İçerde olması bizim için gurur kaynağı

İstanbul Askeri Casusluk davası sanığı, Antalya Cezaevi’nde tutsak bilgisayar programcısı Hatice Senay Sarıgöz’ün kız kardeşi Sırmay Günaydın ile konuştuk. Haksızlıklara boyun eğmediği için Türkiye’nin bir ucundan diğer...

İçerde olması bizim için gurur kaynağı
26 Eylül 2014 Cuma 01:04

20-senay

İstanbul Askeri Casusluk davası sanığı, Antalya Cezaevi’nde tutsak bilgisayar programcısı Hatice Senay Sarıgöz’ün kız kardeşi Sırmay Günaydın ile konuştuk. Haksızlıklara boyun eğmediği için Türkiye’nin bir ucundan diğer ucuna sürgün edilen bir babanın yetiştirdiği üç kız kardeşin başı dik yaşam öyküsü de gün yüzüne çıktı

Vardiya Bizde Platformunun sessiz çığlık eylemlerinden tanıdığımız Sırmay Sarıgöz, kız kardeşi tutsak edilmemiş olsaydı, yine tüm eylemlerde ön cephede olacağını vurgulayarak başladı söze. “Babam Maliye Bakanlığında başmüfettişlik, bir dönem de hakimlik yaptı. Zamanında onu da sürgün etmişlerdi. Biz, bu anlamda tanınmış bir babanın kızlarıyız. Kökenimiz Sivas, serde bir de İzmirlilik, malum gavurluk da var. İlk kurşunu sıkan da, ilk denize döken de biz oluruz. Bizde korku, geri adım atmak diye bir şey olmaz. Çocukluğumuzda da böyleydik. Tanımasak ta ezilenin yanındaydık.”

ÖLENE KADAR DEĞİŞMEYİZ

Sırmay Günaydın, okul yıllarında sınıfta maddi durumu kötü, araç gereçleri eksik olan çocuklara defter kitap taşıdıklarını anlatıyor. “ Ölene kadar değişmeyeceğiz.” diye ekliyor. Senay Sarıgöz’ün 1999 KPSS sınavından yeterli puan alarak göreve başladığını öğreniyoruz. “Özel bir hedef değildi onun için. Askeri çok seviyordu, gene elbette ki seviyordur. Ama herhalde ihanet içinde olanları artık sevmiyordur.”

“Bu mesele, Hatice Senay Sarıgöz meselesi değil sadece. Ergenekon tertibi başladığında: ‘Türk Milleti’nin zekasıyla dalga geçiyorlar. Her halde bizi çok hafife alıyorlar.’ demiştim. Senay içeri alınmamış olsaydı da ben bunları düşünüyor ve söylüyor olacaktım. Bugün ucu bize dokundu, ama bu ateşi yakanları ve buna göz yumanları da bu ateş bir gün saracak, ki dokunmaya başladı. Paralel yapı çöküyor. Paralel olması için iki tane doğru olması gerekiyor. Bir doğru daha var. Bu ateş son doğruya doğru gidecek, onu bekliyorum.”

ASKERİ PLAKET ALAN BİR SİVİL

Sırmay Günaydın, kız kardeşine yönelik saldırıların daha önce görev yaptığı Ankara Sahil Güvenlik Komutanlığında başladığını şöyle anlatıyor, “Senay’ı orada istemiyorlardı, sürekli dışlamaya çalışıyorlardı. Basit gerekçelerle alınan savunmalar, açılan soruşturmalar, emre itaatsizlik suçlamaları, hep sonuçsuz kaldı.”

Bilgisayar alanında üst düzey donanıma sahip olan Senay Sarıgöz’ün bir dönem telefonu ve bilgisayarı olmayan bir odada tecrit edildiğini anlatan Günaydın, kız kardeşinin sürekli olarak, “bir açığını bulun, gönderin” diyen bir komutanın da dahil olduğu bir çevrenin çeşitli yıldırma girişimlerine maruz kaldığını aktarıyor.

Askeri bir kurumdan plaket alan ilk sivil çalışan olan Senay Sarıgöz’ün zekasından ve kararlılığından korkan odaklar, Sarıgöz için Antalya’ya sürgün sürecinin ardından tertip sürecini hızlandırdılar.

