çağdaş Y., 1979, s. 59]. Meseleleri somut olgular üzerinde ele aldığı için tartışmalarında polemikçi yönü öne çıkan Ceyhun, bu kitabında edebiyat ve siyasete dair birçok meseleyi diyalektik akla dayalı, kılı kırk yaran polemiklerle sorgulamıştı.)

ROMAN, TARİH VE SİYASET

Demirtaş Ceyhun, “Asya” ve ardından Yağmur Sıcağı”nda (1976), ülkeyi 12 Mart faşizmine sürükleyen koşulları derinlikli bir roman örgüsünde yeniden somutlaştırır; Yalçın Küçük, Ceyhun’un tarihsel ve toplumsal bağlamda ne yapmak istediğini, daha o günlerde, sıcağı sıcağına vurgulamıştı: “Romanın diyalektiği, bilinçsiz öfkelerle sezgi gücü arasında kuruluyor.” Hani 1940’lardan beri öyle ya, denebilir ki bütün bir demokrasi tarihi boyunca, bizde siyaset, bu köprü üzerinde yaşananlarla yürütülüyor. Nitekim “Cadı Fırtınası”nda (1982), 1970’ler Türkiye’sinde yaşananların geriye doğru izi sürülerek, roman kahramanlarının davranışları, 1071’e uzanan tarihsel ve siyasi örgünün ilmeklerinde çözümlenir.

DİKTATÖRLÜK VE EDEBİYAT

Ceyhun’un son yıllarda en çok kafa yorduğu olgulardan biri, Türk toplumunun demokrasi bilincini oluşturan öğelerle göçebe kökenleri arasında ilişkiydi. Göçebeliğin derin izlerinin bugünümüzdeki köstekleyici ve yıkıcı etkileri üstünde Doğan Kuban’ın da son yıllarda özellikle duruyor oluşuna bakarak, Ceyhun’un hiç de yabana atılır savlar peşinde olmadığını kabullenmeliyiz. Toplumun diktatöre boyun eğmeye yatkınlığının ne tür bir çıkar zedelenmesine uğradığında ateş aldığını ve kişiliğindeki asi közlerin nasıl olup da isyancı bir kalkışmayı kışkırtabildiğini tarihsel bir sosyal psikoloji zemininde romana taşıma tasarısını da ne yazık ki gerçekleştiremedi. Daha öncekilerin yanı sıra bu yapıt, diktatör ve demokrasi karşıtlığını öfke ve bilinç geriliminden üçüncü bir seçeneğe sezginin ışığıyla kitlesel zeminde taşırken, demokrasi tercihine öncelik verip vermeme konusunda “edebiyattan yön alma” gerçeğinin altını çizmekle kalmayıp toplumsal trajediyi diyalektik akla dayandıran bir öneri şansını da yaratabilecek, aydın birikimini belki etkin bir siyasal yönelişe kışkırtacaktı. Kim bilir?

Seyyit Nezir


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.