Her karede ayrı bir çığlık

Aydınlık, soğuk hava deposunda cenaze teşhisinde... Hiç de ‘güzel’ ölmediler Soğuk hava depoları Soma’daki acıyı adeta kanıtlar nitelikte... İşçilerin cansız bedenleri Kırkağaç’taki soğuk hava deposuna getirilerek...

Her karede ayrı bir çığlık
16 Mayıs 2014 Cuma 11:20

9sogukhava

Aydınlık, soğuk hava deposunda cenaze teşhisinde... Hiç de ‘güzel’ ölmediler

Soğuk hava depoları Soma’daki acıyı adeta kanıtlar nitelikte... İşçilerin cansız bedenleri Kırkağaç’taki soğuk hava deposuna getirilerek fotoğrafları dev ekranlarda ailelere gösteriliyor

Madenci aileleri için umudun bittiği yerde; cenazelerin teşhis için getirildiği Kırkağaç soğuk hava deposundayız. Depo Soma ilçe merkezinden 15 km mesafede. Hemen karşısında Kırkağaç Belediye mezarlığı... Çevrede Türkiye’nin hemen her bölgesinden gelen onlarca cenaze aracı...

Gece saat 01.00. Polis sokağın girişinde barikat kurmuş. Basını almadığı için “yakınımızı teşhis etmeye geldik” diyoruz. Geçmemize izin veriyorlar. Devasa beyaz depo binalarına yaklaşırken her adımda ölümün soğukluğunu tüm bedenimizde hissediyoruz. Rüzgar yerdeki tozu toprağı etrafa savuruyor. Deponun bahçesine giriyoruz. İIk binanın yüksek kapısı ardına kadar açık. Içeride üst üste yığılmış tabutlar, hemen karşısında sıra halinde konteyner şeklinde dolaplar. Şehit madencilerimizin cansız bedenleri bir adım ötemizde...

Son depoya doğru ilerliyoruz. Çevremizde ağızlarında maskeyle dolaşan gönüllü yurttaşlar, doktorlar ve jandarma bulunuyor. Deponun hemen girişinde bilgisayarlar dizilmiş. Biraz ilerisine dev bir perde asılmış. Karşısında izleyici bankları... Eski açık hava sinemaları gibi. Ancak perdenin karşısına geçtiğimizde bambaşka bir manzarayla karşılaşıyoruz.

Yüzlerde şişlik ve yanıklar

Ölen madencilerin yüzleri tek tek perdeye yansıyor. Toprak, kömür, yanık, kan dolu yüzler... Her biri üzerlerine konan numaralarıyla yakınları tarafından teşhis edilmeyi bekliyor. İkinci gün madenden çıkan işçilerin yüzleri tanınmayacak halde. Kiminin yüzü tanınmayacak halde. Dudakları, yanakları şişmiş, bazılarının burnundan akan kan tüm yüzünü kaplamış. Vücutlarının bir bölümü yanmış. İşçilerin teşhis edilebilmesi iyice güçleşiyor. Ceplerinden çıkan özel eşyaları da başlarının yanında fotoğraf karesine giriyor. Bir işçinin yanı başında belki de hiç yanından ayırmadığı çakısı...

Banklarda oturan aileler gözlerini kırpmadan ekrana kilitlenmiş. Sessizliğin ortasında bir anda “Merdan, Merdan bu..” diye bir feryat! Oturduğu banktan sıçrayan kadın bir anda yere yığılıyor. Başka bir kadının “Oğlum..Oğlum bu.. Benim oğlum ölemez” diye haykırışı... Sağlık ekipleri tarafından sedyeyle deponun hemen dışındaki çadıra götürülen kadınların çığlıkları sakinleştirici ilaçların etkisini göstermesiyle azalıyor. Sonra yeniden başlıyor. Maden ocağı ve hastanede yakınlarını bulma umudu tükenen ailelerin son durağı işte bu sözün bittiği yer oluyor... Biz de sabah 5.30’da ölümün acı kokusuyla Kırkağaç’tan ayrılıyoruz.

Irmak Mete – Gamze Çınlar


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.