Bir imkân olarak Kürtçe eğitim

Siyasal sorunların bilimsel sorularla çözülebileceği inancı sanırım çok naif bir ruh halini yansıtmaktadır. Fakat yine de haklılığını hakikate dayandırma çabasının bir ürünü olması açısından bu sorulara cevap arama girişimi...

Bir imkân olarak Kürtçe eğitim
25 Eylül 2014 Perşembe 13:26

02-mansetee

Siyasal sorunların bilimsel sorularla çözülebileceği inancı sanırım çok naif bir ruh halini yansıtmaktadır. Fakat yine de haklılığını hakikate dayandırma çabasının bir ürünü olması açısından bu sorulara cevap arama girişimi önemlidir. Doğu Perinçek'in, Prof. Dr. Kadri Yıldırım'a yönelttiği soruların bu bağlamda bir anlamı vardır.

Takip edebildiğimiz kadarıyla Perinçek'in "Kürtçe eğitim"e en temel itirazı, "bilim dili" olmamış bir dil ile eğitimin yapılamayacağı yönünde. Kanımca, "bilim dili"nden ziyade güçlü bir yazılı edebiyata sahip olmayan diller arasında bir ayrıma gitmek çok daha doğru olacaktır. Çünkü Perinçek'in mukayese unsuru olarak kullandığı Türkçe ile bilim yapıldığını ve Türkçenin kendisine has bir bilim dili olduğunu söylemek sadece günümüz için değil tarihsel süreçte de zor gözüküyor. Selçuklu sarayında ve eğitim kurumlarında Farsça, Osmanlı medreselerinde ise Arapçanın ağırlığı bilinmekte. Batılılaşma sürecinden önce; siyaset, hukuk, matematik, kimya ve astronomi başta olmak üzere kullandığımız kavramların neredeyse hepsi Arapça ve Farsçaya aitti. Batı etkisine girmemiz ile birlikte de sırasıyla Fransızca ve İngilizce kavram dünyamızda egemenlik kurmaya başladı. Zaten bilim dili demek kavram üretebilen dil demektir. Hatta bilgisayar, üçgen, toplum gibi birkaç güzel ikame dışında kelimelerin ve kavramların Türkçe karşılığını üretmekte ve topluma kabul ettirmekte büyük sıkıntılar yaşamaktayız.

TÜRKÇE BİLİM DİLİ Mİ?

