'Kılıçdaroğlu CHP’deki truva atı'

'Kılıçdaroğlu CHP’deki truva atı'
03 Eylül 2014 Çarşamba 08:38

07KILICDAROGLU2

Devrimci Yol(Dev-Yol) hareketi liderlerinden anafikir.gen.tr Yazarı Levent Yakış, CHP’ye yapılan operasyonun nedenlerini, Kemal Kılıçdaroğlu’nun Genel Başkan oluş sürecini ve Kılıçdaroğlu’nun parti içindeki misyonunun şifrelerini yazdı. Yakış’ın www.anafikir.gen.tr’ de yayınlanan yazısının tamamı şöyle;

Kılıçdaroğlu CHP’ye katıldığında ilerlemiş yaşına karşın o güne dek kamuoyunca pek tanınan bir şahsiyet değildi. Bürokratik geçmişinde, politikada, bilinen ve akılda kalan bir başarısı yoktu. Bırakın kamuoyunu CHP örgütü dahi Kılıçdaroğlu’nun ideolojik-politik çizgisi, dünya görüşü hakkında bir fikir sahibi değildi.

Sonra O’nu birden televizyonlarda, Melih Gökçek gibi CHP kitlesinin son derece nahoş duygular beslediği sağcı politikacılarla tartışırken bulduk. Hırsızlara yolsuzlara meydan okuyan, demagojilerine prim vermeyip onlara haddini bildiren dürüst adam imajıyla kısa sürede ünlendikçe ünlendi.

Kamuoyu özellikle CHP kitlesi Kılıçdaroğlu üzerinde yoğunlaşmışken 2010 Mayıs’ında Deniz Baykal’ın skandal görüntüleri bir bomba gibi düştü. Baykal’ın istifası, istifadan öte partisindeki inisiyatifini tümüyle yitirişi, partide otorite konumundaki diğer şahsiyetlerin peşi sıra silinip gitmesi, yoğun bir propaganda bombardımanı eşliğinde Kılıçdaroğlu’nun kurtarıcı olarak sahneye çıkışı ve partinin başına geçmesi; bütün bunlar çar çabuk olupbitti.

Tam da, emperyalist operasyonlara ilham veren Şok Doktrin’e uygun gelişmişti olaylar; elbette doktrinin mütevazı bir uygulaması olarak... Şok Doktrin’i (Bkz. Noami Klein), kitlelerin şaşkınlık, korku ya da çaresizlik duyguları içindeyken kendilerine dışarıdan dayatılan normal koşullarda asla kabule yanaşmayacakları seçeneklere kolaylıkla ikna olduklarını anlatır. Burada önemli olan kitlelerde sözünü ettiğimiz duyguları yaratacak, onların bilincini körleştirip, iradesini kıracak şartların oluşmasıdır. Buna doğal bir afet yol açabileceği gibi, kurgulanmış bir olay da aynı sonucu verebilir. Örneğin kamuoyunu sarsan bir terör eylemi, ani gelişen olağanüstü şiddet içeren askeri bir saldırı, hatta bir skandal duruma göre aynı işi görür. Yeter ki, meydana gelen olay yapılacak operasyonun çapıyla orantılı bir etkiye sahip olsun.

Nitekim, Ergenekon operasyonlarında anlı şanlı isimlerin kolayca tasfiye edilmeleri, üst üste işlenmiş birkaç sansasyonel cinayetin, tarlalarda bulunan mühimmatın, “camiyi bombalayacaklardı” manşetlerinin yarattığı şaşkınlık içinde mümkün olmuştu. CHP örgütünü ise aynı duygular içine itmek için Baykal’ın skandal kaseti yeterli oldu.