Sırmay Günaydın kardeşinin tutuklanma nedeni ile ilgili aile olarak yaptıkları tespiti şöyle dile getiriyor; “ Askeri bilgiler sızdırılıyordu. Senay güvenliğin aşıldığını fark ettiği zaman birileri bundan rahatsız oldu. Askeriyede ya da başka bir yerde çalışıyor olsanız bile, güvenlik düzeyi düşükse, dışarıdan bağlanılıyorsa, bunu zaten bildirmeniz gerekiyor. İyi bir programcıysanız bu cezalandırılması gereken değil, ödüllendirilmesi gereken bir şeydir. Cezalandırılıyorsanız orada ters giden bir şeyler vardır. Senay büyük rahatsızlık vermiş.”

GÖRÜŞTE ŞAKALAŞIP EĞLENİRİZ

Sırmay Günaydın, kız kardeşinin sesinin duyulmadığı ilk altı aylık dönemde boşuna hapis yattığı, ancak tutsaklığı duyulduktan sonra bir anlam kazandığı görüşünde. Hatice Senay Sarıgöz’ün , ailesinin hatta oğlu Candan Dağhan’ın bu süreçten güçlenerek çıkacaklarına inanıyor. “Senay’ın içerde olması bizim için gurur kaynağı, çünkü başkaları gibi hırsızlık yapmadı, kimseye zarar vermedi, vatana ihanet etmedi. Sadece vatansever olduğu ve doğru şeyler yaptığı için içerde.”

Sarıgöz, oğlu Candan Dağhan için faaliyetlerini bir günlükte tutuyor. Günlüğünde balonların nasıl uçabildiğinden, diğer küçük bilimsel eğitimlere de yer veriyor. Yeğeni ile birlikte gittikleri görüşlerin haftada bir gün 45 dakika ile sınırlı olduğunu söyleyen Sırmay Günaydın, “ama biz en iyi şekilde değerlendiriyoruz. Şakalaşıp eğleniyoruz. Görüşe gidip ağlayacak, eğik duracak halimiz yok. Babasını kaybettikten sonra annesinin tutsaklığına da şahit olan Dağhan, annesinin suçsuz olduğunu biliyor, tertibin baş sorumlusunu da tanıyor. Annesi Dağhan’a “haberleri izle oğlum, bizim kahraman olduğumuzu göreceksin” dediğinden beri Dağhan’ın hayata daha çok sarılması için daha fazla nedeni var. Bizde genetik bir durum galiba, yenilmek yok.” diye ekliyor. Cumhuriyet’in temel ilkelerinin çiğnendiği, ordunun tasfiye edildiği bir ortamda aydınlık bir tablo görmediğini ancak Türk halkının boyun eğmeyeceğine inandığını söyleyerek söyleşimizi şu sözlerle noktalıyor Günaydın, “ Muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur. Yolu vatan sevgisinden geçen herkesle bir gün bir yerde buluşacağız.”

SINAVDA SORUN VAR DEYİNCE...

Orta Doğu Teknik Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Fizik Bölümü mezunu... 2001 Yılında Sahil Güvenlik Komutanlığı bünyesinde, bilgisayar programcısı olarak göreve başladı...

2009 yılının Temmuz ayından beri de Sahil Güvenlik Eğitim ve Öğretim Komutanlığı’nda çalışıyordu... Görev yeri son derece önemli ve kritikti...

Soru Bankası’nda görev yapıyor, sınav sorularını hazırlayıp sınav yapıyorlardı... KPSS sınavı, Polis Akademisi giriş sınavları, Askeri Lise giriş sınavları gibi soruların çalındığı iddia edilen olaylar akla gelince tuhaf gelmiyor...

O da ne zaman ki soruların olduğu bilgisayarların güvenlik düzeyinin düşük olduğunu, dışarıdan bağlanılıp bilgilerin görülebildiğini, sorularının çalınabileceğini ve güvenlik ihlali olduğunu tespit etti, hayatı değişti...

Bu duruma kayıtsız kalamazdı, durumu ilk amirine sözlü olarak bildirdi... “İşine bakması” söylendi... Dayanamadı yazılı olarak durumu rapor etti... Ama bu durum birilerini rahatsız etti...