Peki, Türkçe tarihte hiç bilim dili olmamış mıdır? Olmuştur tabi, fakat bu noktada öne çıkan Oğuzların Batı Türkçesi değil, Timurluların Çağatayca'sıdır. Nitekim Batılılaşma sürecimizde Ahmet Vefik Paşa'nın Çağatayca'yı öğretim dili haline getirme hususunda bir çaba içine girdiğini görüyoruz. Fakat tarihsel ve maddi karşılığı olmadığı için bu niyet hiçbir zaman ciddi bir teşebbüse dönüşemedi. Esasen günümüzde de Türkçenin bilim dili işlevi gördüğünü söylemek mümkün değildir. Türkiye'nin önde gelen üniversitelerinde de eğitim Türkçe ile yapılmamaktadır. Boğaziçi, ODTÜ, BİLKENT, Koç, Galatasaray, Sabancı, İstanbul Bilgi gibi seçkin üniversitelerin eğitim dili Türkçe değildir. Türkçe olarak bilim dünyasına kattığımız kaç kavram vardır, kaç bilimsel buluşun ve geliştirilmiş teknolojinin patentini almışızdır? Bu konuda ortaya çıkacak sonuçlar iç karartıcı olacaktır. Türkçe bugün bir eğitim dilidir fakat bir bilim dili değildir. Eğitim dili olabilmesi ise "bilim dili" olmasından değil, güçlü bir Türkçe edebiyat geleneğinin varlığındandır. Bu edebiyat, tüm farklı ağızlara rağmen, üst bir yazım dili oluşmasını ve yabacı dillerden türetilmiş kavramların ikamelerinin sınırlı da olsa yapılabilmesini sağlamıştır. Ayrıca Türkçe eğitimin yapılmasına imkân veren bir başka olgu da Türkçenin yüzyıllar boyunca devlet dili olmasıdır. Bu çok kritik bir husustur. Kürtçenin esas sorunu bilim dili olmamasından değil, güçlü bir yazılı edebiyat ve devlet geleneğinin bulunmamasındandır. Bu açıdan kavramları olduğu gibi, yani hiç Kürtçe ikamesini yapmadan almaya kalksa bile üniversite düzeyinde eğitim yapması çok güçtür. Tüm bunları yapmadan önce güçlü bir Kürtçe yazılı edebiyat geliştirmesi gerekir. Fakat Kuzey Irak'ta olduğu gibi temel eğitim düzeyinde Kürtçe, üniversite düzeyinde ise eğitimi İngilizce sürdürmesi mümkündür. Nitekim yazılı edebiyatı ya olmayan ya da çok az sayıda örneği olan sömürgecilik sonrası kurulan devletlerde eğitim dilinde böyle bir ikilik vardır. Fakat onlar eski sömürge ülkeleri olduğu için, İngilizce ya da Fransızca zaten resmi dilleridir. Hele Türkiye'de yaşayan Kürtler üzerinden meseleye bakıldığında, bir Kürdün Türkiye'nin her yerinde çalışabilmesi için, en az Kürtçe kadar Türkçeyi de bilmesi gerekir. İki resmi dilin olduğu bir ülkede de, mutlaka tüm halkın konuşup anlaşabileceği bir üst dil mutlaka vardır. Bu da genelde iki dilden biridir. Fakat burada da söz konusu olan, farklı etnik kimliklere mensup toplulukların, coğrafi olarak net bir şekilde birbirinden ayrılmış olmasıdır. Bugün Türkiye'de yaşayan Kürtler ve Türkler, tüm diğer örneklerden (Katalan, Bask, Kuzey Irak gibi) farklı olarak birbirlerine karışmış bir halde yaşamaktadır. Doğu'da yaşayan Kürt nüfustan daha çoğunu Batı'nın metropolleri taşımaktadır. Bu durumda farklı dilli okulların varlığı sadece bir iletişim sorunu yaratmakla kalmaz. Aynı şehirde farklı etnik kimliklerin dilinde okulların varlığı çok daha başka toplumsal çatışma dinamikleri yaratabilir. Örneğin, kız meselesi yüzünden liseliler arasında çıkabilecek bir tartışma, okullar arası futbol müsabakası gerginliği ya da iki okul öğrencilerinin herhangi bir nedenden dolayı sürtüşmesi bir anda etniklik temelinde gelişebilecek toplumsal çatışmaların önünü açabilir. Her olayda sorun çok kolay bir şekilde Kürtler ya da Türkler saldırıyor şeklinde provoke edilebilir. Türkiye zaten kültürel farklılıkların bu tip sorunlar üzerinden son derece keskin bir siyasal ve toplumsal çatışma ortamı yaratabildiği bir ülkedir. Nitekim zaman zaman kentlerimizde bu durumun örnekleri yaşanmaktadır. Bu bağlamda etnik dil temelinde kurulmuş okulların varlığı, pandoranın kutusunun kapağının açılması demek olabilir. Öyleyse geriye sadece bir seçenek kalıyor: Federasyon.

KÜRTÇE İÇİN FEDERASYON

Federatif bir yapıyla birlikte Kürtçe eğitimin hayata geçirilmesi daha olası gözükmektedir. Fakat şunu görmek zorundayız; Kürt nüfusunun büyük çoğunluğunun Batı'da yaşadığı günümüz koşullarında, Kürtçe eğitim yapan okulların kurulması, sadece Türk ve Kürdü koparmakla kalmaz, federe devletin sınırları içinde kalan Kürt ile dışında kalan Kürdü de koparır. İki farklı dil üzerinden eğitim ve öğrenim görmüş Kürtler arasında da uyumun sağlanması gittikçe zorlaşır.