AKP’nin bugün yürütmekte olduğu neo liberal iktisadi uygulamalar ve gerekse Türkiye Cumhuriyeti’nin tasfiyesine dönük çabalar esasen emperyalizmin soğuk savaş sonrasına ilişkin özlü tercihleridir ve AKP zaten bunları yerine getirmeye memur edilmiştir. Söz konusu politikalara en büyük direnç ne Türkiye sağının milliyetçi, muhafazakâr, dindar vb. sıfatlarla anılan tabanından ne de -işte bu şaşırtıcıdır- devrimci, sosyalist sıfatını üstlenmiş örgüt ve partilerin kadro ve tabanından geldi. Asıl direnen CHP kitlesi oldu. Hatta, CHP kitlesi, çoğu kez kendi parti örgütünden daha enerjik biçimde ve zaman zaman onu da aşıp geçerek emperyalist odakları şaşırtan bir direnç ortaya koydu. Bu direnç kendini solun itici bulup uzak durduğu Bayrak Cumhuriyet Mitinglerinde güçlü biçimde açığa vurdu. Daha sonra aynı direnci, Referandum’da ve Gezi’de, bu kez Sola yakın gelen bambaşka formlara bürünmüş halde gözlemleyecektik.

Türkiye’de BOP nizamını yerleştirmeye çalışan emperyalist mihrakların ve işbirlikçilerinin bu dirence ve dinamizmine bigâne kalması düşünülemez. Nitekim, kitlelerde biriken tepkisel enerjinin kendiliğinden sönümlenmesini beklemek gibi, belirsizliği uzun vadeye yayan risklerden uzak durdular. İlk yaptıkları, söz konusu kitleleri en fazla içinde barındıran ve onlar üzerinde hegemonik bir etkiye sahip CHP’yi ele geçirmek üzere harekete geçmek oldu.

BAYKAL’IN GÖNDERİLMESİ...

Burada en tepedeki ismin, Baykal’ın, CHP tabanının direncini emperyalistler lehine neden çözemediği ya da çözmek istemediği sorgulanabilir. Öyle ya, Baykal Üçüncü Yol teranesiyle partiyi neo liberal dalgaya açan adamdı. Sıra Türkiye cumhuriyetini tasfiyeye dönük adımlar atmaya gelince Baykal’ın bunda yavaş kaldığını, emperyalist gündeme uyum sağlamada güçlük çektiğini görüyoruz. Hatta Baykal rak’ın işgali günlerinde olduğu gibi, kimi zaman bizi de şaşırtan bir direnç ortaya koyabildi. İster kendi duygu ve düşünceleri nedeniyle olsun isterse CHP tabanının basıncı nedeniyle takındığı bütün bu tutum ve davranışları onu sürecin belli bir aşamasında emperyalistler açısından işlevsel olmaktan çıkardı.

Kamuoyu nezdinde büyük itibar kaybına uğrayan Baykal’ı her ne olursa olsun yerinde tutarak partiye zarar vermektense O’nun yanlışlarından uzak duracak ama aynı zamanda emperyalist dayatmalara direnecek uygun bir aday belirleyip partinin başına geçirmeleri operasyonu püskürtmek için yeterli olacaktı. Sol da sürece bu yönde destek verebilirdi. Kılçıdaroğlu’nu sanki böylece bir adaymış gibi sunmada son derece mahir davrandılar. Öyle ki, Kılıçdaroğlu’nun CHP’yi sola açacağı algısını bile kamuoyunda yarattılar.

Kılıçdaroğlu’nun peşi sıra partiye doluşanlara bir bakın, emperyalist programları pazarlamakla meşgul, bunları uygulayacak kadroları yetiştirip işlevsel olacakları kurumlara ve konumlara taşıyan TESEV ve benzeri misyon örgütlerinin tornasından geçmiş kadrolardı bunlar. Ilımlı İslamcısı da böyleydi, liberali de, solcusu da... Gariptir, bunlar partiye doluştukça CHP’nin sola açıldığı yargısı kamuoyunda daha da yerleşiyordu. Kılıçdaroğlu’nun TESEV’ci olduğunun, en yakın adamlarından birinin numaralı ajan olduğunun açığa çıkması, etrafa saçılan Wikileaks belgeleri bizzat Kılıçdaroğu’nun kendi pratiği dahi bunların hiçbiri bu algıyı kıramadı.