Bir anda kendini bu alçak ve aşağılık iftiraların içinde buldu... Yargılandı... Savunmaları dikkate almadı mahkeme... 4 yıl 5 ay hapis cezasına mahkum edildi... Yargıtay 9. Ceza dairesi sağ olsun kararı süper hızla onadı...

Öyle ki, Antalya cezaevine girdiği 12 Şubat 2014 tarihinden yaklaşık 6 ay sonra haberimiz oldu... Ağustos ayındaki bir sessiz çığlık eyleminde annesi haber verene kadar kimsenin kendisinden haberi olmadı... Örgüt “gizli” olunca üyenin hapse girdiğinden kimsenin haberi olmuyor doğal olarak... Cezaevine girmeden 3 ay önce eşini kaybetti... Şimdi 8 yaşındaki biricik oğluna kız kardeşi bakıyor...

E. NİLHAN BOZKURT

zmirli... Ülkeye uzun yıllar şerefle hizmet etmiş emekli bir subay kızı...

1998 yılında Deniz Harp Okulundan, Teğmen rütbesi ile mezun oldu... Başına bu olaylar gelene kadar tam tamına 17 yıldır askerdi, Pilot Yüzbaşı Ebru Nilhan... Bu alçak iftiraya kadar ve halen Deniz Karakol Uçaklarında görevli tek uçucu kadın subaydı...

Gözaltına alındığı tarihte Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nda ilk kez Denizaltı Savunma Harbi maksadıyla görev yapacak ve bu harbin kaderini değiştirecek Deniz Karakol Uçakları ile ilgili bir proje olan MELTEM-2 projesinde görevliydi...

Yokluğunda, yapılan aramada sadece göreviyle ilgili, eğitimimi tazelemek ve kendisini geliştirmek için bulunan dijital dokümanlar haricinde suç teşkil edecek hiçbir şey bulunmadı...

Dosyada 5 adet telefon numarasının Ebru Nilhan’a ait olduğu iddia edildi ise de sadece bir tek telefon numarası ona aitti... Tesadüf bu ya diğerlerinin hepsi kapalıydı... Tüm taleplerine rağmen bu telefonlar ile ilgili görüşme dökümleri, HTS kayıtları kendisine verilmedi... Dosyaya da girmedi...

Ama Savcı Ebru Nilhan’ın sadece bir sınıf arkadaşı ile Ramazan Bayramı kutlaması nedeniyle 2 sene önce yapmış olduğu 2 telefon konuşmasını

Konutunda elde edilen tamamı mesleğiyle ve uçuculukla, uçuşun emniyeti ilgili, sürekli çalışma ve bilme zarureti olan dokümanlar Genelkurmay tarafından “gizli” olarak değerlendirildi...

Ebru Nilhan sonuç olarak 5 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırıldı...

Y. EBRU ERCÜMENT

975 Sakarya doğumlu... Denizaltı Gemi Komutanı olan Binbaşı Bahadır ERCÜMENT ile evli...

Yekdane, 1997 yılında Deniz Harp Okulu’ndan mezun oldu... 1997-2006 yılları arasında Deniz Kuvvetleri’nin çeşitli firkateyn ve kara birliklerinde başarıyla görev yaptı... Son derece aktif ve başarılıydı... Uluslararası yat yarışlarına da katılıyor, yurt dışında da ülkemizi başarıyla temsil ediyordu...

Yekdane, Deniz Kuvvetleri’nin tek kadın Denizaltı Savunma Harbi Taktik eğitmeniydi...

Ta ki adına düzenlenmiş 440 Seri Numaralı Birlik Sürekli Giriş Kartının odasından çalındığı güne kadar... Çalındığında, Norveç’te Yeni Tip Karakol Botlarının sonar sistemleri kullanım kursundaydı... Dönüşte çalındığını fark edince, durumu dilekçe ile rapor edip, yenisinin çıkarılmasını talep etti...

Ancak kendisini bu iğrenç iftiraların içinde bulmaktan kurtulamadı...