Tüm bu olgular çerçevesinde "temel eğitimden üniversiteye anadilde eğitim" savunusunun bilimsel bir temele oturmadığı söylenebilir. Buna rağmen, tanınma talebi üzerinden gelişmiş bir siyasal mücadele pratiğine sahip Kürt halkı da kaçınılmaz olarak kimliği hususunda bir tatmin yaşamak istemektedir. Elbette bir kimlik mücadelesi, çeşitli kültürel haklar temelinde tatmin edilmezse bastırılması son derece güç olacaktır. Bunun yanında bir kimliğin tanınma talebini bastırmaya çalışmak da savunulacak bir tutum değildir. Fakat itiraz edilmesi zorunlu olan bir başka tutum da kimliğin bir farklılık olarak keskinleşmesine neden olabilecek girişimlerdir. Etniklik veya dinsellik bağlamında gelişen kimlik taleplerinin nihai olarak farklılaşma temelinde tamamlanması, o toplumda siyasal alanı tamamen dağıtır. Çünkü farklı dil ve etnik kimlikte olsalar da ortak sınıf çıkarları üzerinden siyasal ve toplumsal mücadele sahnesinde yer alacak olan toplumsal aktörler devre dışı kalmış olurlar. Öyleyse ne faşizan yöntemlerle bir kimliği yok sayma, ne de sınıf çıkarlarını dahi görmez hale getirecek kadar kültürel kimliklerin farklılığının keskinleşmesini sağlama, ikisi de reddedilmesi gereken tutumlardır.

KARDEŞLİK TEMELİNDE BİRLİKTE YAŞAM

Yukarıda sıralanan olgular ışığında anadilde eğitimin, pratikte zaten uygulamaya geçirilmesi zor olduğu gibi, derhal bu talebin karşılanmasını isteyenlerin de Kürtçe eğitimin yapılabilmesini sağlayacak hiçbir ciddi hazırlığı yoktur. Böyle bir eğitim ancak ilkokul düzeyinde, fakat çok yoğun Türkçe eğitim de verilerek yapılabilir. Fakat yine de çok zorlama bir çaba olacaktır, çünkü eğitimin diğer basamaklarında karşılığı yoktur. Alelade yapılsa bile katlanılacak toplumsal ve siyasal maliyeti çok yüksektir. Elbette pedagojik olarak meseleye bakıldığında, kişilerin kendi anadilleri ile öğrenim görmeleri onları daha başarılı kılabilir. Fakat eğitimin üst basamaklarında ve toplumsal yaşamda ise bu başarıyı sürdürebilecek bir zemin yoktur.

Günümüzde şunu kabul etmek zorundayız; her türlü milliyetçi vurguya ve kimlik mücadelesine rağmen Türk'ün Kürtleştiği Kürdün de Türkleştiği bir tarihsellikten geçiyoruz. Büyükşehirlerde yaşayan, üniversitelerde okuyan, belirli bir refah düzeyini yakalayan Kürtler hızla tüketim dünyasına adapte oluyor. Bu dünya içinde Kürtler, Türklerin Batılı yaşam tarzına "ben de isterem" şarkısında olduğu gibi büyük bir iştahla sarılmaya başlıyor. Üstelik sadece kendisi dönüşmüyor; örneğin İstanbul'a adapte olmuş Diyarbakırlı bir Kürt, Diyarbakır'a da etki ediyor. Orasını da değiştiriyor. Bu yüzden Kürtlerin Batı kentlerine gelmesinden çok rahatsız olan ve birçok şeyin artık eskisi gibi olmadığından şikâyet eden bir Türk'ün, aslında Diyarbakır'da da bu süreçte hiçbir şeyin aynı kalmadığını, etkileşimin karşılıklı olduğunu görmesi gerekiyor. Türkler de zaten geçen yıllar içinde, Kürtlerin müziği, yemekleri, halayları v.b. gibi birçok unsurunu içselleştirmekte. Bu karşılıklı benzeme süreci, aslında bir arada yaşamanın imkânlarını gözler önüne sermekte. Bir başka deyişle, kültürel sorunlar hayatın kendi olağan akışı içinde çok daha kolay çözümler yaratabilmekte. Bu sorunlar siyasal alana taşındığı zaman ise keskinleşmekte ve çatışma ortamına dönüşmekte. Maalesef postmodern dönem, siyaseti tamamen kültürel çatışmalar temeline oturttu. Üretimden ve dolayısıyla da kollektiviteden kopuş, tüketimin bireyselliği üzerinden tikelliği siyasetin merkezine oturttu ve siyasetin en önemli yönü olan kamusallığını parçaladı.v Bu döngüden kurtuluş, siyasal alanı yeniden sınıfsal zemine oturtabilmekten geçiyor. Böylelikle ezilmişliğini Kürtçe söyleyebilmekten daha fazla bir hak elde edemeyecek bir halka, Türk ve Kürt emekçilerinin birlikte mücadelesi; eşitlik, özgürlük ve kardeşlik temelinde, bağımsız bir ülkede yaşama şansı verecektir...

Can Ulusoy

Siyaset Bilimci, Galatasaray Üniversitesi


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.