KILIÇDAROĞLU’NUN MİSYONU...

Kılıçdaroğlu görevler silsilesinin ilk aşamasını başarıyla tamamladı. İkinci aşamada, yani CHP örgütünü dönüştürmede önemli mesafe katetti. Her iki gündem ilerledikçe doğal olarak CHP kitlesinin de yavaş yavaş dönüşmeye başladığını söyleyebiliriz. Kılıçdaroğlu, CHP kitlesini, AKP’yle mücadele ediyorum, gerekeni yapıyorum görüntüsü vererek oyalayıp pasifize ederken her kritik eşikte emperyalist programın önünü açacak hamleler yapmaktan geri durmadı. Özellikle Referandum’da ve bu son Cumhurbaşkanlığı seçiminde oynadığı rol tarihsel önemdedir.

Abartılı gelecek ama Kılıçdaroğlu’nun gerçek adayının İhsanoğlu mu Demirtaş mı olduğu konusunda derin kuşkularım var. Kılıçdaroğlu tipik CHP kitlesini İhsanoğlu’nun peşine takarken, buna asla yanaşmayacak sol, sosyalist kesimleri Demirtaş’ın kucağına itti.

KILIÇDAROĞLU’NUN KUMARI...

Kılıçdaroğlu’nun en büyük korkusu, klasik CHP tabanının çizgisiyle barışık Cumhuriyetçi formasyonu ağır basan bir adayın ortaya çıkıp CHP’nin Kılıçdaroğlu liderliğinde aldığı oyları aşan bir orana ulaşmasıydı. Bu yalnızca Kılıçdaroğlu’nun liderliğini sorgulanır hale getirmeyecek belki de Erdoğan’ın ilk turda seçilmesini engelleyerek muhalif unsurlara büyük moral verecekti.

Burada önem verdiğimiz, Erdoğan’ın ilk turda seçilmesinin her ne olursa olsun engellenmesi değil, bunun Cumhuriyetçi bir adayın başarısıyla sağlanmasıdır. Erdoğan’ın engellenmesi İhsanoğlu ya da Demirtaş’ın alacağı oylarla sağlansaydı bile bizim açımızdan aynı sonucu vermeyecekti. Çünkü, muhalefet derken, cumhuriyet değerleriyle barışık, Referandum’da en kötü koşullarda yüzde 42’yi aşmış, Gezi direnişinde gözü karalığını ve dinamizmini ortaya koymuş toplumsal kesimlerden bahsediyoruz. Demirtaş ve İhsanoğlu’nun bu kitleyle bir alakaları yok; ne Referandum’da ne de Gezi’de onlarla aynı saftaydılar, aslında Erdoğan’ın yanındaydılar.

Şunun şurasında Kurultaya sayılı günler kaldı. Ancak bütün bu olup bitenlerden sonra olası bir Kurultay zaferinin Kılıçdaroğlu’na kendiliğinden seçim başarısı sağlayamayacağı açık. Oylarını artırmak bir yana mevcut oy oranının koruması için bile CHP tabanını şu veya bu biçimde dönüştürmüş olması gerekiyor.

Emperyalistler elbette, emperyalist gündeme direnen CHP tabanını dönüştürmek isteyeceklerdir ancak, CHP örgütünün dönüşmüş olması ilk elde yeterlidir. Kılıçdaroğlu’nun gidişi bu şartlarda emperyalistler için bir risk teşkil etmez, onun kadar deşifre olmamış ama aynı işi görecek niyet ve yetenekte bir başka oyuncuyu CHP’ye empoze etme kapasitesine sahip oldukları sürece bu oyun böyle ilânihaye sürer gider.


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.