Yekdane’ye yapılan suçlamalara esas olan dijital belgelerde Yekdane’nin Harp okulunda okuyan bazı bayan öğrenciler hakkında çeşitli bilgiler ve fotoğrafları temin ettiği iddia edilse de bu dijitallerin sahteliği mahkemede defalarca ispat edildi... Ama ne fayda...

İddianamenin yayınlandığı gün, Ercüment Ailesi, hayatlarının en kötü günlerinden birini yaşadı... O esnada hamile olan Yekdane, bu kadar acıyı kaldıramadı ve küçük bebeğini kaybetti...

Yekdane, sonuç olarak 9 yıl 2 ay hapis cezasına çarptırıldı... Bu arada Yekdane’nin yeni bir bebeği oldu... Şimdi kucağında 7 aylık bebeği ile Anayasa Mahkemesi’nin gerçekleri görmesini bekliyor...

SELİN TOPAL

988 İzmir doğumlu... 2006 yılında girdiği Deniz Harp Okulu’ndan 2010 yılında Teğmen olarak mezun oldu...

Göreve Gölcük İkmal Merkezi Komutanlığı’nda başladı... O’nun da sözde İbrahim SEZER’in yöneticiliğini yaptığı iddia edilen suç örgütünün talimatıyla Deniz Harp Okulundaki 8 bayan öğrencinin özel hayatları hakkında çalışmalar yaptığı ve elde ettiği bu bilgileri örgüte ilettiği iddia edildi...

Tabii yine sahteliği defalarca kanıtlanmış dijital veriler üzerinden...

Sözde bu dijitalleri 17.10.2009 tarihinde oluşturmuştu... Tesadüf bu ya o gün Cumartesi gününe denk gelmekteydi... Ve Selin, o gün okulda olmadığını defalarca belgelerle ispat etti... Tabii ki dikkate alınmadı...

Yine Selin’in oluşturduğu iddia edilen bir başka dijital dosyada ise Selin’in kendi kendini fişlediği görüldü... Bu da dikkate alınmadı...

Bir de yine bir dijital dosyada “Selin’in evi aktif kullanılabilir” ibaresi ile ikamet ettiği Mecidiyeköy’deki evi sözde fuhuş için kullanıldığı iddia edildi...

Ama bu adres Selin’in 3 yıldır ailesi ile birlikte oturduğu evdi ve tüm komşuları, evlerinde olağan dışı bir hareketlilik olmadığı konusunda tanıklık etmeye hazırdı...Maalesef bu konu dikkate alınmadı...

Ama tüm bunlara rağmen Selin de bu iftiralar nedeniyle 5 yıl hapis cezasına mahkum olmaktan kurtulamadı...

Devrim Aşkın Karasoy

Deniz Kuvvetlerinin Mata Hari’leri...

Hepsi de başarılıydı... Hepsi de alanlarında tek yada parmakla gösteriliyordu... Hepsi de Cumhuriyet kadınlarıydı... Gelecekleri parlaktı... Kadınların orduda olmasını istemeyenlere bu işi yapabileceklerini defalarca kanıtlamışlardı... Meslek hayatları boyunca yurt içi ve yurt dışında ülkelerini ve Türk kadınını başarıyla temsil ettiler... Ama bir gün bile akıllarına insanlık dışı iftiralara maruz kalıp aciz duruma düşecekleri gelmedi...

Erkek çoğunluğun olduğu bir ortamda muharip kuvvetlerde görev yaptılar... Bugüne kadar onların arasında var olabilmek için onlardan çok daha fazla performans gösterdiler... Firkateynlerde çalıştılar, Deniz Karakol Uçakları ile uçtular, çok çeşitli eğitimlerden geçtiler, yurt içi ve yurt dışında eğitim ve tatbikatlara katılıp ülkelerini ve Türk kadınını başarıyla temsil ettiler... Milyonlarca dolarlık silahların bulunduğu gemilerde sorumluluk aldılar, milyonlarca dolarlık milli projelerde yer aldılar... Kimisi her uçuşunda ölüm riski taşıdı... Sonunda kimisi çocuğunu, kimisi mesleğini, kimisi özgürlüğünü kaybetti...

İşte size Deniz Kuvvetleri’nin “Mata Hari”leri...

Av. Mahir Işıkay


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.