Avrupa Birliği Bakanlığı: 'Yanlışlıkla' mı kuruldu?

Böyle bir bakanlık, ne amaçla ve ne gibi işlevleri olabileceği beklentisiyle kurulabilir? Avrupa Birliği ülkeleriyle, en başta da genel olarak birliğin kendisiyle olan ilişkileri geliştirmek, ülkenin ona girişiyle ilgili çabaları...

Avrupa Birliği Bakanlığı: 'Yanlışlıkla' mı kuruldu?
07 Eylül 2013 Cumartesi 13:30

2avrupa

Böyle bir bakanlık, ne amaçla ve ne gibi işlevleri olabileceği beklentisiyle kurulabilir? Avrupa Birliği ülkeleriyle, en başta da genel olarak birliğin kendisiyle olan ilişkileri geliştirmek, ülkenin ona girişiyle ilgili çabaları arttırmak, daha sonraki gelişmelere hazırlıklı olmak...

Burada en başta gelen noktalardan birinin, siyasal, "bürokratik", hukuksal ve en geniş anlamda uyum sürecinin biçimsel diyebileceğimiz geliştirilmesinin yanında, belki daha doğrusu ötesinde, günlük yaşamın, genel olarak yaşamın her yönündeki ayrılıkların olabildiğince ortadan kaldırılması olduğu söylenebilir.

Toplumsal ve bireysel yaşamın Avrupa Birliği ülkelerindeki durumuna bakarsak, Türkiye'de on yılı aşan bir süredir bu konuların hepsinde görülen gelişmeleri, daha doğrusu duraklama ve gerilemeleri, ters yönde yol almayı, hemen görmekteyiz: kadın-erkek ilişkileri, siyasal yaşam, inanç konusu, dış ilişkiler, ulusallık konusu, iktisadi durum, bilim, eğitim, sanat, spor etkinlikleri ile toplumsal ve bireysel yaşamın başkaca çok önemli yönleri... Bütün bunlarda zaman içinde geriye gidiş bakımından pek çok can alıcı örneği verilebilecek "gelişmelerin" tartışılmasının buradaki satırlara sığdırılabilmesi kuşkusuz düşünülemez.

Buradaki bağlamımızda bu konularda şu çok önemli hedefleri sayabiliriz diye düşünüyorum: Ulusallığın ve laikliğin ortadan kaldırılmaya, onların yerine (Orta Doğu ülkelerindekine çok benzer biçimde) İslam dini temelli, demokrasiden çok uzak bir devlet ve toplum düzeni kurmak; dünya görüşü, yaşayış biçimi, kadın hakları, laiklik vb. belli başlı her alanda elde edilmiş hakları, ulaşılmış düzeyleri tümüyle ortadan kaldırıp dünyasal yaşamın tüm olumlu yanlarından, güzelliklerinden uzaklaşmak; Orta Doğu'da öylesine köhne kalmış düzenlerin özelliklerini benimseyerek onlara yönelmek, ilgili ülkelere yaklaşmak ve benzemek.

Bütün bu "gelişmeler" ayrıca ne anlama gelmektedir? Batılı ve inananların çoğunun laikliği benimsemiş Hıristiyan olduğu Avrupa'dan yaşamın tüm belli başlı yönlerinden uzaklaşmak; ancak bunun için de, belli bir süre, iktisadi ve siyasal çıkar vb. açısından Avrupa Birliği'ne girilecekmiş gibi yapmak / davranmak... Buradaki bağlamımızda, öz olarak, 'sağ', 'sol', 'sömürü' gibi siyasal ve toplumsal-iktisadi kavramların gündeme getirmemize gerek bulunmamaktadır; konumuzun tarihsel kapsamı da, bu kavramların anlamı ne ölçüde geniş olursa olsun, burada onları aşmaktadır. Tartıştığımız konu, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girip girmemesi, ya da bunun doğru olup olmaması değil, iktidarla çevresinin ve Birlik ülkelerinin neden bu durum isteniyormuş (ve olanaklıymış) gibi davranıyor olmalarıdır. Gezi olayları dolayısıyla son olup bitenler, özellikle söz konusu bakanlığın başında bulunan siyasetçinin Birlik'in eleştirilerine şiddetli bir biçimde karşı çıkışı, "meydan okuyuşu", kanımca, iktidarın orta süremli diyebileceğiz geleceğe yönelik tasarımlarıyla da uyum içindedir. Hiçbir ülkede iktidar, temel hedeflerinden vazgeçer mi? Gerçekte, hiç istemediği, ancak bir süre için katlanmak zorunda olduğu ve kabullenir göründüğü tutumları benimseyebilir mi? Yeter ki, bu süre içinde "görünüşü kurtaramayacağı" bir durum ortaya çıkmasın.

Yaman Örs

Ankara Tıp Fak. Deontoloji (Tıbbi Etik)

A. D. Em. Öğr. Üyesi; Felsefe Doktoru.


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.