Cemaat’e operasyonda doğru tavır

Yanlış anlaşılmaktan korkarsak, halkın öncülüğünden, kitlenin kuyrukçuluğu konumuna düşmez miyiz? Avukat Tayfun Taşlıoğlu İşçi Partisi MKK Üyesi

Cemaat’e operasyonda doğru tavır
04 Ağustos 2014 Pazartesi 11:27

02cemaat

Fethullahçı çeteye karşı yürütülen operasyonun yarattığı kırılma, her kırılmada olduğu gibi siyasi öznelerin konumlanışını ortaya çıkardı.
Öne atılanlara bakın; CHP ve MHP, bütün imkânlarıyla teyakkuza geçti. Önce utangaç tavırlarla başladılar, sonrasında siper oldular Fethullahçı polislerin önünde. Ve hatta daha operasyona uğramamış Ergenekon ve Balyoz hâkimlerini bile savunmaya geçtiler. Elbette en önde Ekmeleddin İhsanoğlu, polislere operasyondan birkaç saat sonra “büyük üzüntüleri”ni ifade etti ve sadece po-lislerin değil, hâkimlerin de itibarsızlaştığından bahsetti.
Yani Fethullahçıların “itibarı”nı kurtarma görevi CHP ve MHP’ye verilmiş, onlar da görev ve sorumluluklarının bilincindeler.  Hrant Dink suikastından Danıştay saldırısına, cinayetler silsilesinden tutun Ergenekon, Balyoz, Oda TV, Askeri Casusluk kumpaslarına kadar yükselen “itibar”.
O itibarlı eylemlerden birinin de Ali Fuat Yılmazer’in ifadesiyle, “AKP kapatılmasın diye İşçi Partisi, Aydınlık ve Ulusal Kanal’a operasyon yapıp tutuklamak” olduğunu da bir kenara yazalım.
Kırılma dönemleri aynı zamanda bir “irade testi”ni de getirip önünüze koyar. İradenizi teslim edip etmemek arasında bir tercih yapmaya zorlayan bir sınav önünüzde durur.
Bugün yaşanan kırılmada CHP ve MHP’nin iradesinin kime teslim edildiğini görmek için açıklamalarına bakmanız yeterli.
Anlıyoruz ki bütün umutlarını Fethullahçı çeteye bağlamışlar.
Fethullahçı çeteye kendilerini Tayyip Erdoğan’dan kurtarması için bağlanmışlar, teşne olmuşlar, daha doğru ifadeyle ABD Gladyo’sundan iktidar dilenme acziyetine düşmüşlerdir.
Çünkü Tayyip Erdoğan’ı yıkacak ne programı sahipler ne de bu gücü kendilerinde görmektedirler. Sistemi tehdit eden halk hareketlerinin içinde olmadıklarını gibi, artık bunun bir adım ötesine geçmişlerdir. Halkın iradesini de kendi iradelerini teslim alan merkezlere teslim etme görevini de üstlenmişlerdir. Kılıçdaroğlu ve Bahçeli’nin Haziran Ayaklanması’ndaki “itidal” ve “Abdullah Gül göreve” çağrılarını hatırlıyoruz. Aynı Kılıçdaroğlu ve Bahçeli’nin, Cemaat kaset yayınlasa diye ağızları açık beklemeleri de yine o tablonun içindedir.
2012’de başlayan halk hareketi, 2013’te ayaklanmaya dönüşerek o iktidar blokunu parçaladı. Dikkat edin, 2012 eylemleri başlar başlamaz eşzamanlı “AKP-Cemaat kavgası” haberleri ortaya döküldü. AKP ve Cemaat liderlerinin ağzından defalarca yalanlanan bu durum Haziran Ayaklanması’yla açığa çıktı. Bu paralelliğe tesadüf diyerek geçiştirebilir miyiz? Sırf bu durum bile olayın “AKP-Cemaat kavgası”ndan çok öte bir dinamiğin, halk iradesinin eseri olduğunun kanıtı.
O bloku İşçi Partisi’nin fitilini ateşlediği halk ayaklanmaları parçaladı. AKP yola Gladyo ile devam edemez hale geldi. İşçi Partisi’ne “AKP kapatılmasın diye operasyon yaptığını” söyleyen Ali Fuat Yılmazerler o ayaklanmaların altında kaldılar.
SUSARAK TESLİM OLMAK
O sistemin içinde, savaşın dışındaysanız veya halk hareketinin yumruğunu göremiyorsanız, elbette bu operasyona karşı çıkarsınız ya da tavırsızlıkla geçiştirirsiniz.
Tavırsızlık,  “AKP bunu yapamaz” ya da “Bu operasyona destek vermeyelim; ne yapacaksa yapsın, biz izleyelim”dir.
Bu anlayış da yine yukarıda bahsettiğimiz gibi bu operasyonun kimin mücadelesinin sonucu olduğunu görememenin, halk hareketini anlamamanın sonucudur. Operasyonun sahibinin AKP olduğunu sanıyorlar.
Mücadeleyi biz verdik, biz gerilettik ve bloku parçaladık. Operasyonu sadece izlersek, susarsak, operasyon sürerken bizi ilgilendirmiyor gibi davranırsak iradeyi AKP’ye teslim etmiş olmaz mıyız?
Olayın bir başka yönüne bakalım. Eğer biz irade koymaz, operasyonları sahiplenici ve zorlayıcı bir tavır almazsak, Fethullahçı Gladyo’nun imhası gerçek anlamıyla mümkün olabilir mi? İzleyelim demek, aynı zamanda AKP’ye güvenen bir tavır değil midir?
Eğer halkın öncüleri buna doğru tavır almazsa halkın bu mücadeleyi anlaması ve benimsemesi mümkün müdür?
“Halk ne der” korkusuyla bugün irade koymazsak, aynı Ekmeleddin İhsanoğlu’nu desteklemek ve tavır-irade koymamak anlayışlarında olduğu gibi, kendiliğindenciliğe sürüklenmez miyiz?
Yanlış anlaşılmaktan korkarsak, halkın öncülüğünden, kitlenin kuyrukçuluğu konumuna düşmez miyiz?

Avukat Tayfun Taşlıoğlu

İşçi Partisi MKK Üyesi


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.